May 28

Volfram (Almanca) başka bir değişle Tungsten (Fransızca) beyazımsı gri renkli, eşsiz özelliklere sahip bir metaldir. Atom numarası 74, atom ağırlığı 184, yoğunluğu 19.3 gr/cm3’ tür. 3410 0C ile en yüksek erime noktasına sahip bir elementtir. Aynı zamanda paslanmaya çok dayanıklı olan volfram 1650 0C’nin üstünde en fazla gerilme direnci olan metaldir.

Doğada 20’den fazla volfram minerali bilinse de, ekonomik olarak işletilebilen minerellar şeelit (CaWO4) ve volframittir [(Fe, Mn)WO4].

Yerkabuğu ortalaması 1-1.3 ppm olan volfram en fazla granitler içinde bulunur (ortalama 1.5 ppm). Volfram taşıyan ana oluşumlar metamorfik kayaçlardır. Pek çok yatakta volframa bakır, kalay, bizmut, antimuan ve molibden mineralleri de eşlik eder.

Volfram çok asidik granitlerin pegmatitik pnömatolitik damarlarında ve hidrotermal kuvars damarlarında oluşabildiği gibi, bu granitlerin kireçtaşlarıyla dokanaklarında kontakt metasomatik olarak da oluşabilir. Volfram mineralizasyonunun oluşumunda hidrotermal çözeltiler önemli bir rol oynar. Kristalleşen magmanın kalıntı sıvılarında zenginleşen volfram kontakt zonlarında volframit veya şeelit şeklinde çökelir. Mineralizasyon oluşumu sırasında ortaya çıkan mineralin cinsi ortamdaki demir, mangan ve kalsiyum iyonlarının bağıl miktarı ve aktiflik dereceleri ile belirlenir.

Ekonomik volfram oluşumlarının başında kontakt metasomatik olarak oluşmuş kuvars damarlarına bağlı volframit cevherleşmeleri gelir. Bunlar dünya rezervinin büyük bir bölümünü oluşturur. Bunun ardından yine aynı tip yataklardan (dünya rezervinin yaklaşık 1/3’ü) elde edilen şeelit gelir. Bunların dışında hidrotermal damarlardan, stokvörk tipi oluşumlardan, pegmatitlerden, jeotermal oluşumlardan, plaserlerden ve tuz göllerinden de volfram elde edilebilir.

Volfram cevherlerinin kalitesi yararlı ve zararlı bileşenlerin tenörlerine, cevher yapısına ve tane büyüklüğüne bağlıdır. Ancak molibden, kalay, antimuan, fosfor, arsen, kükürt, bakır, bizmut gibi zararlı bileşenler volfram konsantresi eldesi sırasında çeşitli şekilde ayıklanabilmekte ve çoğu belli bir tenörden sonra yararlı metaller olmaktadır. Ancak bu bileşenler konsantrede bulunmamalıdır. Bu durumda volfram cevherlerinin kalitesinin en büyük faktörü WO3 (%79.3 W içerikli ) cinsinden volframtenörüdür. İşletilen mono metalli volfram cevherlerinin çoğunluğunda endüstriyel asgari tenör % 0.3 ile % 0.5 WO3 arasında değişmektedir. Damar biçimindeki cevherlerin mono metalli olanlarında % 0.3-0.6 WO3, stok biçimlilerde % 0.2-0.6 WO3, skarn cevherlerinde % 0.3-3.0 WO3 arasında değişir. Yatak rezervlerinin büyük olması ve üretim kolaylığı sağlayan durumlarda endüstriyel asgari tenör % 0.2 WO3’e kadar düşmektedir.

Volframın çok geniş ticari, endüstriyel ve askeri uygulama alanları vardır. Saf volfram vakumda ve asal gazlar içinde 2400 0C’ye kadar dayanıklılığını korur ve bu nedenle de elektrik ampüllerinde, elektrik bağlantı yerlerinde ve x- ışını tüplerinde kullanılır. Volfram alaşımları ( Cr, Ni, V, Co, Mo ile yapılan alaşımları) yüksek devirli kesme aletleri, valf, yay, buji üretiminde, metalik volfram ise galvanometre, teleskop, yay, jilet, piyano teli, metal aynası, ısıtma elemanı, termostat yapımında kullanılır. Volfram bileşikleri ise teksir ve baskı boyaları, cila, cam, mürekkep, makina yağları üretiminde kullanılır. Volframın en geniş kullanımlarından biri de tungsten karbit şeklindedir. Bu şekliyle yüksek ısıda (1000-1500 0C) sertliğini ve aşınma direncini koruduğu için metal işlerinde, madencilik ve yapı endüstrisinde kullanılır. Aynı zamanda askeri malzeme, ısı oluğu, radyasyon kalkanı, ağırlık ve karşı ağırlıkların üretiminde, çelik aksamların ve aşınmaya dayanıklı parça ve kaplama malzemelerinin yapımında da kullanılır. Benzersiz fiziksel özellikleri ile uzay endüstrisinde,gaz türbini ve dizel motor üretimi ile yüzey işleme endüstrisinde giderek daha fazla kullanılan bir maddedir. Örneğin renkli cam üretiminde, x-ışını ve televizyon lambalarında, petrol ürünleri endüstrisinde, kimya endüstrisinde, tekstil endüstrisinde volfram veya bileşikleri kullanılmaktadır. Uçak endüstrisinde de volframın önemli bir yeri vardır.

Titanyum, tantal ve niyobyum karbitler ve sinter alüminyum oksit bazı aşınmaya dayanımın söz konusu olduğu uygulamalarda volframın yerine kullanılabilir. Son yıllarda torna ve takım çeliklerinde volfram yerine molibden kullanılmaktadır. Vakum tüpler yerine transistörlerin kullanılması elektronik aletlerde volfram ihtiyacını azaltmıştır. Bazı kesme aleti uygulamalarında da seramikler alternatif olabilir. Dünya Volfram (Tungsten) Rezervleri Tablo 1’de verilmiştir.

Tablo 1. Dünya Volfram (Tungsten) Rezervleri [Volfram (Tungsten) içeriği]

Ülkeler

Rezerv (binton)

Toplamda Oranı (%)

Afrika

Zimbabve

5

0.2

Diğer

10

0.5

Asya

Çin

920

45.1

Malezya

17

0.8

Burma

15

0.7

Güney Kore

58

2.8

Tayland

30

1.5

Diğer

150

7.3

Avrupa

Avusturya

10

0.5

Fransa

20

1.0

Portekiz

25

1.2

Rusya

250

12.2

Diğer

50

2.4

Kuzey Amerika

Kanada

260

12.7

ABD

140

6.9

Orta ve Güney Amerika

Bolivya

53

2.6

Brezilya

20

1.0

Meksika

8

0.4

Okyanusya

Avustralya

1

0

Dünya Toplam

2 042

100.0

Gelişmiş Ülkeler

561

27.5

Gelişmekte olan Ülkeler

311

15.2

Çin ve Eski Sovyetler Birliği

1 170

57.3

Kaynak: Minerals Handbook, 1998-1999

Dünya toplam volfram rezervi 3,300,000 ton olarak tahmin edilmektedir. Bunun 2,042,000 tonu işletilebilir rezerv olarak kabul edilmektedir. Kaynakların % 27.5’i gelişmiş ülkelerde, % 15.2’si gelişmekte olan ülkelerde, % 57.3’ü ise Çin ve Rusya’da bulunmaktadır. Bilinen rezervler 57 yıl yetecek düzeydedir. Dünya Volfram (Tungsten) Üretim Rakamları Tablo 2’ de verilmiştir.

Tablo 2. Dünya Volfram (Tungsten) Üretimi (ton)

1997

1998

1999

2000

2001

Avusturya

1348

171

169

179

180

Portekiz

1029

821

435

735

735

Rusya

4500

3000

3000

3000

3000

Çin

25100

23900

20200

24600

26900

Kırgızistan

100

100

100

100

100

Myanmar

183

120

58

50

34

Özbekistan

1000

1000

1000

1000

1000

Bolivya

647

627

421

467

550

Meksika

179

131

41

-

-

Peru

279

76

-

-

-

ABD

100

100

100

100

100

Diğer

204

116

129

130

130

Toplam

34669

30162

25653

30361

32729

Tablodan da görüleceği gibi, 2001 yılında dünya üretimin yaklaşık % 82’si yalnızca Çin tarafından gerçekleştirilmiştir.

Dünyada volframa olan talep genel ekonomik koşullara bağlı olarak değişmekte ve dünya ekonomileri gelişirken artma eğilimi göstermektedir. Stratejik bir metal olduğu için fiyatlarda dalgalanmalar olabilir. Özellikle sıcak ve soğuk savaşların yoğunlaştığı yıllarda fiyatlar beklenmedik artışlar gösterebilir. Dünyanın en büyük volfram üreticisi olan Çin, ABD’nin dış alım yaptığı başta gelen ülkedir.

En büyük uç kullanım sektörü olan çimentolu karbitlerde volfram tüketimi gelecekte, otomotiv ve uçak, inşaat, madencilik endüstrileri ve petrol ve gaz sondajları, çimentolu karbit mikrosondalarının kullanıldığı yarı iletkenlerin üretildiği sektörlerin performansına bağlı olacaktır.

Dünya volfram arzı başlıca Çin’in üretim ve ihracatına bağlı olmaya devam edecektir. 2001 yılında % 65 WO3 içeren volfram konsantresinin metrik tonu Londra Borsası’nda cif bazında ortalama 49-71$ arasında değişmiştir.ABD’de ise short tonu aynı bazda 65-43 $ arasında idi

Amonyum paratungstat ticari olarak en fazla kullanılan birincil volfram bileşiği olduğu için, referans olmuştur.2001 başlarında, dünyanın en büyük üreticisi olan Çin’in endüstrisini kontrol etme çabaları sonucu ABD Borsası’nda amonyum paratungstat fiyatları artmıştır. Fiyatlar Mayıs başından başlıyarak Temmuz başlarına kadar short ton başına 95-98 $ gibi en yüksek orana ulaşmıştır. Bu da 2000 yılı fiyatlarının hemen hemen iki katıdır. Yılın geri kalan kısmında ise fiyatlar düşerek 2000 sonu seviyesine gelmiştir. Fiyatlardaki azalma ABD’de 11 Eylül saldırılarının da etkisiyle dünya ekonomisindeki durgunluktan kaynaklı olarak volfram uç ürünlerine olan talepteki keskin düşüşe bağlanmıştır. Diğer nedenler arasında içlerinde volfram konsantresinin de bulunduğu maddelerin Çin’den gelen ruhsatsız/kaçak girişleri ve ayrıca tüketici ve tüccarlar tarafından envanterlerin çıkarılması da yer alır.

Türkiye’de Durum
Ülkemizde volfram minerali ilk kez 1945 yılında Söğüt-Dudaş antimon (antimuan) yatağında bulunmuştur. Volfram madenciliği ise 1964’lerde başlamış olup, ilk volram üretimi 1967 yılında Rasih ve İhsan Ltd. Şti. Tarafından Niğde’deki Sb-W-Hg yatağından yapılmıştır.

Ülkedeki cevherleşmelerin çoğu skarn tipidir. Bunların başlıca minerali şeelittir. Niğde-Gümüşler ve Söğüt-Dudaş’taki cevherleşmeler ise damarlar şeklinde olup, Hg ve Sb ile birlikte oluşmuştur. Başlıca volfram cevherleşmeleri Bilecik (Söğüt-Dudaş), Bursa (Uludağ-Kozbudaklar), Çanakkale (Yenice-Çakıroba-Hamdibey), Elazığ (Kebandere-Soğanlıköy-Nallıziyaret), Kırklareli (Demirköy), Ankara (Keskin-Çelebi), Niğde (Gümüşler), ve Yozgat (Akdağmadeni) yörelerindedir. Türkiye volfram rezervleri Tablo 3’de verilmiştir.

Tablo 3. Türkiye Volfram Rezervleri (ton)

Yeri

Tenör
%
WO3

Görünür

Görünür+

Muhtemel

Muhtemel

Mümkün

Toplam

WO3

Kaynak: DPT, VII. Beş Yıllık Kalkınma Planı ÖİK. Raporu.
* Ortalama tenör rezerv kategorilerinin ağırlıklı ortalamasıdır.

Ülkemiz volfram rezervi 67,638 ton olup, dünya toplam rezervinin yaklaşık % 2’sine karşılık gelir. Bunların içinde Bursa-Uludağ volfram yatağı ülkemizin en büyük yatağı olup, toplam rezervlerin % 98’ini oluşturur. Etibank’ın 1997’de kurduğu tesiste deneme çalışmalarına başlanmış ve 28.03.1989 tarihine kadar üretim faaliyetleri sürmüştür. Tesiste en son 1988 yılında kapalı ocaktan üretilen 89,829 ton tüvenan cevher zenginleştirilerek 352 ton II. kalite (% 40 WO3) şeelit konsantresi elde edilmiştir. Çeşitli hammadde ve teknolojik sorunlar ile öngörülen yatırımların yapılamaması ve dünya pazarlarındaki gelişmeler sonucu, işletme faaliyetleri rekabet edebilirliğini kaybettiği gerekçesiyle durdurulmuştur. Halen ülkemizde volfram madenciliği yapılmamaktadır. Bu nedenle de konsantre üretimi söz konusu değildir.

Volframın yurtiçinde en çok tüketilen alaşımı ferrotungstendir ve ithalat yolu ile karşılanmaktadır. Bu alaşım % 80 W içermektedir ve volframlı takım çelikleri üretiminde kullanılmaktadır. Yıllık 50 tonluk tüketimi vardır. Ayrıca tungsten karbür (WC) yılda yaklaşık 25 ton ithal edilen ve yurtiçinde kullanılan başka bir volfram bileşiğidir. Türkiye ayrıca, ABD’den volfram toz metal ithal etmektedir. 2000 yılında 4 ton ithalat için 74,000 $, 2001 yılında ise 2 ton ithalat için 86,000 $ ödenmiştir. Eldeki sınırlı verilerle projeksiyon yapıldığında, ileriki yıllarda da volfram ithalatının süreceği söylenebilir. Ferrotungsten talebinin 50 ton/yıl’ın biraz üstünde olması beklenmektedir. Yine tungsten karbür ihtiyacının da 25 ton/yıl’ın üstünde olacağı tahmin edilmektedir.

Sonuç ve Öneriler
Türkiye’de halen işletilen herhangi bir volfram yatağı bulunmadığı için, ihtiyacın ithalat yoluyla karşılanmaya devam edeceği görülmektedir. Buna karşın, ülkemizdeki en önemli yatak olan Uludağ volfram yatağı kısa vadede olmasa bile yeniden ele alınarak değerlendirilmelidir. Yapılacak fizibilite çalışmalarıyla daha rantabl işletme ve zenginleştirme yöntemleri bulmak mümkün olabilir. Çünkü volfram stratejik bir metal olup, ikamesi mümkün değildir. Ayrıca dünya pazarlarında Çin’in egemenliğinin devam edeceği beklenmektedir. Bu nedenle, ülkenin kıt kaynaklarını yeni aramalara ayırarak tüketmek yerine bilinen zuhur ve kaynakları geliştirmek daha akılcı görünmektedir. Buna karşın, polimetal arama projeleri kapsamında bulunabilecek ümitli sahaların üzerine gidebilir. Son yıllarda, aramacı kuruluş olan MTA da projeleri bu şekilde yürütmektedir.

