May 31

ABD’de yapılan iki ayrı araştırma politik tercihlerde genetik ve psikolojik faktörlerin etkili olabileceğini söylüyor.

New York Üniversitesi profesörü John Jost’un American Psychologist dergisinde yayımlanan makalesine göre, kişinin mizacı ve etkisi altında olduğu çevresel faktörler politik tercihin oluşmasında yarı yarıya etkili oluyor.

12 ülkeden 22.000 denek üzerinde genetik yapının ve psikolojik ruh halinin politik tercihlere nasıl yansıdığını araştıran Jost, özel yaşamında düzeni ve gizliliği tercih eden kişilerin muhafazakar siyasete yöneldiği, yenilikçi ve değişikliğe daha kolay adapte olan kişilerin de liberal politikaları benimsediği sonucuna vardı.

LİBERALLER KAOSU, MUHAFAZAKARLAR DÜZENİ SEVİYOR Araştırmaya göre liberaller kaotik ortamlarda rahat edebildiği için toplumsal değişimi destekliyor. Muhafazakarlar düzen taraftarı olduğundan var olan şartları korumak ve güveni sarsmamayı tercih ediyor.

Jost’un araştırmasına göre çevresel faktörler de kişilerin siyasi eğilimlerini etkiliyor. Ölüm, terör korkusu ya da bilinmezlikle yaşayan insanlar siyasi olarak da muhafazakarlığa yöneliyor. 11 Eylül saldırılarından sonra yapılan bir araştırma, kurtulanların yüzde 38’inin olayı takip eden 18 ay içerisinde daha muhafazakar olduğunu, yüzde 13’ününse daha liberal olduğunu söylüyor.

BİYOLOJİK YAPI SİYASİ EĞİLİMİ BELİRLİYOR Nebraska Üniversitesi siyaset bilimi profesörü John Hibbing tarafından yapılan bir araştırma da siyasi inançları belirlemede biyolojik yapının etkili olduğunu belirtiyor. Hibbing’e göre, daha fazla ortak genleri bulunuan tek yumurta ikizleri, siyasi fikirler açısından çift yumurta ikizlerine göre daha çok benzeşiyor.

Hibbing “siyasi eğilimlerimizin yüzde 40’ı, belki de 50’si genetik yapımızla ilişkili” diyor.

Hibbing, düşünce farklılıklarının genetik temelleri olduğu anlaşılırsa, daha hoşgörülü bir toplum yaratılabileceğini savunuyor, ve ekliyor: “karşıt görüşlü insanların inat ettikleri için değil, biyolojik olarak belli fikirlere daha yakın olduğu için sizden farklı düşündüğünü anlarsanız, onları değiştirmek için gereksiz çaba harcamazsınız.”

Yazan :admin

May 31

Geçtiğimiz yıl diğer yıldızların yörüngesinde olan 28 yeni gezegen saptayan bilimadamları, yerleşilebilir milyarlarca gezegen olabileceğine dikkat çekti.

Honolulu`da dün yapılan Amerikan Astronomi Derneği toplantısında konuşan araştırmacılar, yakın dönemdeki yeni gezegen keşifleriyle birlikte, güneş sisteminin dışında bilinen dış gezegen sayısının 236`ya yükseldiğini açıkladı.

Araştırma ekibine öncülük eden California Berkeley Üniversitesi`nden Astronomi Profesörü Geoffrey Marcy, diğer yıldızların çevresinde Satürn ve Jüpiter gibi dev gezegenlerin kolayca saptanabildiğini belirtti.

Bulgularının ayrıntılarını internetteki http://exoplanets.org adresinde yayınlayan araştırmacılar, henüz Dünya büyüklüğünde nesnelerin görülmemesine rağmen, yeni tekniklerin astronomlara çok büyük olmayan gezegenleri saptayabilme şansı tanıdığını belirtti.

