May 31

ABD’de yapılan iki ayrı araştırma politik tercihlerde genetik ve psikolojik faktörlerin etkili olabileceğini söylüyor.

New York Üniversitesi profesörü John Jost’un American Psychologist dergisinde yayımlanan makalesine göre, kişinin mizacı ve etkisi altında olduğu çevresel faktörler politik tercihin oluşmasında yarı yarıya etkili oluyor.

12 ülkeden 22.000 denek üzerinde genetik yapının ve psikolojik ruh halinin politik tercihlere nasıl yansıdığını araştıran Jost, özel yaşamında düzeni ve gizliliği tercih eden kişilerin muhafazakar siyasete yöneldiği, yenilikçi ve değişikliğe daha kolay adapte olan kişilerin de liberal politikaları benimsediği sonucuna vardı.

LİBERALLER KAOSU, MUHAFAZAKARLAR DÜZENİ SEVİYOR Araştırmaya göre liberaller kaotik ortamlarda rahat edebildiği için toplumsal değişimi destekliyor. Muhafazakarlar düzen taraftarı olduğundan var olan şartları korumak ve güveni sarsmamayı tercih ediyor.

Jost’un araştırmasına göre çevresel faktörler de kişilerin siyasi eğilimlerini etkiliyor. Ölüm, terör korkusu ya da bilinmezlikle yaşayan insanlar siyasi olarak da muhafazakarlığa yöneliyor. 11 Eylül saldırılarından sonra yapılan bir araştırma, kurtulanların yüzde 38’inin olayı takip eden 18 ay içerisinde daha muhafazakar olduğunu, yüzde 13’ününse daha liberal olduğunu söylüyor.

BİYOLOJİK YAPI SİYASİ EĞİLİMİ BELİRLİYOR Nebraska Üniversitesi siyaset bilimi profesörü John Hibbing tarafından yapılan bir araştırma da siyasi inançları belirlemede biyolojik yapının etkili olduğunu belirtiyor. Hibbing’e göre, daha fazla ortak genleri bulunuan tek yumurta ikizleri, siyasi fikirler açısından çift yumurta ikizlerine göre daha çok benzeşiyor.

Hibbing “siyasi eğilimlerimizin yüzde 40’ı, belki de 50’si genetik yapımızla ilişkili” diyor.

Hibbing, düşünce farklılıklarının genetik temelleri olduğu anlaşılırsa, daha hoşgörülü bir toplum yaratılabileceğini savunuyor, ve ekliyor: “karşıt görüşlü insanların inat ettikleri için değil, biyolojik olarak belli fikirlere daha yakın olduğu için sizden farklı düşündüğünü anlarsanız, onları değiştirmek için gereksiz çaba harcamazsınız.”

Yazan :admin

May 31

Geçtiğimiz yıl diğer yıldızların yörüngesinde olan 28 yeni gezegen saptayan bilimadamları, yerleşilebilir milyarlarca gezegen olabileceğine dikkat çekti.

Honolulu`da dün yapılan Amerikan Astronomi Derneği toplantısında konuşan araştırmacılar, yakın dönemdeki yeni gezegen keşifleriyle birlikte, güneş sisteminin dışında bilinen dış gezegen sayısının 236`ya yükseldiğini açıkladı.

Araştırma ekibine öncülük eden California Berkeley Üniversitesi`nden Astronomi Profesörü Geoffrey Marcy, diğer yıldızların çevresinde Satürn ve Jüpiter gibi dev gezegenlerin kolayca saptanabildiğini belirtti.

Bulgularının ayrıntılarını internetteki http://exoplanets.org adresinde yayınlayan araştırmacılar, henüz Dünya büyüklüğünde nesnelerin görülmemesine rağmen, yeni tekniklerin astronomlara çok büyük olmayan gezegenleri saptayabilme şansı tanıdığını belirtti.

Bilinen yıldız sistemlerinin dördü, birden çok gezegene ve yörüngesinde daha küçük nesnelere sahip.

Çoğu yıldızın birden fazla gezegene sahip olduğunu belirten Marcy, “Birini bulduğumuzda, ikincisi, üçüncüsü, dördüncüsü geliyor” dedi.

Üç yıl önce buldukları yeni bir gezegenin kendilerini çok heyecanlandırdığını anlatan Marcy, Gliese 436 yıldızının etrafında dönen Neptün`e benzer ve Dünya`dan farklı olsa da suyla kaplı gibi görünen bir gezegenin bilimadamlarını meraklandırdığını hatırlattı.