Yazan :admin

May 28

Dünya molibden üretiminin %95’ten fazlası porfiri molibden ve porfiri bakır-molibden yataklarından sağlanır. Türkiye’de işletilen herhangi bir molibden yatağı yoktur. Buna karşın rezerv ve tenörleri saptanan çok sayıda molibden cevherleşmesi vardır.

Molibdenin oluşturduğu cevherleşme yatak tipleri şunlardır:
1) Porfiri veya Dissemine Yataklar
2) Kontakt Metamorfik Yataklar
3) Kuvars Damarları
4) Pegmatit ve Aplit Daykları
5) Sedimanter Kayaçlardaki Tabakalı Yataklar

Molibden cevherleşmeleri düşük tenörlü (%0.1-1.0) oldukları için, genellikle birkaç prosesten geçirilerek zenginleştirilmeleri gerekir. Stok biçimli dissemine Cu yataklarında esas yararlı bileşen bakır olduğu için, molibden %0.004’e kadar ilginçtir. Molibden yatakları hem yeraltı, hem de yerüstü işletme yöntemleri ile işletilebilir. Bugün için madenciliğin % 55’i yeraltı %45’i açık işletme olarak gerçekleştirilmektedir.

Molibden özel çeliklerde, nikel, kobalt ve titanyum bazlı alaşımlarda kullanılır Yüksek sürat çeliklerinde molibdenin yerini volfram alabilir. Ancak fiyatlar molibdenin lehinedir. ABD’nin dünya rezervlerindeki payı %49’dur. Rezervlerin %20’si Şili, %9.1’i Çin ve %8.2’si de Kanada’dadır. Bu rezervlerin ömrünün 43 yıl olacağı tahmin edilmektedir ( Tablo .1).
Dünyanın önde gelen molibden tüketicileri Avrupa Birliği, ABD ve Japonya’dır. 1995 yılında toplam batı dünyasının tüketimi 106,140 ton, 1996’da ise 101,605 tondur. Tüketimde büyüme eğiliminin devam edeceği tahmin edilmektedir.

Tablo 1.Dünya Molibden Rezervleri

Ülkeler

Rezerv

(Bin ton)

Toplamda

Oran (%)

Ermenistan

20

0.4

Çin

500

9.1

İran

50

0.9

Kazakistan

130

2.4

Moğolistan

30

0.5

Özbekistan

60

1.1

Rusya

240

4.4

Kanada

450

8.2

ABD

2700

49.0

Şili

1100

20.0

Meksika

90

1.6

Peru

140

2.5

Dünya Toplam

5510

100.0

Gelişmiş Ülkeler

3 150

57.2

Gelişmekte Olan Ülkeler

1 380

25.0

Çin ve Eski Sovyetler Birliği

980

17.8

Kaynak: Minerals Handbook, 1998-1999

Türkiye’de Durum
Türkiye’deki molibden cevherleşmelerin çoğunluğu porfiri bakır-molibden tipindedir. Türkiye molibden rezervleri Tablo 2’de yer almaktadır. Bunların tümünde de bakır birinci, molibden ikinci metal konumundadır (Tablo 2). Son yıllarda MTA tarafından Türkiye’nin değişik yörelerinde yapılan çalışmalarla yeni Mo sahaları saptanmıştır. Bunlar arasında Kütahya-Domaniç-Sarıçayıryayla Cu-Mo, Bursa-İnegöl-Tüfekçikonağı Cu-Mo ve Bilecik-Bozüyük-Muratdere Cu-Mo-(Au) sahaları başta gelmektedir. Bu sahaların bir ksmında sondaj da dahil olmak üzere arama çalışmaları yapılmıştır. Ancak, ruhsat sorunu ya da bütçe sorunu gibi çeşitli nedenlerle rezerv çalışmaları yapılamamıştır. Aynı şekilde Elazığ-Baskil yöresinde ve Yozgat-Merkez-Başnayayla yöresinde molibden içeren cevherleşme sahaları saptanmıştır. Yozgat yöresinde ise damarlara bağlı küçük molibden cevherleşmeleri ve porfiri sisteme bağlı oluşuklar saptanmıştır. Ancak, sondaj çalışmaları yapılamamıştır.

Türkiye’nin molibden ihtiyacı ithalatla karşılanmaktadır. İthalat ürünlerinden %80 ini ferromolibden oluşturmaktadır. Bu ürünün özel çelik üretiminde kullanıldığı sanılmaktadır. 1992 yılı toplam molibden ürünleri ithalatı 662,100 kg olarak gerçekleşmiştir. Bunun karşılığında 1,373,373 $ döviz ödenmiştir. Toplam ithalatın 466,065 kg’lık miktarını ferromolibden oluşturmaktadır.

Tablo 2. Türkiye Molibden Rezervleri (Bin ton)

Yer

% Tenör

Görünür

Muhtemel

Mümkün

Toplam

Kırklareli –

İkiztepeler (Cu+Mo)

0.5

Cu eşdeğeri

2 000

-

2 000

Kırklareli –Şükrüpaşa

0.3-0.4 Cu, 0.01-0.02 Mo

-

8 000

-

8 000

Kırklareli – Dereköy

0.89 Cu, 0.0023 Mo

1 500

-

1 500

0.50 Cu, 0.0064 Mo

15 000

-

15 000

0.31 Cu, 0.0038 Mo

50 000

-

50 000

0.26 Cu, 0.0024 Mo

175 000

-

175 000

0.24 Cu, 0.0027 Mo

221 000

-

221 000

Elazığ – Keban –

Nallıziyaret (Cu+Mo)

0.92 Cu eşdeğeri

4 500

-

4 500

Elazığ – Keban –

Karamağara

0.8 Mo

30

70

-

100

Trabzon – Maçka –

Güzelyayla

0.3 Cu eşdeğeri

155 000

-

155 000

Erzurum-İspir-Ulutaş

0.27 Cu, 0.0176 Mo

-

143 000

143 000

Keskin – Balışeyh

1 Mo

26

31

-

57

Toplam

56

211 601

143 000

362 657

Sonuç ve Öneriler
Bugünkü durumda Türkiye’nin yıllık molibden talebinin 1000 ton civarında olduğu tahmin edilmektedir. Bu talebin en azından görünür bir gelecek için ithal yoluyla karşılanacağı açıktır. Türkiye’nin bilinen molibden cevherleşmelerinin hiçbirinin de ekonomik olmadığı belirtilmektedir. Geçmiş yıllarda bazı sahalarda damar tipi cevherleşmelerdn üretim yapıldığı bilinmektedir. Günümüzde dünyada molibden üretiminin %95’inden fazlası porfiri Cu-Mo ya da porfiri Mo yataklarından yapılmaktadır. Porfiri Cu-Mo yatakları dünyada oldukça yaygındır. Türkiye’deki cevherleşmelerin de büyük kısmı bu tiptedir. Bu yataklarda Cu üretilen birincil metaldir. Mo ise yan ürün olarak kazanılabilmektedir. Çok düşük miktarları bile en azından işletme masraflarını karşılayabilmektedir. Türkiye’de henüz porfiri Mo yatağı (yanlızca Mo içeren) bulunamamıştır. Ancak, jeolojik olarak oluşabileceği ortamlar vardır. Climax tipi denilen bu yataklar genellikle ABD’nin GB kesiminde yaygındır. Bu tip yataklarda volfram, pirit ve kassiterit konsantreleri de yan ürün olarak üretilebilir.

Sonuç olarak Türkiye’de molibden aramaları için tek hedef porfiri tip yataklar olmalıdır. Bu tip yatakların çok büyük rezervli olması ve dolayısıyla uzun ömürlü olması bir çok açıdan avantajlıdır. Bu tip yatakların bulunması yalnızca molibden değil, yakın gelecekte ülke rezervleri tükenme noktasına gelecek bakır için de yaşamsal öneme sahiptir. Dolayısıyla arama projeleri devam etmeli ve bilinen, fakat işletilmeyen yataklarda da zengin zonların bulunmasına yönelik çalışmalar yapılmalıdır. MTA’nın arama projelerinde porfiri Cu-Mo aramaları halen önemli ağırlığa sahiptir. Bugün de bu çalışmalar aynı yoğunlukta sürdürülmelidir.

Yazan :admin

May 28

Doğada bileşiminde manganez bulunan 300’den fazla mineral bulunmakla birlikte, Birleşik Devletler Maden Dairesi’ne (USBM) göre en az %35 mangan içeriğine sahip cevherler “manganez cevheri” olarak adlandırılmaktadır.

Önemli mineralleri; pirolüsit (MnO2), psilomelan (BaMn9O18.2H2O), manganit (Mn2O3.H2O), braunit (3Mn2O3 MnSiO3), rodokrozit (MnCO3), hausmanit (MnMn2O4) dir.

Manganez cevheri, içerdiği manganez miktarına göre manganezli demir (%5-10 Mn), demirli manganez (%10-35 Mn) ve manganez cevheri (%35’den fazla Mn) olarak sınıflandırılırlar. Kullanım alanlarına göre; metalurjik manganez cevheri (%46-48 Mn), batarya sanayii manganez cevheri (%78-85 MnO2), kimya sanayii manganez cevheri (74-84 MnO2) ve diğer amaçlarda kullanılan manganez cevheri olarak sınıflandırılır.

Kullanım Alanları : Türkiyede manganez kullanım alanları Dünyadaki kullanım alanlarıyla paralellik gösterir. Ülkemizde tüketilen manganezin %95’e yakını parça manganez cevheri ve alaşımları şeklinde demir çelik sanayiinde kullanılır. Geriye kalan %5 kadarı ise kimya sanayiinde kullanılır.

Manganezin kullanım alanları ve oranları aşağıdaki tabloda verilmiştir.

Manganez Metal

Ürün /Alan

(%) Oranı

Çelik (Alaşım Çelikleri Dahil)

19

Alüminyumlu Alaşımlar

68

Diğer Alaşımlar

13


Ferro Manganez

Ürün /Alan

(%) Oranı

Çelik (Alaşım Çelikleri Dahil)

97

Pik Demirler

3

Manganezin belli başlı kullanım alanlarında ikamesi bulunmamaktadır. Hurdadan manganez kazanımı da önemsiz düzeydedir. Ancak, demirli ve demirsiz hurdanın ve çelik hurdasının işlemi sırasında ikincil kompanent olarak önemli miktarda manganez kazanılır.

Dünya Manganez Cevheri Üretim ve Tüketimi
Dünya manganez rezervlerinin toplamı 300 bin ton, baz rezervleri toplamı ise 5 milyon tondur (metal mangan). 2001 yılında 7260 ton, 2002 yılında 8100 ton, 2003 yılında ise 8000 ton metal mangan üretimi yapılmıştır.

Dünya Manganez Üretimi, Rezervleri ve Baz Rezervleri (metal içeriği)

Ülke

Cevher Üretimi

Rezerv

Baz Rezerv

Avustralya

983

990

32000

82000

Brezilya

1300

950

18000

51000

Çin

900

900

40000

100000

Gabon

810

1000

20000

160000

Hindistan

630

630

34000

50000

Meksika

88

85

4000

9000

Güney Afrika

1504

1630

370000

4000000

Ukrayna

940

830

140000

520000

Diğer Ülkeler

955

985

Az

Az

TOPLAM

8,100

8,000

300,000

5,000,000

Kaynak : USGS Mineral Commodity Summaries (2004)

Üretilen manganez cevherinin büyük bir bölümü Avrupa Birliği, Japonya ve ABD tarafından tüketilmektedir. Dünyada üretilen ferromanganezin önemli bir bölümü de bu ülkeler tarafından tüketilmektedir.

Türkiye Manganez Cevheri Üretim ve Tüketimi
Türkiye’deki manganez yatakları oluşumları, yaşları, kökenleri ve yapısal özelliklerine göre dört ana gruba ayrılırlar.

Birinci grup genellikle radyolaryalı çörtler içindeki hidrotermal ve hidrojenetik türdeki manganez yataklarıdır. Bunlar, yüksek Mn-Si ve düşük Al-Fe içeriklidirler. Paleotetis, Karakaya, İzmir-Ankara-Erzincan-Kars ve Güneydoğu Anadolu Sütur Kuşağı’nın epiofiyolitleri içinde yaygındırlar.

İkinci grup, Batı Troslar’da Alt Kretase yaşlı karbonatlar içindeki siyah şeyllerle ilişkili yataklardır. Diyajenetik oluşumlu bu yatakların Fe içeriği radyolaryalı çörtlerle ilişkili yataklardan yüksek, Si içeriği ise düşüktür.

Üçüncü grup, Karadeniz ve kıta yanının volkanotortulları içindeki hidrotermal oluşumlu yataklardır.

Dördüncü grup, Trakya havzasındaki Oligosen çökelleri içindeki yataklardır. Düşük Mn-Si içerikli ancak büyük rezervlidirler.

Türkiye’deki manganez yatakları genelde düşük tenörlü ve küçük rezervli yataklardır. Bilinen manganez rezervleri toplamı 4,5 milyon ton düzeyindedir. Bu rezervin büyük bir bölümü, 4 milyon ton ile Denizli-Tavas-Ulukent yatağındadır.

Türkiye Manganez Cevheri Rezervleri

Yatak Adı

İli ve İlçesi

Rezerv

Görünür+Muhtemel

(Bin ton)

Tenör (%)

Metal İçeriği

Açıklama

Dokuz tekne

Adana-

Selimiye

76.5

20.0

15.30

25Fe+18.14. SiO2

Kontromtaşı

Artvin-

Ardanuç

10.0

38.5

3.85

6.30 Fe+1.38 SiO2

Paşalık

Artvin-

Ardanuç

8.0

21.0

1.68

13.0 Fe+19.0 SiO2

Balçı

Artvin-

Borçka

20.0

42.17

8.43

5.6 Fe+10 SiO2

Seçkiyat

Artvin-

Borçka

28.8

34.09

9.82

1.67 Fe+21.51 SiO2

Korucular

Artvin-

Borçka

187.5

42.8

8.02

Korucular

Artvin-

Borçka

202.5

22.9

4.64

Çavdarlı

Artvin-

Şavşat

30.0

31.78

9.53

8.99 Fe+10.28 SiO2

Ulukent

Denizli-

Tavas

4000.0

33.86

1354.4

5.53 Fe+18.27 SiO2

Çağırgangözü

Denizli-

Tavas

5.0

57.85

2.89

Erdoğmuş

Denizli-

Tavas

9.2

40-45

3.86

Dilli

Erzincan-

Kemaliye

24.0

43.93

10.54

0.73 Fe+2.58 SiO2

Dostallı

Gaziantep-

Burç

2.5

45.3

1.13

22.30 SiO2

Karlıca

Gaziantep-

Burç

8.4

34.73

2.91

Zülfikar

Gaziantep-

Burç

30.0

32.62

9.78

36.29 SiO2

Y.Kalecik

Gaziantep-

Musabeyli

9.0

30-48

3.6

15.40 SiO2

K.Mustafapaşa

Gaziantep-

Musabeyli

145.0

53.65

7.78

21.50 SiO2

Suçıkan

Muğla-

Fethiye

5.0

32.9

1.65

Mendos

Muğla-

Fethiye

23.0

49.35

11.35

Çancıkorun

Rize-

Fındıklı

5.0

46.90

2.35

4.70 SiO2

Çayırdüzü

Rize-

Çamlıhemşin

4.5

40.0

1.8

Çubuklu

Trabzon-

Araklı

18.0

45.0

8.1

Kızırnas

Trabzon-

Araklı

3.6

49.23

1.77

Çağlayan

Trabzon-

Maçka

1.5

45.3

0.68

4 Fe

Küçükyaz

Trabzon-

Maçka

37.5

51.0

1.92

3 Fe

Ocaklı

Trabzon-

Maçka

28.0

35.0

9.80

3 Fe

Kızlamba

Zonguldak-

Ereğli

19.0

35.0

6.65

Düzpelit

Zonguldak-

Ereğli

5.0

25.0

1.25

TOPLAM

4.561.75

15.76

Kaynak: VIII. Beş Yıllık Kalkınma Planı Manganez Ö.İ.K Raporu

Türkiye’nin manganez cevheri ve ürünlerine talebi büyük oranda Kardemir, İsdemir ve Erdemir’in taleplerine bağlıdır. Türkiye’de manganez üretimi yıllık ortalama 20 bin ton ile Denizli-Tavas-Ulukent yatağından yapılmaktadır. 2003 yılında 18.000 ton manganez cevheri üretilmiş olup, 2002 yılına göre %10’luk birdüşüş gözlenmiştir.