Bilinen yıldız sistemlerinin dördü, birden çok gezegene ve yörüngesinde daha küçük nesnelere sahip.

Çoğu yıldızın birden fazla gezegene sahip olduğunu belirten Marcy, “Birini bulduğumuzda, ikincisi, üçüncüsü, dördüncüsü geliyor” dedi.

Üç yıl önce buldukları yeni bir gezegenin kendilerini çok heyecanlandırdığını anlatan Marcy, Gliese 436 yıldızının etrafında dönen Neptün`e benzer ve Dünya`dan farklı olsa da suyla kaplı gibi görünen bir gezegenin bilimadamlarını meraklandırdığını hatırlattı.

Marcy, “Samanyolu galaksimizde 200 milyar yıldız var. Onların belki de yüzde 10`unun yerleşilebilir gezegenlere sahip olduğunu tahmin edebiliriz” dedi.

Marcy, gezegenlerin çoğunun bir yıldız etrafında dairesel yörüngeye değil, eliptik yörünge denilen daha uzamış bir yörüngeye sahip olduğunu da kaydetti.

Dünyanın Güneş`e şimdikinden daha yakın olması halinde kaynayacağını, daha uzak olması halindeyse donacağını hatırlatan Marcy, dolayısıyla çok uzak yörüngenin yaşamı destekleyemeyeceğine dikkat çekti.

Yazan :admin

May 31

Bilgisayar Destekli Merkezi Seçmen Kütüğü Sistemi (SEÇSİS) projesinin donanım çözümlerini sunan Sun Microsystems, 43 milyon seçmeni bilgisayar ortamına taşıdı.

Sun Microsystems`ten yapılan açıklamada, Türkiye`deki 43 milyon seçmenin kütüğünün, Yüksek Seçim Kurulunun (YSK) Sun Microsystems altyapısı üzerinde gerçekleştirilen projesi çerçevesinde güncellenebilir şekilde bilgisayar ortamına geçirildiği bildirildi.

Açıklamada, SEÇSİS`in, Türkiye`deki tüm seçmenlere ilişkin bilgilerin bilgisayar ortamına aktarılması, bilgisayar ortamında doğru, güncel ve tutarlı bir bütün olarak saklanması, sürekli güncellenmesi, çevrim içi takip edilebilmesi, seçimlerde bu bilgilerin ve teknolojik olanakların kullanılması amaçlarını taşıdığı, projenin hedefleri arasında, elektronik seçim sistemine geçişin temelini atmanın da bulunduğu belirtildi.

Projede kullanılan Sun`ın yüksek ölçekli depolama ünitesi sanallaştırma (virtualization) gibi özellikleri sayesinde hiçbir güvenlik açığı olmadan dışarıdaki portala hizmet verebildiği ifade edilen açıklamada, bu depolama ünitesi sayesinde ayrıca, gelecekte SEÇSİS kapsamında hayata geçirilebilecek felaket yedekleme çözümlerine şimdiden hazır hale gelindiği vurgulandı.

Açıklamada, 72 milyon nüfuslu Türkiye`nin 43 milyon seçmenini içeren SEÇSİS projesinin, MERNİS ve UYAP ile birlikte Türkiye`nin en büyük üç projesinden biri olduğu, toplam 4 ay gibi kısa sürede hayata geçirilen SEÇSİS projesinin, e-devlet projeleri arasında ülke çapında “en

Yazan :admin

May 31

Yeni Zelanda`da bilimadamları yağsız süt verebilen inek yetiştirmeyi başardı.

Araştırmacılar, elde edilen sütün yağsız olmasına karşın, beyin gücünü arttırdığı belirtilen Omega 3 açısından zengin ve çoklu doymamış yağ içerdiğini belirtti.

İngiliz The Times gazetesinin haberine göre, yağsız süt veren inekler, genetik mutasyona uğrayan tek bir inekten yetiştirildi.