Marcy, “Samanyolu galaksimizde 200 milyar yıldız var. Onların belki de yüzde 10`unun yerleşilebilir gezegenlere sahip olduğunu tahmin edebiliriz” dedi.

Marcy, gezegenlerin çoğunun bir yıldız etrafında dairesel yörüngeye değil, eliptik yörünge denilen daha uzamış bir yörüngeye sahip olduğunu da kaydetti.

Dünyanın Güneş`e şimdikinden daha yakın olması halinde kaynayacağını, daha uzak olması halindeyse donacağını hatırlatan Marcy, dolayısıyla çok uzak yörüngenin yaşamı destekleyemeyeceğine dikkat çekti.

Yazan :admin

May 31

Bilgisayar Destekli Merkezi Seçmen Kütüğü Sistemi (SEÇSİS) projesinin donanım çözümlerini sunan Sun Microsystems, 43 milyon seçmeni bilgisayar ortamına taşıdı.

Sun Microsystems`ten yapılan açıklamada, Türkiye`deki 43 milyon seçmenin kütüğünün, Yüksek Seçim Kurulunun (YSK) Sun Microsystems altyapısı üzerinde gerçekleştirilen projesi çerçevesinde güncellenebilir şekilde bilgisayar ortamına geçirildiği bildirildi.

Açıklamada, SEÇSİS`in, Türkiye`deki tüm seçmenlere ilişkin bilgilerin bilgisayar ortamına aktarılması, bilgisayar ortamında doğru, güncel ve tutarlı bir bütün olarak saklanması, sürekli güncellenmesi, çevrim içi takip edilebilmesi, seçimlerde bu bilgilerin ve teknolojik olanakların kullanılması amaçlarını taşıdığı, projenin hedefleri arasında, elektronik seçim sistemine geçişin temelini atmanın da bulunduğu belirtildi.

Projede kullanılan Sun`ın yüksek ölçekli depolama ünitesi sanallaştırma (virtualization) gibi özellikleri sayesinde hiçbir güvenlik açığı olmadan dışarıdaki portala hizmet verebildiği ifade edilen açıklamada, bu depolama ünitesi sayesinde ayrıca, gelecekte SEÇSİS kapsamında hayata geçirilebilecek felaket yedekleme çözümlerine şimdiden hazır hale gelindiği vurgulandı.

Açıklamada, 72 milyon nüfuslu Türkiye`nin 43 milyon seçmenini içeren SEÇSİS projesinin, MERNİS ve UYAP ile birlikte Türkiye`nin en büyük üç projesinden biri olduğu, toplam 4 ay gibi kısa sürede hayata geçirilen SEÇSİS projesinin, e-devlet projeleri arasında ülke çapında “en

Yazan :admin

May 31

Yeni Zelanda`da bilimadamları yağsız süt verebilen inek yetiştirmeyi başardı.

Araştırmacılar, elde edilen sütün yağsız olmasına karşın, beyin gücünü arttırdığı belirtilen Omega 3 açısından zengin ve çoklu doymamış yağ içerdiğini belirtti.

İngiliz The Times gazetesinin haberine göre, yağsız süt veren inekler, genetik mutasyona uğrayan tek bir inekten yetiştirildi.

Ar-ge çalışmalarına milyonlarca sterlin ayıran Yeni Zelanda`nın ViaLactia isimli biyoteknoloji firmasınca yetiştirilen ineklerden yapılan tereyağı, buzdolabından çıkarıldığında margarin gibi kolayca sürülebilme avantajı da sağlıyor.

2001 yılında sahibinden 120 sterline (yaklaşık 335 YTL) satın alındıktan sonra gizli bir yere götürülen ineklerin genetik annesine bilimadamları, Marge adını verdi.

Normal bir inekten farkı olmayan Marge`ın sütünün protein seviyesi normal ancak yağ düzeyi ise çok düşük ve doymamış yağ.

Sütteki Omega 3 yağları seviyesinin de çok yüksek olduğunu belirten firma yetkilileri, bu tür süt üretilecek sürülerin, 2011 yılında ticari anlamda faaliyete geçebileceğini kaydetti.

ViaLactia ar-ge başkanı Russell Snell, “Marge`ın özelliklerini taşıyan bir damızlık elde etmek müthiş birşey olacak. Bu Marge gibi yüzbinlerce inek üretmeye olanak verecek” dedi.

Çalışmalar bu hafta bilimsel dergilerde de yayımlanacak.

Yazan :admin

-