Yıllık Manganez Cevheri Üretimi

Yıllar

1999

2000

2001

2002

2003

Üretim (Ton)

29.029

23.000

20.000

20.000

18.000

Üretilen cevherin önemli bir bölümü Erdemir tarafından tüketilmektedir. Kardemir’in manganez cevheri ihtiyacı ise %4-4,5 Mn içeren Hekimhan-Deveci manganezli-demir yatağından yapılan üretimle karşılanmaktadır. Kardemir ve İsdemir’in ferromangan ve ferrosilikomangan talepleri ithalat yoluyla karşılanmakta ve önemli bir gider kalemi olarak ortaya çıkmaktadır.

Ferromangan ithalatı yıllık ortalama 10 milyon Amerikan Doları üzerinde gider oluşturmaktadır. Manganez ithal ürünlerine yapılan ödemeler ve uç ürünlere demir-çelik endüstrisinde artan talep gözönüne alındığında, Ulukent (Denizli-Tavas) manganez yatağının tam kapasiteyle çalıştırılarak demir-çelik fabrikalarımız beslenmelidir.Üretimin yurtiçi talebi karşılayamadığı durumlarda ise Deveci sideritleri gibi manganlı demir yataklarının ek üretim kaynakları olarak işletilmesi uygun olacaktır. Kardemir, tesislerinde ihtiyaç duyduğu manganezi karşılamak üzere Deveci Yatağından yılda 200.000 ton civarında manganezli demir cevheri üretmektedir.

Sonuç ve Değerlendirmeler
- Ferromangan ithalatı yıllık ortalama 10 milyon Amerikan Doları üzerinde gider oluşturmaktadır.

- Manganez ithal ürünlerine yapılan ödemeler ve uç ürünlere demir-çelik endüstrisinde artan talep gözönüne alındığında, Ulukent (Denizli-Tavas) manganez yatağının tam kapasiteyle çalıştırılarak demir-çelik fabrikalarımız beslenmelidir. Üretimin yurtiçi talebi karşılayamadığı durumlarda ise Deveci sideritleri gibi manganlı demir yataklarının ek üretim kaynakları olarak işletilmesi uygun olacaktır.

- Türkiye’de manganez cevheri üretimi Denizli-Tavas-Ulukent’de yapılmaktadır. 1991-1998 yılları arasında yapılan üretim miktarları ortalaması 24.000 ton civarındadır. Bu rakam 1988 yılında 42.000 tona kadar yükselmiştir. Üretim miktarları 2001-2002 yıllarında 20.000 ton, 2003 yılında da 18.000 tona düşmüştür.

- Üretilen cevher ağırlıklı olarak Erdemir tarafından tüketilmektedir. İsdemir ve Kardemir ferromangan ve ferrosilikomangan ihtiyaçlarını ithal etmek suretiyle karşılamaktadır.

- Türkiye’de manganez yatakları ile ilgili yapılan arama çalışmalarında iki bölge potansiyel açıdan dikkat çekmektedir. Bunlardan birincisi, Denizli-Tavas-Ulukent yatağının da bulunduğu Güneybatı Anadolu bölgesidir. Bölgede yapılan çalışmalarda Muğla-Fethiye-Mendos dağı ve civarında manganez cevherli seviyeler saptanmıştır. İkinci cevherleşme, Trakya havzasındaki Oligosen çökelleri içerisinde yer alan sedimanter manganez oluşuklarıdır. Karadenizi çevreleyen Chiatura, Nikopal, Varna, Laba yataklarıyla önemli kökensel benzerlikler gösteren bu oluşuklar düşük tenör ve büyük rezervlere sahiptirler. Bu iki bölgede geçmişte yapılan çalışmaların değerlendirilerek potansiyel bilgilerinin güncelleştirileceği ve olası hedef sahaların belirleneceği arama projelerinin hazırlanması uygun olacaktır.

Yazan :admin

May 28

Kalay içeren alaşımların M.Ö. 3200-2500 yıllarında Mezopotamya’da kullanıldığı bilinmektedir. En bol bulunan ve ekonomik olarak en önemli minerali kassiterittir (SnO2). Kalay genellikle iki ana tip yataklanma gösterir. Bunlar magmatik yataklar ve plaser yataklardır.

Ekonomik tenör %1-1.5 Sn’dir. Kalayın yanısıra Pb, W, Cu, Ag gibi yan ürünlerin eldesi söz konusu ise, bu tenör düşebilir. Plaser kalay yataklarında 0.25 kg/m3 SnO2 ekonomik olarak işletilmektedir. Kalay yataklarının cevher kalitesi kalay tenörünün yanısıra tane büyüklüğüne de bağlıdır. İri taneli (>1mm) kassiterit cevherleri kolay hazırlanabilen cevherler olduklarından, çok küçük rezervlerde bile olsalar işletilebilirler. Bu durumda asgari tenör %0.2 ile %0.3 Sn civarındadır. Elle ayıklama olanağı olan cevherlerde bu tenör daha da düşük olabilir.40-50 mikronluk tane büyüklüğündeki cevherleri zenginleştirmenin olanaksız olduğu kabul edilmektedir.

Kalay kalite açısından A sınıfı (%99.8 Sn), elektrolitik kalay (%99.95-99.98Sn), sert kalay (%99.6 Sn) ve teknik kalay (%99 Sn) olarak sınıflandırılır. Kalayın kullanıldığı lehim malzemeleri de antimuanlı lehim (%95 Sn + %5 Sb), gümüşlü lehim (% 95 Sn + %5 Ag) ve yumuşak lehim (%70 Sn + %30Pb) olarak sınıflandırılmaktadır. Kalaylı alaşımların en önemlileri, bakırla yaptığı bronz (% 10-15 Sn içerir), antimuan ve bakırla yaptığı yatak metali (Babbit metal) ve beyaz metaldir.

Kalay yataklarında madencilik yöntemi yatak tipine göre değişir. Plaser yataklarındaki en yaygın madencilik yöntemi kovalı taraklama makinaları ile yapılan madenciliktir. Bu yöntemde cevher kovalarla kazılarak dışarı alınır. Daha sonra eleklerde yıkanıp Jig ve sallantılı masalarda konsantre edilir. Burada elde edilen kaba konsantre, nihai konsantre (%70-75 Sn) elde etmek üzere konsantratöre gönderilir. Damar tipi kalay cevherleşmelerinde uygulanan madencilik yöntemi diğer cevherleşmelerde uygulanan yöntemlerle aynı olup, genellikle cevherleşme zonuna kuyu ve galerilerle girilir ve cevher yeryüzüne çıkarılır. Cevher zenginleştirmede diğer yöntemlere oranla daha ucuz maliyetli olan gravimetrik yöntemler kullanılır. Kalayın ince taneler şeklinde saçınmış olduğu yataklarda flotasyon yöntemi de kullanılır.

Kalay teneke yapımında, kaplamacılıkta, çeşitli alaşımlar, lehim ve kimyasal madde yapımında kullanılır. Otomotiv endüstrisinde de motor yataklarında, kaporta, radyatör, yağ ve hava filtrelerinde kullanılır. Uçak ve gemi endüstrisi ile elektrik ve elektronik sanayiinde geniş bir kullanım alanı vardır. Kimya sanayiinde boya, parfüm, sabun, poliüretan üretiminden diş macunu yapımına kadar geniş bir alanda tüketilir. Bunların yanında matbaacılıkta, mutfak malzemeleri ve cam endüstrisinde de kullanılmaktadır.

Alüminyum, kalaysız çelik, cam, kağıt ve plastikler tenedeki kalayın yerine ikame olabilir. Metalik olmayan materyaller, bakır, alüminyum ve çinko kaplı ürünler çatı kaplamasında ve yapı uygulamalarında kullanılabilir. Alüminyum alaşımlar, bakır bazlı alaşımlar ve plastikler, bronzdaki kalayın yerini alabilir. Epoksi reçineler, yeterince verimli olmasa da lehimde kullanılabilir.

Dünya kalay baz rezervleri 12 milyon tondur. Dünya toplam kalay kaynakları ise 37 milyon ton olarak tahmin edilmektedir. Dünya kalay rezervleri Tablo 1’de verilmiştir. Buna göre gelişmiş ülkelerde kalay kaynaklarına sahip olma oranı %4.8, gelişmekte olan ülkelerde ise %62.8’dir. Çin ve Eski Sovyetler Birliği’nde bu oran %32.4’dür.

Tablo 1. Kalay Dünya Rezervleri

Ülkeler

Rezerv (Bin ton)

Toplamda Oranı (%)

Afrika

Toplam

5

0.1

Asya

Çin

2100

27.1

Endonezya

750

9.7

Malezya

1200

15.5

Tayland

940

12.1

Vietnam

110

1.4

Diğerleri

13

0.2

Avrupa

Portekiz

70

0.9

Rusya

300

3.9

Diğerleri

51

0.7

Kuzey Amerika

Kanada

20

0.3

ABD

20

0.3

Orta ve Güney Amerika

Bolivya

450

5.8

Brezilya

1200

15.5

Peru

300

3.9

Diğerleri

1

0

Okyanusya

Avustralya

210

2.7

Dünya Toplamı

7740

100.0

Gelişmiş Ülkeler

371

4.8

Gelişmekte Olan Ülkeler

4857

62.8

Çin ve Eski Sovyetler Birliği

255112

32.4

Kaynak: Minerals Handbook, 1998-1999

Dünya kalay maden üretim rakamları Tablo 2’de verilmiştir.

Tablo 2. Dünya Kalay Üretimi (x 1000 ton)

1998

1999

2000

2001

2002

Çin

70.1

80.1

97.1

93.0

54.1

Endonezya

55.9

47.8

51.6

56.3

66.6

Peru

25.7

30.6

37.4

38.2

33.2

Brezilya

14.2

13.2

13.8

13.8

11.5

Bolivya

11.3

12.4

12.5

12.4

11.1

Avustralya

10.2

10.0

9.1

9.6

6.0

Rusya

7.0

5.2

6.6

5.5

6.0

Malezya

5.8

7.3

6.3

5.0

3.6

Vietnam

4.5

4.5

4.5

4.5

3.8

Diğer

8.8

8.0

8.3

8.5

4.5

Toplam

213.4

219.1

247.2

246.8

200.4

Dünya rafine kalay tüketimi Tablo 3’de verilmiştir.

Tablo 3. Dünya Rafine Kalay Tüketimi (x 1000 ton)

1998

1999

2000

2001

2002(Ocak-Ekim)

ABD

52.7

55.6

50.7

49.7

39.3

Çin

34.9

39.5

51.6

62.0

40.9

Japonya

24.4

23.2

25.2

21.5

20.5

Almanya

20.3

18.0

20.9

21.9

16.3

İngiltere

10.6

9.6

10.0

10.3

8.3

Tayvan

8.8

10.9

11.1

9.3

8.0

G. Kore

8.4

11.9

15.2

13.3

14.7

Fransa

8.3

7.3

7.4

8.3

7.6

Brezilya

8.1

7.0

7.2

6.0

5.1

İtalya

5.9

5.6

5.8

6.0

5.2

Diğer

59.3

60.4

70.8

72.3

62.9

Toplam

241.7

249.0

275.9

280.6

228.8

Tablodan da görüleceği gibi 1998’lerde en büyük tüketici ABD iken, 2002 yılına doğru gelirken bu sırayı Çin almıştır. Dünyadaki 10 ülke toplam tüketimin %75’inden sorumludur. Kompozit kalay fiyatları Ocak 2002’de ortalama 280.68 cent/Lb iken, Temmuz’da 308.64 cente yükselmiş, Eylül’de ise 286.19 cente gerilemiştir.

Türkiye’de Durum
Türkiye’de işletilen herhangi bir kalay yatağı yoktur. Buna karşın MTA tarafından yapılan çalışmalarda bazı cevherleşmeler belirlenmiştir. Bunlar;

- Bursa-İnegöl-Soğukpınar-Madenbeleni Tepe,
- Niğde-Çamardı-Celaller,
- Niğde-Ulukışla-Bolkardağı-Sulucadere cevherleşmeleridir.

Bu cevherleşmelerin ekonomik olmadığı belirtilmektedir. Son yıllarda MTA tarafından yapılan çalışmalarla Kayseri-Kıranardı’nda bir kalay cevherleşmesi bulunmuştur. Bu sahada halen çalışmalar devam etmektedir. Ülkemizde kalay ihtiyacı ithalatla karşılanmaktadır. İthal edilen kalay kaplamacılıkta, alaşımlarda, lehim ve kimyasal madde yapımında, otomotiv-uçak ve gemi endüstrisinde ve elektrik endüstrisinde kullanılmaktadır. DİE verilerine göre kalay ithalatı kalay cevheri, alaşımsız kalay, kalay döküntü ve hurdaları şeklindedir. Bunlardan en çok alaşımsız kalay ithal edilmektedir. İthalat yapılan başlıca ülkeler İngiltere, Çin, Endonezya ve Brezilya’dır. 1989-1992 yılları arasında alaşımsız kalay ithalatı 773-1290 ton/yıl arasında değişmiştir. Bu ithalat karşılığında yaklaşık 9.2 milyon$/yıl tutarında döviz ödenmiştir. Daha yeni bilgiler elde edilememiştir. Buna karşın Türkiye’nin 1992-2002 yılları arasındaki rafine kalay tüketimi Tablo 4’de verilmiştir:

Tablo 4. Türkiye’nin Rafine Kalay Tüketimi (x1000 ton)

Yıllar

Tüketim

1992

0.8

1993

1.0

1994

1.2

1995

0.8

1996

1.0

1997

1.1

1998

1.2

1999

1.1

2000

1.7

2001

1.0

2002(Ocak-Ekim)

1.3

Sonuç olarak, ülkemizin kalay ihtiyacının 1200-1800 ton/yıl civarında seyrettiği, bunun da parasal değerinin 8.5-16 milyon $ / yıl olabileceği belirtilmektedir.Sonuç ve Öneriler
Türkiye’de işletilen herhangi bir kalay yatağı bulunmadığı için, ihtiyacın ithalat yoluyla gerçekleştirilmeye devam edeceği açıktır. Türkiye’de antik dönemlerde kalay işletildiğine ilişkin bulgular varsa da bugün için bilinen cevherleşmelerin işletme konusu olamayacak kadar küçük ve önemsiz olduğu görülmektedir. Ancak bu cevherleşmelerden Sn minerali olarak kassiterit içeren Niğde-Çamardı-Celaller sahası ileriki yıllarda yeniden ele alınarak ekonomikliği araştırılabilir. Halen MTA tarafından çalışılmakta olan Kayseri –Kıranardı Sn cevherleşme sahasının ekonomik olup olmayacağı yapılacak daha detaylı çalışmalarla ortaya çıkacaktır.