Ar-ge çalışmalarına milyonlarca sterlin ayıran Yeni Zelanda`nın ViaLactia isimli biyoteknoloji firmasınca yetiştirilen ineklerden yapılan tereyağı, buzdolabından çıkarıldığında margarin gibi kolayca sürülebilme avantajı da sağlıyor.

2001 yılında sahibinden 120 sterline (yaklaşık 335 YTL) satın alındıktan sonra gizli bir yere götürülen ineklerin genetik annesine bilimadamları, Marge adını verdi.

Normal bir inekten farkı olmayan Marge`ın sütünün protein seviyesi normal ancak yağ düzeyi ise çok düşük ve doymamış yağ.

Sütteki Omega 3 yağları seviyesinin de çok yüksek olduğunu belirten firma yetkilileri, bu tür süt üretilecek sürülerin, 2011 yılında ticari anlamda faaliyete geçebileceğini kaydetti.

ViaLactia ar-ge başkanı Russell Snell, “Marge`ın özelliklerini taşıyan bir damızlık elde etmek müthiş birşey olacak. Bu Marge gibi yüzbinlerce inek üretmeye olanak verecek” dedi.

Çalışmalar bu hafta bilimsel dergilerde de yayımlanacak.

Yazan :admin

May 31

de satılan Wii adlı oyun konsolu özel kolu sayesinde oyun içindeki hareketleri gerçek vücut hareketleriyle yapmanızı sağlıyor.

Ancak bu keyifli özellik kimi kullanıcılarda beklenmedik sonuçlar yaratabiliyor. Oyundaki topu fırlatmak için kolu çıkan, yumruk atmaya çalışırken kontrol pedini televizyona fırlatıp camını kıranların sayısı hiç de az değil. Nintendo bunu erken fark ederek cihazı kola bağlayan bandı daha sağlam olanla ücretsiz değiştirdi ama sonuç yine hüsran. Bu ilginç durum kimi firmalar için yeni iş kolları yarattı. Buna son örneklerden biri de Tayvanlı LCDarm. Firmanın yeni ürünü televizyon ekranı önünde güçlü bir tabaka ekleyerek fırlayan Wii kollarına karşı koruma sunuyor.

Yazan :admin

May 31

evde sinema keyfi karmaşaya dönüşebilir. Buna çarelerden biri de Sony`den geliyor.

DVD teknolojisiyle birlikte görüntü kalitesi yükselince sıra sese geldi ve önce 2+1, sonra 5+1 ve en sonunda 7+1 hoparlör derken evde sinema keyfi yaşamak isteyenlerin odada oturacak yeri kalmadı. Ev sinema sistemlerinin diğer büyük bir sorunuysa kablo karmaşası. Sony`nin DAV-IS10 kodlu sistemi 6 farklı noktaya döşenen kablo karmaşasını olmasa da mekândaki kalabalığı kesinlikle çözüyor. Son derece küçük boyutlu hoparlörlere rağmen toplam 450 Watt gücünde ses çıkışı veren 5.1 sistem aynı zamanda markanın Bravia serisine ait diğer cihazlarıyla HDMI arayüzüyle iletişim kurabilen Theater Sync teknolojisine sahip.

Hoparlör değil film seyretmek isteyenler için cazip seçeneklerden biri olan DAV-IS10 setinin önümüzdeki ay yaklaşık 800 dolarlık etiketle satışa sunulması bekleniyor. Türkiye satış fiyatıysa henüz belli değil.

Yazan :admin

May 31

çalışan, klima vazifesi görecek sistem geliştirilmeye çalışılıyor. Yazın soğutma, kışın ise ısıtma amaçlı kullanılacağı kaydedilen sistemin birkaç yıl içinde geliştirilebileceği belirtiliyor. Projenin sloganı “Güneş çıksa da serinlesek”.

Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsünde (GYTE), güneş enerjisiyle çalışan, klima vazifesi görecek sistemin geliştirilmesine çalışılıyor. Sistemin yaz aylarında soğutma, kış aylarında ise ısıtma amaçlı kullanılacağı belirtildi.

Sistemin birkaç yıl içinde geliştirilebileceği ve elektrikle çalışan klimaların yerini alacağı belirtiliyor.

Proje yöneticisi Mühendislik Fakültesi Malzeme Bilimi ve Mühendisliği öğretim üyesi Doç. Dr. Ali Ata, Türkiye’de güneş enerjisinin genellikle ısıtma amaçlı kullanıldığını, bu enerjinin soğutma sisteminde kullanımının kendileri dışında 1-2 yerle sınırlı olduğunu söyledi.

Güneş ışınını enerjiye çeviren sistemlerin elektrik sistemleri ve termal ısı sistemleri olarak ikiye ayrıldığını ifade eden Ata, Türkiye’de elektrik sistemlerinin kullanılmadığını, termal sistemlerin ise yaygın olarak su ısıtma amaçlı kullanıldığını belirtti.

YAZIN SOĞUTACAK, KIŞIN ISITACAK Ata, güneş enerjisini soğutmada kullanmak amacıyla Almanya’da yerleşik bir firma ile her biri 5 metreye 1.8 metre ebatında 36 kolektörün bulunduğu sistemi enstitünün bahçesine kurduklarını söyledi.

Güneş panellerinin 342 metrekarelik alanı kapladığını, paneller sayesinde güneş enerjisini kullanarak yaklaşık 180 dereceye kadar ısıttıkları suyu makine odasında buharlaştırarak “çiller” denilen cihaz yardımıyla lityum bromürle absorbe edip, 7 derecelik soğuk su elde ettiklerini anlatan Ata, soğuk suyu fanlar yardımıyla klima mantığında olduğu gibi mekanları soğutmada kullanıklarını ifade etti.

Ata, güneş olmaması halinde ise tanklara alınan suyun sıcaklığının 1-1.5 gün muhafaza edilerek soğutmada kullanılabildiğini belirtti.

Projedeki sloganlarının “Güneş çıksa da serinlesek” olduğunu, sistemle yaklaşık 1000 metrekarelik kapalı alanı soğutabileceklerini söyleyen Ata, sistemin kışın ise ısıtma amaçlı kullanılabileceğini kaydetti.

SİSTEMİN EV TİPİ KULLANIMI Sistemin bilindiğini, ancak geliştirilmesi gerektiğini ifade eden Ata, hedeflerinin emici tabakaların güneş ışınını emip yansıtmamasını sağlayacak yeni sistemi geliştirmek olduğunu söyledi. Sistemin ev tipi kullanımının henüz söz konusu olmadığını dile getiren Ata, bunun sıcak su buharını soğutmaya yarayan “çiller” denilen cihazın küçültülememesi ve ihtiyacın yaklaşık 3 katı kapasitede olmasından kaynaklandığını belirti.

“Soğutucu teknolojilerinde küçük ebatta çiller geliştirilirse güneş enerjisiyle çalışan klimalar evlerde de kullanılabilir” diyen Ata, böylesi bir teknolojiyi uzak görmediğini, 3-4 yıl içinde gerçekleşebileceğini kaydetti.

TATİL KÖYLERİNDEKİ SOĞUTMA SİSTEMLERİNE ALTERNATİF Sistemin sürekli ve güvenilir olmasından dolayı tatil köylerinde kullanılabileceğini ileri süren Ata, sistemin şu anki maliyetinin 300 bin Euro olduğunu belirterek, şunları söyledi:

“Güney illerimizdeki tatil köylerinden talepler var. Kurulum dışında masrafı olmayan sistem sayesinde tatil köylerinde elektrik enerjisinden günlük 150-200 YTL tasarruf sağlanabilecek. Bu sistem sayesinde güneşin en yakıcı olduğu saatlerde daha hızlı sonuç alınabiliyor. Yapacağımız çalışmalarla maliyeti indirmemiz halinde sistemin önümüzdeki yıllarda elektrikle çalışan klimaların yerini alacağını düşünüyorum. Böylece işletmeciler, elektrik enerjisinin yetersiz olduğu tatil köylerinde klimaları çalıştırmak için jeneratör kullanmak zorunda kalmayacak.”