1980’li yıllarda MTA tarafından iki ayrı bölge kalay aramaları için pilot olarak seçilmiştir. Bilecik-Söğüt yöresinde KAVAP (Kalay Ağırlıklı Volfram Arama Projesi), Yozgat yöresinde ise OKAP (Orta Anadolu Kalay Arama Projesi) adı altında yürütülen projeler olumlu sonuç vermemiştir.

Günümüzde MTA’nın maden arama projeleri demir dışı metaller için polimetal arama projeleri şeklinde yapılmaktadır. Belirlenen hedef sahalarda projenin ilk evresinde genel olarak jeokimyasal prospeksiyonla başlayan çalışmalar olumlu bulgular elde edilirse tahkik, detay, yarma, sondaj ve rezerv hesaplama çalışmalarına kadar varan aşamalara gelebilmektedir. Jeokimya çalışmaları aşamasında alınan örneklerin genelde çok sayıda element için analizi yapılmakta ve alınan sonuçlara göre projenin diğer aşamalarına geçilmektedir. Bu nedenle bu projeler kapsamında jeolojik açıdan kalay oluşumuna uygun ortamlardan alınacak örneklerin Sn için analizi yapılarak jeolojik yorumlarla birlikte değerlendirilmesiyle anomali sahaları ve bunun sonucunda yeni cevherleşme sahaları bulunabilir. Kısaca, kalay aramaları polimetal arama projeleri kapsamında yürütülmelidir.

Yazan :admin

May 28

Aşağıda belirtilen mineraller, doğada değişik oranlarda karışımlar şeklinde bulunurlar ve toplu halde boksit olarak adlandırılırlar. Bu nedenle, alüminyum yatakları boksit yatakları olarak bilinir. Boksit, homojen bir kimyasal bileşime ve kristal yapıya sahip bir mineral olmayıp, bu minerallerin heterojen bir karışım şeklindedir.

Alüminyum üretebilen tek mineral grubu, alüminyum oksitli ve hidroksitli mineraller olup, en önemlileri;

Boksit Mineralleri

Mineral Adı

Kimyasal Formülü

Sertlik

Yoğunluk

Gibsit/Hidrarjilit

Al(OH)3 veya Al2O3.3H2O

2,5-3

2,4

Böhmit

AlOOH veya Al2O3.H2O

3,5-4

3,01

Diyaspor

HAlO2 veya Al2O3.H2O

6-7

3,3-3,5

Korund

Al2O3

9

4

Alüminyum metali başlıca gibsitik ve böhmitik boksit cevherlerinden üretilir. Diyaspor ve böhmit aynı kimyasal formüle sahip olmalarına karşın şebeke yapıları farklı minerallerdir. Diyaspor, böhmit kadar Al üretimine uygun değildir. Korund ise aşındırıcı olarak kullanılmaktadır.

Diğer yandan boksit içeren malzemeler saf olmayıp, bir miktar silis, demir oksitli mineraller ve kil mineralleri içerebilen karışımlar şeklindedir. Boksit açık renkli toprağımsı görünümlüdür. Ancak, demir içeriği nedeniyle rengi, genellikle kırmızımsı-kahverengi tonlardadır. Demir Mineralleri: demiroksitler (hematit, Fe2O3) veya demir hidroksitler (limonit götit, hidrogötit) olarak boksitlerde çok yaygındır. Gibsitik (Hidrarjilitli) boksit türlerinde demir daha boldur. Silis, boksit kalitesinde önemli rol oynar. Kalsedon, kuvars ve opal olarak serbest halde veya kaolinit, halloysit gibi kil minerallerine bağlı olarak bulunur.

Boksitlerin Kullanım Alanları
Boksitler, genellikle metalik alüminyum üretiminde kullanılırlar. Dünya boksit üretiminin % 90’ı alümina (Al2O3) ve alüminyum (Al) üretimine yöneliktir. Alüminyum metali başlıca gibsit ve böhmitik boksit cevherlerinden üretilir.

Hafif metal sınıfından bir element olan alüminyum yumuşak, hafif olması ile yüksek elektrik ve ısı iletkenliği, kolay işlenebilirlik, korrozyona dayanıklılık, soğuk ve sıcak şekillenebilme gibi özellikleri nedeniyle kullanım alanı çok olan bir elementtir. Benzer özelliklerdeki diğer metallere oranla nispeten daha ucuz oluşu ve teminindeki kolaylık, alüminyumu tercih edilir kılmaktadır. Başta inşaat sektöründe olmak üzere, kimya ve gıda, ulaştırma, elektrik-elektronik, makine ve imalat sektörleri gibi çok geniş alanlarda kullanılır. Ayrıca, yüksek tenörlü boksitlerden elde edilen alümina, refrakter malzeme üretiminde kullanılmaktadır. Aşağıda kullanım alanlarına göre tenör değerleri belirtilmiştir.

İçeriklerine Göre Boksitlerin Kullanım Alanları

İçerik

Metalurjik

Kimyasal

Çimento

Refrakter

Aşındırıcı

Al2O3

50-55

En az 55

45-55

84,5

80-88

SiO2

0,15

5-18

En çok 6

7,5

4-8

Fe2O3

5-30

En çok 2

20-30

2,5

2-5

TiO2

0-6

3

3

3

2-5

Diyaspor (s:6-7) zaman zaman zımpara taşı üretiminde, korund ise sertliğinin yüksek olması nedeniyle (s:9) aşındırıcı ve kesici malzemelerin üretiminde kullanılır.

Dünya Boksit Rezervleri ve Üretimi
Dünya boksit kaynaklarının 23-75 milyar ton olduğu tahmin edilmektedir. Bununla birlikte, dünya boksit rezervleri toplamı 23 milyar ton, baz rezervleri toplamı ise 33 milyar ton civarındadır. Gine (7.4 milyar ton), Avustralya (4.4 milyar ton), Jameika (2 milyar ton), Brezilya (1,9 milyar ton), Hindistan (770 milyon ton), Çin (700 milyon ton), Surinam (580 milyon ton) dünyada önemli boksit rezervlerine sahip ülkelerdir (USGS Mineral Commodity Summaries, 2004).

Dünya boksit üretimi yıllık 140-150 milyon tondan dolayındadır. Bunun %90’ı alümina (Al2O3) ve alüminyum (Al) üretimine yöneliktir. 2003 yılı rakamlarıyla dünya üretimi 144 milyon ton civarındadır. Avustralya (55 milyon ton), Gine (16 milyon ton), Jamaika (13.4 milyon ton) ve Brezilya (13.5 milyon ton) en çok üretim yapan ülkelerdir.

Dünya boksit rezervinin bu günkü üretim seviyeleri baz alınırsa, 190 yıllık bir süre için yeterli olacağı ortaya çıkmaktadır. Dünya boksit üretiminin % 90’ı alümina ve alüminyum üretiminde, geri kalanı kimya, refrakter, çimento ve aşındırıcı sanayinde kullanılır. Tüm dünyada üretilen boksitin yaklaşık 1/3’ü ile alüminanın (Al2O3) hemen hemen yarısı dünya ticaretine katılmaktadır. Ticaretinin bu kadar fazla olmasının en önemli sebebi, gelişmiş ülkelerde tüketimin üretimden çok olmasıdır. Türkiye dünya boksit rezervinin çok küçük bir bölümüne (%0,4) sahiptir.

Türkiye Boksit Yatakları ve Rezervleri
Türkiye’de yaklaşık 200 civarında boksit yatağı bulunmuştur. Bunlar 10 ayrı bölgede toplanmaktadır.- Seydişehir-Akseki, Silifke-Taşucu ve Zonguldak bölgelerinde böhmitik,

- Muğla-Milas, Alanya, Bolkardağı ve Tufanbeyli-Saimbeyli bölgeleri diasporitik,
- İslahiye-Payas ve Yalvaç-Şarkikaraağaç bölgelerinde demirli boksit türündedir.

Toplam böhmitik boksit rezervi 53 milyon ton, diasporitik boksit rezervi 104 milyon ton, demirli boksit rezervi 100 milyon tondur. Alüminyum elde edilmesine uygun boksit rezervlerimiz 87 milyon tondur.

Alüminyum hammaddesi olarak en önemli kaynaklarımız Seydişehir, Akseki bölgesindeki yataklardır. Bunlar başlıca; Mortaş, Doğankuzu, Değirmenlik, Morçukur, Çatmankaya, Yarpuz, Kızılalan ve Gömene olmak üzere 8 sahada bulunur. Toplam rezervleri 36 milyon ton civarındadır. Seydişehir’deki tesislerden alüminyum metali üretilmektedir. Muğla-Milas çevresindeki %50 Al2O3‘ten fazla diasporitler, ferrokrom fabrikalarında cüruf çözücü olarak kullanılmakta bir bölümü de ihraç edilmektedir.

Ayrıca, bu yatakların dışında Bitlis Bölgesi’nde ve Zonguldak-Kokaksu ve Erikli yörelerinde böhmitik boksit yatakları bulunmaktadır. Bu bölgelerden zaman zaman üretim yapılmıştır. İslahiye-Payas ve Yalvaç bölgelerinde bulunan demirli boksitlerin rezervleri yüksek olmakla birlikte, teknolojik sorunlar nedeniyle, bu yataklardan ne demir nede alüminyum üretilebilmektedir.

Türkiye Üretim ve Tüketim Miktarları
Alüminyum hammaddesi olarak en önemli kaynaklarımız Konya Seydişehir ve Akseki bölgesindeki yataklardır. Boksit cevheri sektöründe üretim faaliyeti yapan tek kuruluş Eti Alüminyum A.Ş.’ye ait Mortaş Boksit İşletmesi’dir. Kapasitesi 400.000 ton/yıl’dır. 1974’te üretime başlanmıştır. Açık işletmeyle üretilen boksit cevheri Seydişehir Alüminyum Tesisleri’nde işlenmektedir. Yılda 450.000 ton civarında boksitin işlenmesiyle 200.000 ton alümina elde edilmektedir. Alüminanın 120.000 tonu sıvı alüminyum üretiminde kullanılmaktadır. Geriye kalan 80.000 tonun büyük kısmı ise ihraç edilmekte, çok az bir kısmı da refrakter sanayiinde tüketilmektedir.

Genelde, yaklaşık 4 ton kuru boksit cevherinden 2 ton dolayında alümina (Al2O3) veya1 ton alüminyum metali elde edilmektedir. 1999-2003 yılları arasındaki boksit cevherinin fiyatı 20-25 Amerikan Doları ($) arasında değişmektedir.

Türkiye’nin sıvı alüminyum üretimi yurtiçi tüketimi karşılayamamakta, aradaki açık 1985 yılından beri ithalatla kapatılmaktadır. Ülkemizin yıllık alüminyum ithalatı 250 milyon doları işlenmemiş alüminyum, bir o kadar da yarı mamul-mamul alüminyum olmak üzere toplam 500 milyon dolar mertebesindedir.

Türkiye Boksit Cevheri Üretim Miktarları (Ton/Yıl)

1998

1999

2000

2001

2002

2003

458 028

207 743

458 537

242 040

287 403

364.306

Türkiye Yıllık Boksit Talebi
Alümina Sanayisi : 350.000-390.000 ton/yıl
Ferrokrom Sanayisi : 11.000-12.000 ton/yıl
Refrakter Sanayisi : 40.000-52.000 ton/yıl
Toplam : 401.000-454.000 ton/yıl

Alümina sanayi, toplam boksit talebinin %85-90’nını tüketmektedir. Refrakter boksit, tamamen yurtdışından temin edilmektedir.

Yıllara Göre İthalat (x 1000 $)

1998

1999

2000

2001

2002

2003

4549

3017

4127

3509

4.383

5.253

Alüminyum Fiyatları
Alüminyum fiyatları 2001-2002 yılları arasında 1300-1400 $/ton civarında iken, 2004-2005 yıllarında 1800-2000$/ton ‘a kadar ulaşmıştır. 2005 yılı ortalama fiyatı 1900-2000 $/ton çıkmıştır.

Sonuç ve Değerlendirmeler
- Türkiye, dünya boksit rezervinin %0,4’üne, yıllık üretiminin ise %0,3’üne sahiptir.

- Ülkemizdeki boksit yataklarının %95’i Toros kuşağı içinde yer almaktadır. Türkiye’deki işletilebillir boksit rezervleri toplamı 87 milyon ton civarındadır. Halen boksit cevheri üretimi faaliyetinde bulunan yerli kuruluş sadece Eti Alüminyum A.Ş.’dir. Daha önce üretimde bulunan ve tamamı ihraç edilen Milas Boksit İşletmesi kapanmıştır. Mortaş İşletmesinde üretilen boksit cevherleri, Eti Alüminyum A.Ş. Seydişehir Alüminyum İşletmesi tesislerinde hammadde olarak kullanılmaktadır.

- Türkiye’nin sıvı alüminyum üretimi yurt içi tüketimi karşılayamamakta, aradaki açık 1985 yılından beri ithalatla karşılanmaktadır. Ülkemizin yıllık alüminyum ithalatı 250 milyon doları işlenmemiş alüminyum, bir o kadar da yarı mamul-mamul alüminyum için olmak üzere toplam 500 milyon dolar mertebesindedir. Buna karşılık, toplam 281 milyon dolarlık mamul alüminyum ihraç etmekteyiz.

- Ülkemizin boksit rezervi uzun yıllar yetecek kadardır. Bu nedenle, yeni kaynakların aranmasına yönelik yatırımlardan çok, mevcut tesislerin kapasitelerini arttırmak için yatırımlar yapılmalıdır. İthalatla karşılanan refrakter boksit için ise yapılacak fazla bir şey yoktur.

- Türkiye’nin alüminyum sanayisine yönelik boksit ithalatı yoktur. Yurtiçinde kurulmuş bulunan refrakter sanayinin ihtiyacı olan refrakter boksit ise ithalat yolu ile karşılanmaktadır. Refrakter boksit ihtiyacının yakın birgelecekte 50-60 bin ton/yıl arasında gerçekleşeceği tahmin edilmektedir.

- Gittikçe artan alüminyum talebinin yurtiçi kaynaklardan karşılanabilmesi için Seydişehir Tesisleri’nin kapasitesinin artırılmasına ve modernizasyonuna yönelik projelerin gerçekleştirilmesi gerekmektedir.

- Bölgedeki boksit rezervleri bu tesisin hammadde ihtiyacını uzun yıllar karşılayabilecek düzeydedir. Ülkemizin alüminyum ve mamül ürünlerine olan talebi ile yıllık ithalat rakamları dikkate alındığında, ikinci bir tesisin kurulması da düşünülebilir.

- Bunun yanısıra, ülkemizde üretimi yapılmayan ve Seydişehir boksitlerinde %0.05-0.07 V2O5 oranlarında değer alınan vanadyum ile galyumun ikincil ürün olarak kazanılması konusunda teknolojik olanaklar araştırılmalıdır.