Yazan :admin

May 31

son konsept araç tek kişilik yani tek koltuklu olarak tasarlanmış ve kendini parçalıyor.

Dünyanın en büyük otomotiv üreticilerinden Japon Toyota da, her fuara yeni bir çevreci konsept araçla katılıyor. Toyota, dünyaya otomotivlerinin gelecekte alacağı şeklin ve özelliklerinin daha da çevreci olacağının sinyallerini veriyor. Toyota son olarak tek koltuklu konsept aracını geçtiğimiz günlerde Britanya’nın başkenti Londra’da tanıttı.

Toyota Otomotiv’in geliştirdiği son konsept araç tek kişilik yani tek koltuklu olarak tasarlanmış. Şirketin merkezinden yapılan açıklamada Toyota I-Unit adı verilen konsept aracın çevreye karşı duyarlı olduğu belirtiliyor.

Toyota I-Unit, çöpe atıldığında doğada bulunan organik maddeler gibi kendini parçalara ayırıyor ve parçalar hiçbir şekilde doğaya zarar vermiyor.

Yazan :admin

May 29

Sultan İkinci Abdülhamîd Han tarafından Doğu Anadolu ile Filistin ve diğer bölgelerin sosyal, siyâsî ve iktisâdî hayâtını düzenlemek için kurulan teşkilât.

Pâdişâh İkinci Abdülhamîd Han; Şark meselesi adı altında, Avrupalı devletler tarafından istenilen reformların, Hıristiyan tebea için önce muhtâriyet sonra istiklâl; Osmanlı Devleti için de zayıflama ve parçalanma anlamına geldiğini, yaşanan târihî tecrübeler vâsıtasıyla gâyet iyi biliyordu. Bu yüzdendir ki, bütün gücü ve mahâretiyle Doğu Anadolu’yu kurtarmaya, orada bir Ermenistan devletinin kuruluşunu engellemeye, Rum ve İngiliz emperyalizminin hareket kâbiliyetini azaltmaya çalıştı. Bunun için tâkib ettiği politikanın esâsı şunlardır:

1. Devletin askerî ve mülkî otoritesini maddeten ve mânen Doğu Anadolu’da tesis etmek.

2. Bütün Anadolu halkının menfaatini koruyan reformlar yapmak, sâdece Ermeniler lehine yapılacak olanları reddetmek.

3. Resmî kuvvet ve otoritenin yetersiz kaldığı yerlerde, mahallî kuvvet ve otoritelerden faydalanmak.

4. Doğu Anadolu’ya batı tarâftarı ve hayrânı memurları yollamamak.

5. Büyük devletlerin reform isteklerini geciktirmek ve uygulamamak.

6. Ermenilerin olup bittileri karşısında kalmamak için Müslüman halkı, özellikle aşîretleri silâhlandırmak ve onları müteyakkız hâle getirip uyandırmak.

7. Avrupalı misyonerlerin faâliyetlerini engellemek veya kontrol altında bulundurmak.

8. Ermenilerin çıkaracağı her türlü hâdiseye zamânında müdâhale etmek veya ettirmek.

9. Aşîretlerden askerî birlikler teşkil etmek.

Sultan Abdülhamîd, bilhassa bu son madde ile doğuda kurulacak askerî alayların çeşitli faydaları olacağını ümid etmekteydi. Doğu Anadolu’da âsâyişin bozulmasına sebeb olan aşîretler bu olaylar sâyesinde hem inzibât altına alınmış, hem de Ermeniler karşısında teşkîlâtlandırılmış olacaktı. Ayrıca Rus ordularına karşı kullanılabilecekti. En mühimi ise, yabancı devletlerin aşîretler üzerindeki tahrik ve propagandası önlenmiş olacaktı.

Bu sırada Doğu Anadolu aşîretleri 1877-78 Osmanlı-Rus savaşının ortaya çıkardığı otorite boşluğu sebebiyle birbirleriyle mücâdeleye girişmişlerdi. Ayrıca merkezî otoritenin temsilcileri olan mahallî otoriteyi de dinlemez bir hâle gelmişlerdi. Bölgede tampon bir Ermeni devletinin kurulmasını isteyen İngiltere de aşîretlerin bu tutumunu teşvik ederek onları tahrike başladı ve her türlü desteği vâdetti. Bu tahrik ve destekler netîcesinde bâzı aşîret reîsleri Osmanlı Devleti aleyhine faaliyetlere başladılar.

Tehlikeyi sezen İkinci Abdülhamîd Han, hiçbir devlet nizâmı tanımayan aşîretleri medenîleştirmek, disiplin altına alarak eğitmek ve aralarındaki kavgalara son vererek bu yöndeki aksiyonu devlet menfaatine kullanmak üzere Hamîdiye alaylarının kurulmasını emretti (1890).

Dördüncü ordu kumandanı Müşir Zeki Paşanın da desteklediği bu projeye, paşaların büyük bir kısmı karşı çıktı. Buna rağmen Abdülhamîd Han, Zeki Paşayı bu işle görevlendirdi. Kendisine Erzincan’ı merkez seçen Müşir Zeki Paşa 1891 ilkbaharında faaliyete geçti. İlk iş olarak Mirlivâ Mahmûd Paşayı Van, Malazgirt, Hınıs taraflarına gönderip aşîretlerden Hamîdiye Alaylarının teşkilini başlattı. Bu faaliyet beş yıl sürdü. 1896’da Erzincan, Dersim, Erzurum, Diyarbakır, Van, Malazgirt, Urfa ve doğuda daha birçok yerde Hamîdiye Süvâri Alayı meydana getirildi. Bu dönemde sâdece Erzurum vilâyeti dâhilinde 8 alay kuruldu.

1891’de ilk olarak çıkarılan elli üç maddelik nizamnâmede Hamîdiye Süvârî Alaylarının nasıl kurulacağı ve özelliklerinin nasıl olacağı açıklanmıştır. Buna göre; bu alayların isimleri Hamîdiye Süvârî Alayları’dır. Bu alaylar, dört bölükten az, altı bölükten fazla olmayacaktır. Her bölük; dört takımdan, her takım da 32 neferden noksan, kırk sekiz neferden fazla olmayacaktır. Her alay en az 512, en fazla 1152 kişiden meydana gelecektir. Her dört alay bir liva sayılacak. Büyük aşîretlere bir veya birden fazla alay, küçük aşîretlere ise bir kaç bölük kurma hakkı verilecek. Ancak alay kurulması ve eğitim maksadıyla aşîretlerin birleştirilmesi önlenecek, merkezî otoritenin veya ordu kumandanlarının emri ile sâdece savaş zamânında birleştirilecekti. Her alaydan iki çavuş ordu-yu hümâyûn merkezine gönderilip mekteb alayında eğitime tâbi tutulacaktı. Ayrıca her alaydan bir çocuk seçilerek İstanbul’a gönderilecek, orada süvârî mektebinde tahsil gördükten sonra mülâzımlık (teğmen) rütbesiyle memleketine ve alayına dönecekti.