- İslahiye-Payas ve Yalvaç (Isparta) bölgelerinde önemli rezervlere sahip demirli boksitler, teknolojik sorunlar nedeniyle değerlendirilememektedir. Yöredeki cevherlerin üretilmesine yönelik teknolojik araştırmalar yapılmalıdır.

Yazan :admin

May 28

Yer kabuğunun belli başlı elementlerinden olan nikel doğada çoğunlukla demirle birlikte olmak üzere sülfürler, arsenürler ve silikatlar şeklinde bulunur. Önemli nikel mineralleri arasında nikelin (NiAs), kloantit (NiAs2), pendlandit (Fe, Ni)S, millerit (NiS), annabergit Ni3(AsO4)2.8H2O, garnierit (Ni, Mg)3Si2O5.(OH)4 sayılabilir.

İşletilebilir limit tenörler lateritik yataklar için %1 Ni, sülfit yataklar için %0,2-0,3 Ni dir. Co/Ni oranlarının 1/30 olması durumunda aynı yataktan kobalt üretimi de yapılabilmektedir.

Nikel cevheri, başlıca paslanmaz ve alaşım çeliği üretiminde, demirsiz alaşımlarda, elektrokaplamada kullanılır. Nikelin uç ürünleri ise uçak, gemi ve kara taşıtlarının korozyona maruz parçalarının üretiminde, kimya sanayiinde, elektrikli aletlerde, petrol sanayiinde ve mutfak aletleri yapımında kullanılır.

Nikelin Kullanım Alanları

Kullanım Alanları

ABD

Japonya

Almanya

Paslanmaz Çelik ve Alaşım Çelikleri

%49

%87

%63

Demirdışı alaşımlar

%29

%2

%24

Elektrokaplama

%15

%3

%4

Diğerleri

%7

%8

%9

Hurdadan nikel kazanımı yapılabilmektedir. ABD’de 2001 yılında bu yolla 75 000 ton nikel kazanıldığı ve bunun 2001 yılında ABD’de tüketilen nikelin %45’ini oluşturduğu rapor edilmiştir.

Dünya Nikel Rezervleri Üretim ve Tüketim Miktarları
%1 veya daha fazla nikel tenörüne sahip nikel yataklarının en az 130 milyon ton nikel içerdiği bilinmektedir. Bunun %60 kadarı lateritik yataklarda, %40 kadarı da sülfitli yataklardadır. Ayrıca okyanus tabanlarında, özellikle de pasifik okyanusunda, geniş alanlar kaplayan manganez kabuk ve nodüllerinde yaygın nikel kaynaklarının varlığı bilinmektedir.

Dünya nikel rezervlerinin toplamı (metal içeriği) 62 milyon ton, baz rezervleri toplamı 140 milyon tondur. Rusya, Avustralya, Kanada, Yeni Kaledonya, Endonezya Dünya nikel rezervlerinin %70’ine sahiptirler. Bu ülkeler, 2000-2003 yıllarında Dünya toplam nikel üretiminin %70’e yakınını karşılamışlardır.

Batı Avustralya’da üç yeni laterit ocağının işletilmeye başlamasıyla üretim miktarları artmaya başlamıştır. Nikel, ileri bir teknoloji olan yerinde “basınçlı asit liçi” (BAL) ile elde edilmektedir. Bu üç şirketin yeni teknolojiye geçiş problemlerinin üstesinden gelmeleri gerekmiştir. Bu şirketlerin dışında, Avustralya’da dört şirket daha BAL projesini uygulamaya başlamışlardır. Ayrıca BAL teknolojisinin, Küba, Endonezya ve Filpinler’de de uygulanması yöntemleri üzerinde çalışmalar başlamıştır. Nisan 2001’de bir Kanada şirketi Yeni Kaledonya’da BAL projesini başlatmıştır. Eğer Yeni Kaledonya laterit projesi başarılı olursa şirket bu teknolojiyi New Founland’de sülfit konsantrelerinden nikel ve kobalt eldesinde kullanacaktır.

Türkiye Nikel Cevheri Rezervi
Türkiye’nin bilinen nikel rezervleri toplamı 40 milyon tondur. Bu rezervin 39.5 milyon tonu Manisa-Turgutlu-Çaldağ yatağındadır Bursa-Yapköydere ve Bitlis-Pancarlı yatakları geri kalan rezerve sahiptir.

Türkiye Nikel Rezervleri

Yeri

Tipi

Tenör (%)

Rezerv (1000 ton)

Manisa-Çaldağ

Laterit

0,93-1,95 Ni 0,042-0,060 Co

39,500 (gör+muh)

Bursa-Yapköy

Sülfit

1-4 Ni

163 (muh+müm)

Bitlis-Pancarlı

Sülfit

1,4 Ni

15,5 (müm)

Kaynak: VIII. Beş Yıllık Kalkınma Planı Nikel Ö.İ.K. Raporu

Bu yatakların dışında Eskişehir-Mihalıçcık-Yunusemre’de lateritik, Sivas-Divriği-Güneş’te sülfitli, Bolu-Mudurnu-Akçaalan’da sülfit tip nikel cevherleşmeleri saptanmıştır.

Türkiye’de Nikel Üretim ve Tüketimi: MTA’nın yaptığı arama çalışmalarıyla ortaya konan yataklardan sadece Manisa-Turgutlu-Çaldağ yatağında işletmek için yapılan görüşmeler sürmektedir. Türkiye’de nikelin tüketildiği en önemli alan kaplama sanayi ve az miktarda alaşımlı çelik dökümüdür.

İthalat-İhracat Durumu: Türkiye’deki şirketler, alaşımlı çelik döküm, paslanmaz makine parçaları üretimi, yüke dayanıklı alaşımlar v.b. alanlarda faaliyet göstermektedirler. Bunların nikel hammadde ve mont-katot nikel ihtiyacı ithalat yoluyla karşılanmaktadırlar. Türkiyeni’nin yıllık nikel ithalatı 1500-2000 ton olarak tahmin edilmiştir. Bunun karşılığında 15-20 milyon $’lık bir gider söz konusudur.

Nikel Fiyatları: 2000 yılında 10.000 $’dan 6.000 $/ton’a düşen metal nikel fiyatı, 2001 yılı ikinci yarısından itibaren artarak17.500-18.000 $/ton ulaşmıştır. 2005 yılı fiyatı ise 16.000 $/ton civarındadır.

Sonuç ve Değerlendirmeler
- Günümüz koşullarında, rezerv açısından ekonomik olarak nitelendirilebilecek tek nikel yatağı Manisa-Çaldağ’da bulunmaktadır. Bu nedenle bir İngiliz şirketi tarafından Çaldağ’da üretim çalışmalarına başlanmıştır. Bosphorus Nickel Madencilik Ticaret Aş. şirketi tarafından cevher yatağı yakınında sülfirik asit liçi yöntemiyle nikel eldesine yönelik pilot bir tesis kurulmaktadır. Asit liçinden geçirilen cevher çözelti halinde tanklara alınarak, çeşitli kimyasal prosesler sonucunda NiCoOH olarak çöktürülmektedir. Bu yöntemle %0.6Ni değerlerine kadar lateritik seviyeler zenginleştirilebilmektedir. Bu proje için 8 milyon dolar harcama yapılması planlanmaktadır.

- Nikel ve uç ürünleri özellikle yüksek ısı ve korrozyona dayanımlı alaşım üretiminde kullanıllan ve bu anlamda ikamesi olmayan stratejik bir hammaddedir. Bu açıdan başlıca çelik, kimya ve pil sanayinde kulanılan nikelin, dünyadaki talebe bağlı olarak, son 3 yıl içerisinde fiyatı üç kat artmıştır.

- Ülkemizin 1500-2000 ton/yıl düzeyinde olan nikel ihtiyacı nikel ürünleri ithalatı yoluyla karşılanmaktadır. İthalat karşılığı 15-20 milyon$/yıl döviz ödenmektedir.

- Ülkemizde lateritik ve sülfit tip nikel cevherleşmeleri bulunmaktadır. Arama çalışmalarının yapıldığı dönemlerde nikel cevherleşmelerinin ekonomik olarak kabul edilebilmesi için geçerli kriterler günümüz koşullarında değişmiştir. O günkü koşullarda 100 milyon tonun üzerinde %1 Ni tenörlü yataklar ekonomik kabul edilirken, bugün %0.9-1 Ni tenörlü 15-20 milyon tonluk lateritik nikel yatakları önemli olabilmektedir. Bu açıdan, ülkemizde yaygın olarak rastlanılan lateritik zuhurlar yeniden değerlendirilmelidir. Ayrıca, Divriği-Güneş-Soğucak ve Bitlis-Pancarlı nikel sülfit cevherleşmeleri aramaya değer görülmektedir. Bunun yanısıra, Doğu Anadolu’da bulunan ofiyolitik birimlerin tamamında nikel arama çalışmaları yapılmamıştır. Bölgede nikel cevherleşmelerine yönelik arama çalışmaları yapılmalıdır.

Yazan :admin

May 28

Günümüzde demir, toplumun genel gereksinim metali olduğundan, bir ülkenin demir çelik üretimi ve tüketimi o ülkenin ekonomik gücüyle ve gelişmişliği ile yakından ilgilidir. Demir yataklarının potansiyeli, işletilebilme ve değerlendirilebilme olanakları ülke için çok önemlidir. Türkiye’de ise kişi başına düşen nihai çelik tüketimi 2003 yılında 207 kg iken bu değer 2004 yılında artan üretime paralel olarak 218 kg yükselmiştir. 2004 yılındaki Avrupa Birliği ortalaması 360 kg’dır.

Dünya Demir Cevheri Rezervleri ve Üretim Miktarları
Dünyadaki tüvenan demir cevheri rezervleri yaklaşık 160 milyar ton, baz rezervler toplamı ise 370 milyar tondur. Metal demir içeriği olarak toplam dünya rezervi 80 milyar ton dolayındadır. Çin (21 milyar ton), Ukrayna (30 milyar ton), Brezilya (21 milyar ton), Rusya (25 milyar ton), Avustralya (18 milyar ton), ABD (6,9 milyar ton), Kazakistan (8,3 milyar ton), İsveç, Hindistan, Kanada ve G.Afrika Cumhuriyeti demir potansiyeli açısından dünyada önemli ülkelerdir. (Kaynak: USGS, Mineral Commodity Summaries, 2005)

Dünyada 50 kadar ülkede demir cevheri üretilmektedir. Çin, Avustralya, Brezilya, Rusya, Ukrayna ve Hindistan dünya demir cevheri üretiminin yaklaşık %70’ini gerçekleştirmektedir.

Dünya Demir Cevheri Üretimi (milyon ton)

Ülkeler

2002

2003

2004*

ABD

52

46

54

Avustralya

183

187

220

Brezilya

212

212

220

Kanada

31

31

31

Çin

231

261

280

Hindistan

80

106

110

İran

11

16

16

Kazakistan

15

17

17

Moritanya

10

10

10

Rusya

84

92

95

Güney Afrika

36

38

40

İsveç

20

22

22

Ukrayna

59

62

66

Venezuella

18

18

18

Diğer Ülkeler

38

45

52

Toplam

1,080

1,160

1,250

Mineral Commodity Yearbook 2005 (* Tahmini Değer)

Türkiye Demir Rezervleri
Türkiye’de bugüne değin yaklaşık 900 adet demir oluşumu saptanmış, bunlardan ekonomik olabileceği düşünülen 500 kadarının etüdü yapılmıştır. Ülkemizde entegre demir-çelik fabrikalarında kullanılabilecek özellikteki demir cevheri rezervleri; Sivas-Erzincan-Malatya, Kayseri-Adana, Kırşehir-Kırıkkale-Ankara ve Balıkesir bölgelerinde yer almaktadır.

Demir yataklarımız genelde küçük ve orta boy yataklar kapsamı içine girebilir. Bu yatakların % 88’i çok küçük, %11’i küçük ve ancak %1’i orta büyüklükteki yataklar sınıfına girmektedir. Orta büyüklükteki yataklar, Divriği A ve B kafa, Hekimhan-Hasançelebi ve Deveci ile Sakarya-Çamdağ demir yataklarıdır. Yapılan çalışmalar sonrası belirlenen demir cevheri rezervleri demir-çelik fabrikalarının kullanımları esas alınarak başlıca 2 grupta toplanmıştır.

1. İşletilebilir Yataklar
Yüksek fırınları besleyecek doğrudan şarja uygun demir cevheri rezervimiz 132.100.000 tondur. İşletilen veya işletilebilir nitelikteki 23 adet demir yatağının tenör ve rezerv oranlarına ait bilgiler aşağıdadır.

2. Sorunlu Demir Cevheri Rezervleri
Düşük tenörlü ve/veya yüksek zararlı bileşen içeren cevherlere sahip 50 kadar sorunlu yatağımız vardır. Bugünkü bilgilere göre bu yataklarda %15-50 Fe arasında değişen tenörlerde toplam 1,3 milyar ton kaynağın varlığı bilinmektedir. Bu yataklardan bazıları, zengin ya da uygun nitelikte cevher içeren bölümlerinde seçimli madencilik yapılarak veya başka yataklardan elde edilen cevherlerle harmanlanmak suretiyle zararlı bileşen içerikleri uygun oranlara düşürülerek,bazı dönemlerde kısmen işletilmiştir. Büyük çoğunluğunun zararlı bileşenlerinden arıtılması için uygun zenginleştirme yöntemleri geliştirilmeden işletilmeleri mümkün değildir.