Belirtilen esaslarda kurulan Hamîdiye Alaylarına katılmak için her aşîret severek mürâcât ettiğinden, hepsini alma imkânı olmuyordu. Hamîdiye Alaylarının sayısı ilk zamanlar 50 civârında iken, zamanla 100’e yaklaştı. Alaylara katılmak için güneydeki Arap kabîleleri de mürâcaat ediyorlardı. Hattâ 17 ve 18. asırlarda devlete karşı isyân eden ve zarar veren, Haleb civârındaki Şummar Arap Kabîlesi de Hamîdiye Alayları teşkil etmişti. Hamîdiye Alaylarına katıldıktan sonra zararlı durumdan çıkmış, Birinci Dünyâ Savaşında güneydeki cephede büyük faydalar sağlamışlardı. Libya’da kurulan Hamîdiye Alayları da 1930’lara kadar İtalyanlara karşı mücâdele ettiler.

Söz konusu nizâmnâmenin hazırlanıp kabul edilmesiyle, Müşir Zeki Paşanın nezâretinde Hamîdiye Alayları kuruldu. 1891’de pekçok aşîret reisi İstanbul’a gelerek Sultan İkinci Abdülhamîd Hanı ziyâret ettiler ve bağlılıklarını arz ettiler. Sultan İkinci Abdülhamîd Han da onların her birine hediyeler ve nişanlar vererek taltif etti. Böylece merkezî otorite ile aşîretler arasında önceden olmayan diyalog kurulmuş oldu. Fakat her şeye rağmen Hamîdiye Alaylarıyla dirlik düzenlik sağlamak kolay olmuyordu. Aşîret hayâtına alışmış insanlardan muntazam askerî birlikler meydana getirmek zordu. Bu durumları bilen Sultan İkinci Abdülhamîd Han, aşîretlere karşı devamlı hoşgörü ve sabırla muâmele edilmesini tavsiye etti. Hattâ irâdelerinin birinde; “Normal askerî birlikler gibi hareket etmeleri imkânsız ise de, hiç olmazsa bu sâyede disiplin altına alınmış ve netîcede günün îcâblarına göre, az da olsa, eğitilmiş olurlar.” dedi.

Askerî yönden stratejik önemi hâiz yerlerde teşkil edilen Hamîdiye Alaylarının her birine, bir tarafında Kur’ân-ı kerîmden bir âyet, diğer tarafında ise pâdişâh armasıyla işlenmiş kırmızı atlastan sancaklarla, beyaz ipek kumaşa yaldızla yazılmış fermanlar verildi. Zaman zaman Erzincan’a gelerek Müşir Zeki Paşaya bağlılıklarını bildiren aşîret reisleri, 1893’te kalabalık bir grup hâlinde İstanbul’a giderek Pâdişâh tarafından kabul edildiler.

Hamîdiye Alaylarıyla ilgili ilk nizâmnâmenin dört yıllık uygulamasından sonra elde edilen tecrübeler ışığında, 1896 yılı başlarında yeni nizâmnâme hazırlanarak yürürlüğe girdi. Birinciye göre daha ayrıntılı olan nizâmnâmede yeni hükümler yer aldı. Ayrıca alay ve bölük kadrolarının yetiştirilmesiyle ilgili yeni hükümler ve uygulamalar getirildi. Bütün askerî okulların kapısı aşîret çocuklarına açıldı. Aşîretleri devlete yakınlaştırmak ve devletle kaynaştırmak için aşîret mektebi açıldı ve pekçok aşîret çocuğu yetiştirildi.

Hamîdiye Alaylarının kurulmasıyla Sultan İkinci Abdülhamîd Hanın aşîret reisleri ve din adamlarıyla olan sıkı münâsebetleri netîcesinde, merkezî otorite kuvvetlenerek çarlık Rusyasının Türkiye üzerindeki emelleri, İngilizler ve Fransızların, Ermenileri kışkırtma yoluyla çıkarmak istedikleri olayların yanında, kan dâvâsı ve aşîret kavgalarının önüne geçildi. İmâr faâliyetleri hızlanarak yeni tesisler kurulup sosyal ve iktisâdî gelişmelere sebeb olundu. İstanbul ile Diyarbekir arasında ve bölgede telgraf hatlarıyla diğer muhâbere vâsıtaları Hamîdiye Alayları sâyesinde gelişti.