Türkiye İşletilebilir Demir Rezervleri

Yatak Adı

Tenör
(%Fe)

Rezerv
(Bin Ton)

Sivas-Divriği-A Kafa

54

36 500

Sivas-Divriği-B Kafa

56

8 000

Sivas-Divriği-Ekinbaşı

55

12 000

Sivas-Divriği-Purunsur

55

100

Sivas-Divriği-Taşlıtepe

62

60

Gürün-Otlukilise

54

800

Kangal-Çetinkaya-Pınargözü

54

1300

Malatya-Hekimhan-Deveci

38

46 000

Malatya-Hekimhan-Şırzı

49

275

Kayseri-Yahyalı-Karamadazı

51

300

Kayseri-Yahyalı-Karaçatı

Kayseri-Yahyalı-Karamağara

Kayseri-Yahyalı-Kızıl+Menteş

54

9500

Kayseri-Yahyalı-Ayıgediği

54

590

Pınarbaşı-Tacin

51

70

Adana-Feke-Koruyeri

51

8500

Adana-Feke-Attepe

57

4500

Adana-Elmadağ

53

1000

Adana-Feke-Uyuzpınar

58

235

Adana-Karaisalı-Yenigireği

57

40

Ankara-Bala-Kesikköprü

54

1800

Balıkesir-Havran-Büyükeymir

53

340

Balıkesir-Şamlı

58

190

Toplam

-

132.100

Türkiye’deki Sorunlu Demir Yatakları

Yatak Adı

Tenör

(% Fe)

Rezerv

(Bin Ton)

Açıklama

1 Malatya-Hekimhan-Hasançelebi

19

685 000

TiO2, düşük tenör

1 Malatya-Hekimhan-Karakuz*

41,08

17 500

SiO2, Al2O3

1 Sivas-Gürün-Otlukilise*

31,76

34 000

SiO2, Al2O3, düşük tenör

1 Sivas-Kangal-Çetinkaya*

54

500

Düşük tenör

2 Sivas-Divriği-Dişbudak

41,41

300

SiO2, düşük tenör

2 Sivas-Divriği-Kızıldağ

28,50

240

SiO2, S düşük tenör

2 Sivas-Divriği-Çaltı-Kurudere

50

120

S

2 Sivas-Divriği-Yellice

19

125 000

Düşük tenör

1 Erzincan-Kemaliye-Bizmişen*

53

21 500

S,düşük tenör

1 Kayseri-Pınarbaşı-Uzunpınar

50

1500

SiO2

1 Kayseri-Yahyalı-Karamadazı*

51

500

Düşük tenör

1 Ankara-Bala-Kesikköprü

44,52

1800

SiO2, S

1 Balıkesir-Havran-B.Eymir*

53

3350

As

1 Balıkesir-Ayvalık-Ayazment*

52

5600

Cu

2 Çanakkale-Merkez-Kuşçayırı

35

430

SiO2, Al2O3

1 Bingöl-Genç-Avnik

43,65

40 000

P2O5

Bitlis-Meşesırtı-Öküzyatağı

15,60

3100

P2O5

2 Adıyaman-Çelikhan-Pınarbaşı-Bulam

28,56

31 000

P2O5

1 Sakarya-Karasu-Çamdağ 1

18,38

79 000

CaCO3, düşük tenör

1 Sakarya-Karasu-Çamdağ 2

31,76

34 000

SiO2, Al2O3, düşük tenör

2 K.Maraş-Elbistan-Nergele

52

4000

As

2 K.Maraş-Elbistan-Çakçak Dere

40

1200

SiO2

2 Gaziantep-Islahiye-Korudağ

30

80 000

SiO2, Al2O3 düşük tenör

2 Gaziantep-Islahiye-Cabbardağı

30

10 000

SiO2, Al2O3 düşük tenör

1 K.Maraş- Göksun-Beritdağı

52

150

Dekapaj

2 Hatay-İskenderun-Payas

35

68 000

SiO2, Al2O3 düşük tenör

2 Hatay-Kırıkhan-Kastal

33,76

6000

SiO2, Al2O3, TiO2 düşük tenör

2 Yozgat-Sarıkaya-Uzunkaya

14,20

6600

Düşük tenör, dekapaj

2 Yozgat-Sarıkaya- Atkayası

22

380

Düşük tenör, dekapaj

2 Yozgat-Sarıkaya-Karabacak

30

4500

Düşük tenör, dekapaj

2 Yozgat-Sorgun-Yılanpınar

20

30 000

Düşük tenör, dekapaj

2 Yozgat-Sorgun-Battallar

20

13 000

Düşük tenör, dekapaj

2 Yozgat-Sorgun-İnüstü

20

42 000

Düşük tenör, dekapaj

1 Aydın-Söke-Çavdar

42

12 000

Düşük tenör

2 Afyon-Çay-Sultandere

50,40

465

Dekapaj

2 İzmir-Torbalı-Hortuna

45,80

2000

As

2 Kütahya-Emet-Küreci

42

660

SiO2

2 Kütahya-Emet-Çatak

50

1900

S

2 Kütahya-Emet-Karaağıl

48,80

2000

PbS, Zn

2 Kütahya-Simav-Göncek

40

140

Dekapaj

2 Kütahya-Simav-Kalkan

50

500

S, SiO2

2 Eskişehir-Sivrihisar-Karaçam

45

2150

Ni, As

İçel-Gülpınar-Örendüzü

35

11 000

Düşük tenör, dekapaj

Toplam

1 383 085

(1) Sorunlu cevherler, (2) Potansiyel cevherler
* Zaman zaman da olsa işletilen sorunlu yataklar

Türkiye’de Demir Cevheri Üretimi ve Tüketimi
Türkiye’de, 2003 yılında 3,429,070 ton demir cevheri üretilmiştir. Ülkemizde üç demir-çelik fabrikasının yıllık 10-13 milyon ton dolayındaki cevher ihtiyacının ancak yarıdan azı yurtiçi kaynaklardan sağlanmakta, geri kalan kısmı ithalatla karşılanmaktadır.

Yıllara Göre Türkiye Demir Cevheri Üretimi

Yıllar

1999

2000

2001

2002

2003

Üretim

4.932.213

4.060.561

3.931.874

3.432.775

3.429.070

Türkiye’nin Ham Çelik Üretim Tüketim ve İhracatı
Türk demir çelik sektörü her birinin yıllık kapasitesi 1.000.000 ton ile 3.000.000 ton arasında değişen üç adet entegre tesis ve kapasiteleri 60.000 ton ile 2.000.000 ton arasında değişen 16 adet elektrik ark ocaklı tesiste ham çelik üretimi gerçekleştirmektedir. 2001 yılında 15 milyon ton ile, dünya çelik üretiminde 15. sırada,. 2003 yılında 18.3 milyon ton ile dünya çelik üretiminde 13. sırada ülkemiz yer almıştır. 2004 Yılında ise Türkiye Ham Çelik Üretimi 20,5 milyon ton olup, 2003 yılına göre %11,9’luk artış olmuştur. Bu oran, 2004 yılında %23,2’lik üretim artışı yakalayan Çin’den sonra, Dünya’nın en büyük ilk 15 üreticisi arasındaki en yüksek ikinci artış oranıdır. (Kaynak: Erdemir Grubu Basın Açıklaması)

Üretim yöntemi açısından, 2003 yılında toplam üretimin % 69’u elektrik ark ocaklı tesisler tarafından, geriye kalan % 31’i ise entegre tesisler tarafından gerçekleştirilmiştir
Çelik ürünlerinin toplam ülke ihracatındaki payı, 1981 yılında % 1.9 iken, 2003 yılında % 9.1’e çıkmıştır. Diğer taraftan, 1980 yılında % 0.6 olan Türkiye’nin Dünya çelik üretimi içindeki payı, 2003 yılında %1.9 seviyesine ulaşmıştır. 2003 yılı nihai çelik tüketimi, 2002 yılına kıyasla % 22 civarında bir artış kaydetmiştir. Türkiye, esas itibariyle, uzun ürün ve kütük ihracatı yapmakta ve en önemli pazarlarını sırasıyla, Orta Doğu/Körfez Ülkeleri, AB ülkeleri ve Uzak Doğu/Asya oluşturmaktadır. 2002 yılına gelene kadar ihracat yapılan bölgeler arasında ilk sırada yer alan AB, 2002 yılı Mart ayında, ABD ile başlayıp AB ülkeleri ile devam eden ve tüm dünyaya yayılan korumacı uygulamalarla birlikte, 2002 yılında 3.sıraya inmiş, 2003 yılında ise bir sıra atlayarak 2.sıraya yerleşmiştir.

Türk demir çelik endüstrisi, hem kalite hem de kapasite açısından, son 15 yılda büyük gelişme göstermiştir. 2004 yılı itibariyle Türkiye, dünyadaki 64 çelik üreten ülke arasında 12. sırada, Avrupa’daki çelik üreticileri arasında ise 5. sırada yer almaktadır. Dünya ham çelik üretimi 1 Milyar Ton sınırını aşmış ve Çin, geçen yıl olduğu gibi, bu yıl da Demir Çelik Sektörü’nde belirgin liderliğini korumuştur. Ülkemizi hammadde tedariki açısından irdeleyecek olursak, Yurt içi hurda tedarikinin yetersizliği nedeni ile elektrik ark ocaklı tesisler için gereken hurdanın çok büyük kısmını yurt dışından tedarik etme zorunluluğu vardır. Dünya hurda piyasasında Türkiye en büyük iki alıcı ülkeden birisidir. Bilinen yurt içi demir cevheri kaynakları kalite ve miktar açısından yetersizdir, nakliye ve maliyet problemleri vardır. Çin Halk Cumhuriyeti’nin büyük oranda artış gösteren çelik talebi karşısında; dünya çelik arzında yetersiz kalınması ve cevher, kömür, ferro-alyaj ve hurda gibi girdi ürünleri ile navlunda, anormal boyutlara ulaşan fiyat artışları, 2003 yılı içerisinde, gerek ülkemiz demir çelik sektörü ve gerekse dünya demir çelik sektörü açısından son derece ciddi sorunlara yol açmıştır.

Türkiye Demir İthalat ve İhracatı
Ülkemizde üç demir-çelik fabrikasının yıllık 10-13 milyon ton dolayındaki demir ihtiyacının yaklaşık 4-4.5 milyon tonluk kısmı yurtiçi kaynaklardan sağlanmakta, geri kalan kısmı için yılda yaklaşık 150-200 milyon dolar döviz ödenerek ithalatla karşılanmaktadır. Madencilik sektörüne ait dış ticaret rakamları göz önüne alındığında, demir cevheri ithalatı taş kömüründen sonra ikinci sırada yer almaktadır.

Türkiye’nin Yıllara göre Demir Cevheri İthalat ve İhracatı (Kaynak: DT, 2004)

Yıllar

1999

2000

2001

Hâlen, Türk çelik ürünleri, 130’dan fazla ülkeye ihraç edilmektedir. 2003 yılında yapılan, yaklaşık 10.2 milyon tonluk toplam demir çelik ürünleri ihracatında, Orta Doğu/Körfez ülkelerinin payı %34.9, AB ülkelerinin payı % 24.6, Uzak Doğu/Asya ülkelerinin payı ise %17, olarak gerçekleşmiştir.
14-15 milyon ton ham çelik üretimimize ve 12 milyon ton düzeyinde tüketimimiz olmasına karşın başta elektrikli ark ocaklı tesislerin hurdaya bağımlı olması ve diğer hammadde ithalat gereksinimleri nedeni ile Türkiye net demir-çelik ithalatçısıdır. Ülkemizdeki üretimin yaklaşık 2/3’ünün elektrikli ark ocaklarında yapılıyor olması üretim girdilerinden hurdayı, ön plana çıkarmaktadır.

Demir-çelik ve demir-çelikten eşya ihracatımızın son 10 senesi incelendiğinde genelde bir artış trendine sahip olduğu görülmekte. 1993 yılında 1.9 milyar dolar olarak gerçekleşen demir çelik ihracatımız sonraki 10 yıllık dönemde yüzde 100’ün üzerinde artarak 2003 yılında 4.360 milyar dolar olarak gerçekleştir. Türk demir-çelik ürünleri 2003 yılında toplam 151 ülkeye ihraç edilmiştir. İhracatta İtalya 422.149.128 milyon dolarla ilk sırayı alırken, ABD 338.204.397 milyon dolarla ikinci, Almanya 281.993.865 milyon dolarla üçüncü sırada. Bu üç ülkenin ardından İsrail, Çin, İspanya ve İngiltere gelmektedir. Türkiye’nin demir-çelik ve demir veya çelikten eşya ihracatı 2002 yılında 3.3 milyar dolar iken 2003 yılında yüzde 29 oranında artarak 4.3 milyar dolara yükselmiştir. Türkiye ham çelik üretimi ise 2002 yılına göre yüzde 11.1 oranında artarak 18.2 milyon tona ulaşmış ve üretimin yüzde 67’si ise yani yaklaşık 13 milyon ton ham çelik ihraç edilmiştir.

Sonuç ve Değerlendirmeler
1. Ülkemizde bugünkü durumda işletilen yada işletilebilir nitelikte 23 yatakta toplam 132 milyon ton cevher rezervi vardır.

2. Ekonomik olarak işletilebilir demir kaynaklarımız (rezervlerimiz), ülkemiz cevher talebini ancak 10-15 yıl karşılayabilecek düzeydedir.

3. Ülkemizin yıllık demir ihtiyacının 4 milyon tonluk kısmı yurtiçi kaynaklardan sağlanmakta, geri kalan kısmı için yılda yaklaşık 150-200 milyon dolar döviz ödenerek ithalatla (tüvenan cevher) karşılanmaktadır. Demir ithalatının büyük bir kısmı da hurda demir olarak yapılmaktadır. Türkiye her yıl 10-15 milyon ton dolayında hurda demir ithal ederek dünyada en fazla hurda ithal eden ülkelerin başında yer almaktadır. 1995-1997 yılları arasında hurda ithalatı için yılda yaklaşık 1 milyar dolar, 1997-2001 yıllarında da ortalama yılda 650 milyon dolar civarında döviz ödenmiştir. 2003-2004 yılları arasında hurda demirin fiyatı 90 dolardan (USA) 220-250 dolara çıkmıştır. Ülkemizin çelik üretiminin %60-70’i EAO kullanılarak yapılmaktadır. Bu nedenle, günümüzde yaşanan kaliteli hurda temininde zorluklar ilerde daha da artacak ve beraberinde hurda ithalatında ciddi sorunlar yaşanacaktır.

4. Türk çelik sektörünün önemli problemlerinden biri olarak tespit edilen, uzun ve yassı nihai mamul üretim dengesizliğinin giderilmesi amacıyla; Erdemir ve İsdemir’in yıllık toplam nihai yassı mamul kapasitesinin; 2007 yılında 7 milyon ton’a, 2010 yılında 10 milyon ton’a, 2015 yılında ise 14 milyon ton’a çıkarılması için yatırımlara hızlı bir şekilde devam edilmektedir. Erdemir ve İsdemir’deki üretim kapasitesinin arttırılması, önümüzdeki yıllarda yüksek fırınlar için daha çok ham cevhere talebin olacağı anlamına gelmektedir.

5. Uzun yıllardır talebin çok üzerinde bir kapasiteye sahip olan dünya çelik sektörü birkaç yıldan özellikle de son iki yıldan bu yana Çin’in büyük etkisi ile inanılmaz bir değişim içine girmiştir. Fiyatlar dolar bazında % 300 oranında artmış, karlılık oranları çok yükselmiştir. Bu artışlar hammadde ve navlun fiyatlarına da yansımıştır.

6. Dünya yıllık çelik üretimi 1 milyar ton seviyesini aşmıştır. Sektörde nerede ise ilk defa arz talebin gerisinde kalmaktadır. Çin son yıllardaki büyük atılımları ile dünyanın en büyük çelik üreticisi olmuştur. Yanı sıra, tüketim artışı paralelinde en büyük ithalatçı olarak da pazarı belirlemektedir. Çelik sektöründe tekelleşme oranının düşük olmasından da kaynaklanan dönemsel dalgalanmaları azaltmak, pazarlık ve rekabet gücünü artırmak için son yıllarda gözlenen konsolidasyon çabaları devam edecektir.

7. İşletilebilir yataklarımız dışında, düşük tenörlü ve/veya yüksek zararlı bileşen içeren cevherlere sahip 50 kadar sorunlu yatağımız vardır. Bugünkü bilgilere göre bu yataklarda %15-50 Fe arasında değişen tenörlerde toplam 1,3 milyar ton kaynağın varlığı bilinmektedir. Bu yataklardan bazıları, zengin ya da uygun nitelikte cevher içeren bölümlerinde seçimli madencilik yapılarak veya başka yataklardan elde edilen cevherlerle harmanlanmak suretiyle zararlı bileşen içerikleri uygun oranlara düşürülerek,bazı dönemlerde kısmen işletilmiştir. Büyük çoğunluğunun zararlı bileşenlerinden arıtılması için uygun zenginleştirme yöntemleri geliştirilmeden işletilmeleri mümkün değildir.

8. Sorunlu yataklarımız içerisinde %19 Fe ortalama tenörlü 685 milyon ton yada %15 Fe ortalama tenörlü 865 milyon ton rezervi ile dikkati çeken Hasançelebi Demir Yatağı’nın öncelikle teknolojik sorunlarının çözülerek işletilmesine yönelik adımların atılması önerilmektedir. Düşük tenörlü olması ve titan içeriğinin kabul edilebilir sınırların üzerinde olması nedeniyle işletilemeyen yatağın teknolojik sorunlarının çözümüne yönelik MTA laboratuvarlarında pilot çapta çalışmalar sürdürülmektedir. Teknolojik test çalışmalarında, cevherden alınan örneklerden sünger demir üretimi gerçekleştirilmiştir. Sünger demir ise ark ocaklarında hurda demir yerine kullanılabilecek önemli bir alternatif olarak görünmektedir. Türkiye’nin uzun dönemde demir ihtiyacının yurt içinden karşılanması konusunda alınacak tedbirlerin başında Hasançelebi Yatağı’nın işletilmesi gelmektedir.

9. Hasançelebi Demir Yatağı’nın yanı sıra, günümüzde işletilmeyen ve toplamda önemli rezervlere sahip Bizmişen, Avnik, Pınargözü gibi sorunlu yataklarımızın da işletilmesi konusunda adımlar atılmalıdır. Adı geçen yataklarda, sorunlu (düşük tenör veya empurite ) cevherler dışında toplam 20 milyon ton dolayında direkt şarjlık işletilebilir tenörlerde rezerv varlığı bilinmektedir. Öncelikli olarak yüksek tenörlü düşük empuriteli cevherlerden başlanarak bu yataklarımızın işletilmesi, gerek ülke kaynaklarının değerlendirilmesi gerekse, bulunduğu bölgelerde yaratacağı istihdam açısından büyük önem arzetmektedir.

10. Sorunlu kaynaklarımızın üretimlerine yönelik adımların yanı sıra, arama çalışmaları da devam ettirilmelidir. konusunda Bölgesel ölçekte demir aramaları için hedef alanlar; Sivas-Erzincan-Malatya, Yahyalı-Feke-Mansurlu-Tufanbeyli, ve Ankara-Kesikköprü-Kırıkkale Bölgeleridir. Bunların dışında Bingöl, Tunceli ve Bitlis yöreleri de demir arama çalışmaları için önemli olabilecek bölgelerdir. Bu bölgelerde, yatak bazında yapılacak çalışmalarla ek rezerv olanaklarının araştırılması yanında, farklı görüş veya yaklaşımlarla havza etütlerinin yapılarak yeni hedef sahaları belirlenmelidir.

Yazan :admin

May 28

Kurşun, sanayide kullanılan önemli metallerden biridir. Akü, benzin, matbaa, mühimmat, boru, alaşım, lehim, renkli televizyon tüpü yapımında, boya, cam ve kimya sanayii kollarında, radyasyon ve x-ışınlarından korunmada kurşun kullanılmaktadır. Çevre kirliliği etkisinden dolayı ve hurda üretimininde artması ile son yıllarda kurşun kullanımında sınırlamalar getirilmiştir.

Görünür metal kurşun rezervinin dünyada 100 milyon ton, Türkiye’de 0.8 milyon ton olduğu tahmin edilmektedir. En büyük kurşun rezervine sahip ülkeler Avustralya, ABD, Kazakistan, Kanada ve Çin’dir. Kurşun maden üretimi dünyada 3 milyon ton, hurdalarla birlikte toplam üretim 6 milyon ton civarındadır. Türkiye’nin kurşun metal tüketimi ise yılda 35 bin ton kadardır. Buna karşılık yaklaşık 10 bin ton metal kurşun hurdadan, 5-6 bin ton da geçici olarak yurtdışına gönderilen cevherlerden elde edilmektedir. 15-20 bin ton mertebesindeki metal kurşun açığı da ithalat yoluyla karşılanmaktadır.

Çinko ise demir, alüminyum ve bakırdan sonra sanayide en çok kullanılan metaldir. Demir ve çeliğin korrazyona karşı direncinin artırılmasında, döküm sanayiinde kullanılan pirinç ve özel alaşımların yapımında, ayrıca çatı kaplama malzemeleri, lastik ve pil yapımında önemli miktarlarda çinko kullanılmaktadır. Görünür metal çinko rezervi dünyada yaklaşık 200 milyon ton, Türkiye’de 2.3 milyon tondur. Avustralya, ABD, Kanada, Çin en çok çinko rezervine sahip ülkelerdir. Dünyada çinko cevher üretimi 8 milyon ton, hurda çinko üretimi 0.5 milyon ton civarındadır.

Türkiye’nin çinko metal tüketimi yılda 60 bin ton dolayındadır. Bunun 10 bin tonu geçici ihraç yoluyla yurtdışına gönderilen cevherlerden geri dönen metalle, bir bölümü hurdadan kazanılmakta, geri kalan 20-30 bin tonu ithalatla karşılanmaktadır. Ar-Ge çalışmaları teşvik edilerek çinko-kurşun yatakları içerisinde yan ürün olarak bulunan gümüş ve altın gibi değerli metaller ile indiyum, galyum, talyum ve germanyum gibi ileri teknoloji ham maddelerinin kazanılmasına yönelik çalışmalar yapılmalıdır.

Kurşun ve Çinko Yatakları
Kurşun ve çinko tabiatta tek başına bulunabileceği gibi değişik oranlarda bakır, kurşun ve çinkonun birlikte bulunduğu yataklara da sıklıkla rastlanmaktadır. Kurşunca zengin yataklarda gümüş, çinkoca zengin yataklarda kadmiyum metalleri de yüksek oranlardadır.

Türkiye’de 600′den fazla kurşun-çinko-bakır cevherleşmesi olduğu halde bulunan maden yatakları dünyadaki diğer yataklara göre orta veya küçük rezervli yataklardır. Türkiye’deki kurşun-gümüş madenciliği dünyadaki en eski madencilikten birisi olup bir çok yöre gümüş ve kurşun içeren sözcüklerle adlandırılmıştır. Zaman zaman işletilen bu yatakların çoğu madenin bitmesi veya başka nedenlerden dolayı 20. yüzyılın başlarında kapatılmıştır. Cumhuriyetin kurulmasından sonra Etibank ve özel kuruluşlarca bir çok yerde kurşun-çinko madenleri daha modern yöntemlerle işletilmiştir. Kayseri yakınlarındaki Çinkur’a ait karbonatlı çinko izabe tesisi bir kaç yıl önce ham madde yetersizliği nedeni ile kapatılmıştır. Sülfürlü kurşun-çinko madeninin izabesi Türkiye’de yapılmamakta, konsantre edilmiş maden geçici veya kesin ihracatla yurtdışına gönderilmektedir.

Kurşun çinko yatakları oluşumlarına göre iki ana başlık altında incelenebilir.

1. Tabakaya Bağımlı Yataklar
Türkiye’de Orta Toroslar’da Yahyalı, Kozan, Alanya, Hadımı, Yeşilyurt yakınlarında bulunan karbonatlı çinko yatakları da genellikle Paleozoik veya daha genç karbonatlı kayaçlar içinde yer alırlar. Ancak Türkiye’deki bu tip cevherleşmeler küçük ve çok küçük damar ve düzensiz kütleler halindedir. Karstik boşluklarda ikincil zenginleşmelerle çinko tenörü %30’a kadar ulaşmaktadır. Fakat en büyük yatak Aladağ’da bile toplam metal çinko rezervi 50 bin tonu geçmez. Benzer tip oluşumlara kuzey Anadolu’da Adapazarı ve Gümüşhacıköy yakınlarında karbonatlı kayaçlar içindeki kurşun ve gümüşce zengin yataklar halinde de rastlanmaktadır.

2. Magmatizmaya Bağımlı Yataklar
2.1 Denizaltı Volkanizmasına Bağlı Yataklar
En tipik örnekleri Japonya’da görülür ve burada Kuroko tipi yataklar olarak adlandırılır. Bu yataklarda bakır, kurşun, çinko değişik oranlarda ve genellikle 0,5- 1 milyon metal rezerv içeren düzenli masif kütleler halinde bulunurlar.

Doğu Karadeniz Bölgesinde sahile yakın bir çok masif bakır kurşun çinko yatağı vardır.Türkiye toplam çinko rezervinin üçte birinden fazlası tek başına MTA Genel Müdürlüğü tarafından 1970’li yılların başında bulunan Rize-Çayeli yatağında yer almaktadır (874 bin ton görünür metal çinko). Güneydoğusunda, Siirt-Madenköy’de bakırla birlikte yaklaşık 140 bin ton metal çinko tespit edilmiştir.

2.2 Karasal Volkanizmaya Bağlı Yataklar
Kuzeybatı Anadolu bölgesinde bu tip birçok kurşun-çinko yatakları Balya’da olduğu gibi uzun yılar işletilmiştir. Bölgede son yıllarda yapılan aramalarda Çanakkale Koru’da olduğu gibi yeni yataklar bulunabilmektedir. Bu tip yataklara ayrıca Doğu Karadeniz Bölgesinin iç kısımlarında, Gümüşhane, Şebinkarahisar ve Koyulhisar yakınlarında da rastlanılmaktadır.

2.3 İntrüzyona Bağlı Yataklar
Orta Anadolu Bölgesi’nde Akdağmadeni, Keban, Keskin yakınlarında ve muhtemelen Bolkardağında birçok orta ve küçük boyutlu kurşun-çinko yatakları bulunmaktadır.

Kurşun ve Çinko Aramaları
Maden prospeksiyonu çalışmalarına göre gelişmekte olan ülkelerin ihtiyaçlarındaki artışa paralel olarak gelecekte kurşuna ve bilhassa çinkoya olan talep artacaktır. İç tüketimi karşılamak ve ihracaatı artırmak amacı ile çinko ve gümüş içeren kurşun yataklarının aranmasına hız verilmelidir. Türkiye’nin jeolojisi orta ve küçük rezervli yeni kurşun-çinko yataklarının bulunulmasına elverişlidir, ancak mostra vermemiş yeni yataklarının bulunması eskiye göre çok daha zordur.
Türkiye kurşun-çinko aramalarında birinci önceliğe sahip bölgesi Doğu Karadeniz Bölgesinin sahile yakın kısımları, ikinci önceliğe sahip bölgesi de Kuzeybatı Anadolu Bölgesi ile Doğu Karadeniz Bölgesinin iç kısımlarıdır. Bu bölgelerde denizaltı ve karasal volkanizmaya bağlı olarak oluşmuş kurşun-çinko yataklarını kontrol eden bölgesel ve lokal bazda gelişmiş tektonik ve magmatik faktörlerin çok yönlü çalışılarak dikkatli bir şekilde ortaya konulması gereklidir. Bakırca zengin bazı çinko yataklarının bulunduğu Güneydoğu Anadolu Bölgesi de çinko aramalarında üçüncü önceliğe sahip bölgelerdendir.

Granitlere ilişkili kurşun-çinko maden yatakları içeren Orta Anadolu Bölgesi aramalarda dördüncü önceliğe sahiptir. Bölgede çok sayıda bulunan granitik kayaçların jeotektonik özelliklerine göre içerdikleri maden yatakları değişmektedir. Skarn mineralleri ve cevher zonlaşması detay aramalardaki önemli unsurlardandır.

Dünyadaki büyük ve çok büyük kurşun çinko oluşumlarını içeren metamorfizmaya uğramış çok yaşlı sedimanter kayaçlar Türkiye’de çok az yerde mostra vermiştir. Toroslarda küçük ve çok küçük karbonatlı çinko yatakları içeren kayaçlar genellikle daha gençtir. Cevherleşme belli yaştaki karbonatlı kayaç tabakalarına bağımlı olarak kırık hatlarında ve karstik boşluklarda zenginleşmiştir. Cevherleşmeyi kontrol eden bölgesel sedimanter fasiyes özelliklerinin (örneğin paleoresif alanlarının) ve tektonik hatların ortaya konulması gereklidir. Ancak cevherleşmenin çok çabuk değişmesinden dolayı detay bazda yapılacak aramaların maden işletmesi ile paralel olarak galeriler boyunca yapılmasında fayda vardır. Karbonatlı kayaçlara bağımlı kurşun-çinko aramaları, bugünkü bilgilerimize göre, öncelikli değildir.

Yazan :admin

May 28

Ekonomik olarak işletilen tek krom minerali kromittir. Teorik mineraloji formülü FeCr2O4 olmakla birlikte, doğada bulunduğu haliyle formülü ; [( Mg, Fe)++ (Cr, Al, Fe)+++]2O4 olan spinel grubu bir mineraldir.

Metalurjik olarak krom cevherinin en önemli kullanım alanı paslanmaz çelik yapımında kullanılan ferro-krom imalidir. Refrakter alanda ise çok geniş kullanıma sahip olan krom cevheri, kimya endüstrisinde; Renk maddesi, deri tabaklama işleminde ve kuru pil imalinde kullanılır. Sınırlı miktarda da döküm sanayinde kullanılmaktadır. Krom cevherinin kimyasal bileşimi cevherin sanayideki kullanım alanlarını belirlemektedir. Metalurji sanayinde krom; ferrokrom, ferro-siliko-krom, krom bileşikleri, ekzotermik krom katkıları, diğer krom alaşımları ve krom metali şeklinde tüketilir. Son yıllarda metalurji sanayinde kullanılan kromun (krom demir alaşımları ve krom metalinin) yaklaşık % 95′i ferrokrom şeklindedir. Ferrokromun %90’ı başlıca paslanmaz ve ısıya dirençli çelik yapımında kullanılmaktadır. Paslanmaz çelikler %12-40 arasında krom içerir. Krom, çeliğe başlıca yüksek karbonlu ferrokrom şeklinde ilave edilir. Bu özelliği nedeniyle krom, savunma, sanayinin vazgeçilmez hammaddelerinden biridir ve bu açıdan stratejik öneme sahiptir. Konvansiyonel silahların üretimi dışında; Otomotiv, gemi, denizaltı ve uçak sanayi gibi birçok sektörlerde krom alaşımlı çelikler yaygın olarak kullanılmaktadır. Aşağıdaki tabloda kimyasal bileşenlerin oranlarına göre krom cevherinin kullanım alanları verilmiştir.

Dünya krom cevheri tüketiminin %79’u metalurji, %13’ü kimya, %9’u refrakter sanayilerinde kullanılmaktadır. Sanayideki kullanım alanları kimyasal bileşim ve fiziksel özelliklerine göre sınırlı olmakla beraber, teknolojideki gelişmeler kimyasal bileşim ve fiziksel özelliklerden kaynaklanan sınırlamaları daha esnek hale getirmiştir.

Dünya Krom Rezervleri: Dünya toplam kromit kaynakları 7.6 milyar ton düzeyindedir. Bunun 3.6 milyar tonu rezerv sınıfındadır. Dünya krom kaynaklarının büyük bir bölümü stratiform yataklara aittir. Ekonomik olarak işletilebilen krom cevheri yatakları dünyada başlıca; Güney Afrika Cumhuriyeti, Kazakistan, Zimbabve, Finlandiya, Hindistan, Türkiye, İran, Filipinler Küba, ve Brezilya’da bulunmaktadır.