O günkü şartlarda Doğu Anadolu’nun ve diğer bölgelerin sosyal ve iktisâdî meselelerinin hâllinde çok büyük rolü olan Hamîdiye Alayları, siyâsî bakımdan emperyalist devletlerin ve azınlıkların hedefi hâline geldi. Çünkü bu güçler ve azınlıklar gâyelerine ulaşabilmek yolunda Sultan İkinci Abdülhamîd Hanı ve Hamîdiye Alaylarını en büyük mâni görüyorlardı. Sultan İkinci Abdülhamîd Hanın tahttan indirilmesinden sonra, iktidâra yerleşen İttihad ve Terakkî, Hamîdiye Alaylarının teşkilâtını lağvetti. Aşîret hafif süvâri alayları adıyla yeniden düzenlendi ve sayıları da azaltılarak 24’e indirildi. Doğuda meydana gelen Ermeni isyânlarında önemli faydası görülen bu alaylar, Balkan Savaşında yerinden oynatılmadı.

1913 yılında, alaylar yeni bir teşkilâtlanma içerisine sokularak ihtiyat süvârî alayları adı altında, iki fırka hâlinde, merkezi Erzurum olan dokuzuncu kolorduya bağlandılar. Birinci Dünyâ Harbinde doğuda dinç ve zinde olarak Ruslara karşı kahramanca çarpışan bu alaylar, pek çok kahramanlık gösterdiler ve Rus birliklerini ric’ate zorladılar. İran, Rus, İngiliz, Fransız ve Ermeni saldırılarına karşı devletin yanında mücâdele veren bu alayların pekçok neferi, çarpışmalar esnâsında şehid düştü.

Yazan :admin

May 29

Erbil şehri, özellikle Selçuklular ve bunların devamı olan atabegler zamanında, büyük bir ilim ve kültür merkezi oldu. Hele, Beğ-tiginliler hânedanının kurduğu Erbil Atabegliği (1144-1233), şehrin tarihinde müstesna bir yere sahiptir. Bu hânedanın son temsilcisi ve 1190-1233 tarihleri arasında 43 yıl hüküm süren Muzaffereddin Gökbörü zamanında Erbil, altın çağını yaşadı. Yaptığı birçok ilmî, dinî ve hayır müesseseleri ile İslâm dünyasında destanî şahsiyet kazanan Gökbörü, kör ve sakatlar için hankâh yaptırmış; dullar, yetimler, yaşlılar ve kimsesiz çocuklar için yurtlar ve zengin vakıflar kurmuştur. Gökbörü’nün şöhretini arttıran diğer bir husus, her yıl Hz. Peygamberin doğum günü münasebetiyle iki gün iki gece süren mevlid törenleri tertiplemiş olmasıdır. Pekçok kurbanların kesildiği, ziyafetlerin verildiği bu mevlid törenlerinde, geceleri mumlar yakılarak fener alayları düzenlenirdi. Şehir dışında kurulan otağlarda, İslâm dünyasının her tarafından gelen âlim, sanatkâr ve kalabalık misafirler ağırlanırdı. Sanatkâr, âlim ve şairlere bohçalar içinde hil’at (değerli giysi) ve hediyeler dağıtan Gökbörü, böylece Hz. Peygamber sevgisinin ve mevlid geleneğinin bütün İslâm dünyasına yayılmasına ve yaygınlaşmasına vesile olmuştur.

Erbil, Moğol istilâsından sonra Celayirliler, Karakoyunlular, Akkoyunlular, Safevîler ve I. Dünya Savaşına kadar Osamnlılar’ın idaresinde kalmıştır

Yazan :admin

-