Dünya Üretim Miktarları
Yıllık dünya krom rezervi üretimi 13-15 milyon ton düzeyindedir. 2003 yılında 13.5 milyon ton, 2004 yılında da 14 milyon ton krom cevheri üretilmiştir (2004 USGS). Güney Afrika 6.5 milyon ton ile 2004 yılı dünya toplam üretiminin %47’ini gerçekleştirmiştir. Kazakistan 2.4 milyon ton, Hindistan ise 1.9 milyon krom cevheri üretmişlerdir. Yıllık tüketim ortalama % 5 civarında artmaktadır. Dünya krom pazarlarında yeni üretici ülke pek katılmazken; Yunanistan, Sırbistan (Yugoslavya) ve Pakistan gibi ülkelerin krom cevheri rezervlerinin tükenmesi veya azalması sonucu pazardan çekildikleri görülmektedir.

Türkiye Krom Üretimi
Türkiye’de krom madenciliği 1850 li yıllarda başlamıştır. Bugüne kadar Türkiye dünya krom pazarlarında önemli bir paya sahip olagelmiştir. Bazı yıllarda üretim bakımından ilk sırada yer almış, çoğu yıllarda 3. ile 6. sıralar arasında yerini korumuştur. Bugüne kadar Türkiye’de 47 milyon ton kadar krom cevheri ürettiği hesap edilmektedir.

Türkiye krom cevheri üretimi 2.080.043 ton ile, 1995 yılında en üst düzeye ulaşmıştır. 1995 yılını takip eden yıllarda üretim genel bir azalma eğilimine girmiş, bu eğilim 2000 ve 2001 yılında daha da hızlanmış, 2001 yılında 389.759 ton olmuştur. 2003 yılında ise, krom piyasasındaki canlanmalar nedeniyle talep artışına bağlı olarak fiyatlarda yükselmiştir. Bu nedenle, son iki yılda üretim miktarları kısmen artmıştır.

Yıllara Göre Krom Cevheri Tüvenan Üretim Değerleri (ton)

1995

1998

1999

2000

2001

*2002

*2003

**2004

2.080.043

1.440.470

1.019.542

545.725

389.759

527.845

504.803

209.120

Kaynak: DİE (**2004 yılına ait üretim verileri altı aylıktır)
* 2002 ve 2003 yılarına ait üretim rakamları Maden İşleri Genel Müdürlüğün’den alınmıştır.

Türkiye Krom Yatakları ve Rezervleri Krom yataklarının içinde bulunduğu peridotit genel ismiyle anılan ultrabazik kayalar, Türkiye’de geniş alanlar kaplarlar. Türkiye’de krom yatakları belirgin bir dağılım düzeni göstermeksizin peridotitler içinde ülke geneline yayılmış durumdadır. Türkiye’de 1000 kadar tek veya grup halinde krom yatağı ve krom cevheri zuhuru bulunmaktadır. Coğrafik yönden krom yataklarının dağılımı 6 bölgede toplanabilir. Bu bölgelerdeki bilinen önemli zuhurlar %Cr2O3 tenör değerleri ile aşağıda verilmiştir.

1- Guleman (Elazığ Yöresi): Batı Kef (6.8 milyon ton, %33), Doğu Kef (500.000 ton, %40-45), Sori Ocakları(2,5 milyon ton, %42-48),Kapin (700.000 ton, %43-47)

2- Fethiye-Köyceğiz-Denizli Yöresi: Karaismailler (800.000 ton, %30-38), Üzümlü- Sazlı 100.000 ton, %36), Biticealan (102.000 ton, %44-48), Kazandere (236.000 ton, %37,5), Kandak (100.000 ton, %40-46)

3- Bursa-Kütahya-Eskişehir Yöresi: Harmancık-Başalan (163.000 ton, %20), Ömeraltı-Kınalıbatak (100.000 ton, %23), Miran-Hudut-Koca Ocaklar (120.000 ton, %43), Orhaneli-Karıncalı (40.000 ton, %5-30), Büyükorhan-Kırocak (277.000 ton, %10-18),Kömürlük (53.000 ton, %15-40), Eskişehir-Karacaören (35.000 ton, %15-45), Eskişehir-Karaburhan (1.800.000 ton, %22-26), Kavak Kromları (1 milyon ton, %30-45)

4- Mersin-Adana-Kayseri Yöresi: Adana- Aladağ (198 milyon ton ,%5,60), Kayseri-Pınarbaşı -Dedeman 9 no’lu Ocak (490.000 ton, %20-30-Tarla Ocak 300.000 ton, %10-20)

5- Sivas-Erzincan-Kopdağ Yöresi: Sivas- Kangal-Karanlıkdere, (2,3 milyon ton, %5-15),Karadere (55.000 ton, %43-44), Erzincan- Kopdağ (3,6 milyon ton, %38-54)

6- İskenderun-Kahramanmaraş Yöresi: Hatay- Kızıldağ (117.000 ton, %34-44)

MTA Genel Müdürlüğü, Maden Etüt ve Arama Dairesi bünyesinde, 145 krom yatağında yapılan çalışmalar sonucu, gerek kendisinin derlediği veriler ve gerekse işletmeci kuruluşlardan derlenen verilerin değerlendirilmesi sonucu %20 den daha fazla Cr2O3 içerikli krom rezervi yaklaşık 26 milyon ton olarak verilmektedir. Krom rezervleriyle ilgili bilgilerin yetersizliğine karşın bugüne kadar, dünya krom pazarlarında olumlu gelişmelerin olduğu dönemlerde Türkiye krom madencileri artan talebi karşılamada sıkıntı çekmemişlerdir. Öte yandan, Aladağ (Adana) yöresinde MTA’nın, daha sonra da Etibank’ın arama çalışmaları sonucunda %5.60 Cr2O3 tenörlü 198.100.000 ton düşük tenörlü krom cevheri rezervi ortaya konmuştur. Arama çalışmalarının, Etibank’ın ruhsat sahasının dışına taşırılması durumunda, bu rezerv rakamının daha da artabileceği ve 400.000.000 tona ulaşabileceği düşünülmektedir.

Ülkemizin krom üretimi açısından en önemli bölgesi Guleman (Elazığ) dır. Batı- Doğu Kef, Sori, Tepebaşı, Uzundamar, gibi önemli ocaklardan parça ve konsantre cevher elde edilmektedir. Üretim yönünden ikinci öncelikli bölge Erzincan- Kopdağ yöresidir. Büyük Ezan (Kopdağ) krom yatağından 1981-1993 yılları arasında ortalama 300 bin ton/yıl cevher üretilmiştir. Bununla birlikte, Eskişehir-Kavak Kromları (Çamaşırlık Ocakları) ile Bursa- Orhaneli ve Harmancık yörelerinden de önemli miktarlarda üretimler söz konusudur.

Türkiye Krom İhracat ve İthalatı

İthalat

Miktar

(Ton)

2001

Değer

($)

2001

Miktar

(Ton)

2002

Değer

($)

2002

Miktar

(Ton)

2003

Değer

($)

2003

Miktar

(Ton)

2004*

Değer

($)

2004*

Kaynak: DİE (* 2004 yılına ait üretim verileri altı aylıktır)

İhracat

Miktar

(Ton)

2001

Değer

($)

2001

Miktar

(Ton)

2002

Değer

($)

2002

Miktar

(Ton)

2003

Değer

($)

2003

Miktar

(Ton)

2004*

Değer

($)

2004*

Kaynak: DİE (* 2004 yılına ait üretim verileri altı aylıktır)

İstanbul Metal Maden İhracatcıları Birliği verilerine göre Ferrokrom ihracat değerleri ($)

2002

2003

27.065.696

31.213.701

Sonuç ve Değerlendirmeler
- Türkiye ham cevher, ferrokrom ve krom kimyasalları dış satımından önemli döviz geliri sağlamaktadır.

- Krom cevherinin krom bileşikleri ve ferrokrom tesisleri dışında yurtiçi tüketimi, refrakter sanayinde 15.000 ton/yıl, döküm sanayinde ise 1000 ton/yıl düzeyindedir. Dünya krom cevheri üretimi ve ferrokrom üretimi ile bunların ihracat ve ithalat verileri incelendiğinde, krom cevheri üreten ülkelerin çoğunluğunun ürettikleri cevheri ferrokroma dönüştürerek ihraç ettikleri görülmektedir. Dolayısıyla, Türkiye ham cevher ihraç etmek yerine katma değeri yüksek olan ferrokrom üreterek ihraç etmesi ve bu sayede, döviz girdisini 3-4 kat arttırması mümkündür. Ancak, üretimin önemli girdilerinden olan enerji fiyatları dünyada çalışmakta olan ferrokrom ve maden işletmelerindeki fiyatlar seviyesine indirilerek bu sektördeki rekabet gücü geliştirilmelidir.

- Türkiye’nin 160.000 ton/yıl ferrokrom üretim kapasitesi mevcuttur. Türkiye’de krom cevheri kullanan tesislerin tam kapasite ile çalışmaları durumunda, yıllık krom cevheri tüketimi 530.000 ton olacaktır. Bugüne kadar bu tesisler tam kapasite ile çalışmamışlardır.

- Türkiye, 1995-1998 yılları arasında krom üretimi açısından dünyada ikinci ve dördüncü sıralarda yer almıştır. Yaklaşık 150 yıldır dünyanın ilk 6 krom üreticisi arasında yer alan ülkemizin bu konumunu daha uzun yıllar koruması zor görünmektedir.

- 1960’lardan beri genellikle yer altı işletmeciliği şeklinde sürdürülen krom madenciliğinde işletme derinlikleri artmıştır. Ocakların derinleşmesi sonucu maliyetler artmış, rekabet gücümüz azalmıştır.

- Düşük tenörlü ( ortalama %5,60 Cr2O3 )198 milyon ton rezerviyle Kızılyüksek-Yataardıç Yatağı (Aladağ/Adana) önümüzdeki yıllarda önem kazanacak sahalarımızdandır. Bu yatağın, yörede bir ferrokrom fabrikası kurularak işletilmesi imkanları araştırılmalıdır.

- Eski ocaklar yeniden ele alınmalı; ya bu eski ocaklarda maden jeoloji çalışmaları gerçekleştirilerek, ya da yüksek riskler göze alınarak arama projeleri gerçekleştirilmelidir.

Yazan :admin

May 28

Bakır insanlık tarihinde ilk defa Neolitik çağda (İÖ. 8000) kullanılmıştır. Tarih boyunca insanlar, bakırı günlük yaşamlarında süs eşyası, silah ve el sanatlarında kullanmış olup, uygarlık ilerledikçe bakıra olan ihtiyaç daha da artmıştır.

Günümüzde dünya tüketimi yıllık 13 milyon tonun üzerine çıkan bakır; demir ve alüminyumla birlikte en çok kullanılan metallerden biridir. Bugün dünyada üretilen bakırın önemli bir bölümü elektrik sanayisinde daha düşük oranda da inşaat, ulaşım, makine ve teçhizatında kullanılmaktadır.

Teknolojinin ilerlemesi ile birlikte bakırın yerine kullanılabilecek bir çok madde (alüminyum, plastik, fiber optik gibi malzemeler) ikame etse bile, bakıra duyulan ihtiyaç ve talepte hiçbir azalma olmamış, bilakis devamlı artma görülmüştür.

Endüstride bakırın vazgeçilmez olmasının nedeni, çok çeşitli özelliklere sahip olmasıdır. Bakırın en önemli özellikleri arasında yüksek elektrik ve ısı iletkenliği, aşınmaya karşı direnci, çekilebilme, dövülebilme özelliği ve antikorozid özelliği sayılabilir. Ayrıca alaşımları çok çeşitli olup, endüstride değişik amaçlı kullanılmaktadır.

Sonuçta, ekonomik gelişmelere bağlı olarak hayat standardının sürekli yükseldiği günümüz dünyasında bakıra olan talebin devamlı olarak artacağı, bazı kullanım alanlarında ikame malzeme bulunsa bile bakırın güncelliğini daima muhafaza edeceği gerçeği anlaşılmış bulunmaktadır. Gelişmiş ülkelerde kişi başına yıllık bakır tüketimi 10 kg iken Türkiye’de bu miktar 3 kg’dır. Metal içerikli bakır rezervi dünyada 550.000.000 ton, Türkiye’de ise yaklaşık 1.700.000 ton olarak tesbit edilmiştir. Türkiye’nin yıllık bakır tüketimi 200.000 ton civarındadır. Bakır üretimimiz tüketimimizin ancak %20’ni karşılayabilmektedir. Yıllık blister bakır üretimimiz yaklaşık 35 bin ton civarındadır. Blister bakır üreten izabe tesislerimizin kurulu kapasitesi (38760 ton/yıl) ihtiyacın çok altındadır. Bu bakımdan blister bakır üretim kapasitesini arttırmaya yönelik genişletme-yenileme veya yeni yatırımlar teşvik edilmelidir. Ayrıca yurt içi kaynak yetersizliğine çözüm için işletmeye hazır Siirt-Madenköy ve Artvin-Cerattepe yatakları en kısa zamanda üretime alınmalıdır.

Dünyada bilinen bakır rezervlerinin 60 yıl kadar talebi karşılayacak durumda olduğu bilinmektedir. Dünya bakır üretiminin %75’i birincil kaynaklardan (bakır cevherlerinden) ve %25’i ise ikincil kaynaklardan (hurda, toz ve atık maddelerden) sağlanmaktadır. Birincil kaynak dünya bakır rezervlerinin her yıl %1,2 ‘si tüketilirken, Türkiye’de bu oranın %4,4 olduğu görülmektedir. Bu da Türkiye bakır rezervlerinin 21. yüzyılın ilk çeyreğinde tükeneceğini göstermektedir.

Bakır Yatakları
İşletilebilen önemli bakır yataklarını sedimanter tip bakır yatakları, porfiri tip bakır yatakları ve masif sülfit yataklar olmak üzere 3 ana gruba ayırabiliriz. Dünya bakır üretiminin % 60’ı porfiri, % 25’i sedimanter % 15’i volkanik masif sülfid ve diğer yataklardan elde edilmektedir.

Türkiye Bakır Kuşakları
Alp orojenez kuşağında yer alan Türkiye’de etüd edilen 650 bakır zuhuru 4 ana metalojenik provens içerisinde görülür

1. Makedonya-Balkanlardan gelerek Istranca’dan sonra Karadenizden geçerek Sinop yakınlarından itibaren Doğu Karadeniz boyunca devam eden Kafkaslar ve İran üzerinden Himalayalara doğru uzanan kuşaktır. Bu kuşakta porfiri bakır yatakları ve Kuroko tipi masif sülfid yatakları yaygındır. Bu kuşak üzerinde Dereköy-Kırklareli, Bakırçay (Merzifon), Güzelyayla, Maçka, Ulutaş-İspir ve Ballıca-Yusufeli-(Artvin) porfiri bakır yatakları bulunmaktadır. Bunların ortalama bakır tenörleri Balkanlardaki porfiri bakır yataklarına göre düşüktür. Ayrıca Espiye-Lahanos, Çayeli, Kutlular, Murgul ve Cerattepe volkanik masif sülfid yatakları bu kuşak üzerinde bulunmaktadır.

2. Kıbrıs üzerinden gelerek İskenderun – Hakkari arasında devam eden ve daha sonra İran’a geçen Güneydoğu Anadolu Ofiyolit Kuşağı içerisinde ise Kıbrıs tipi bakır yatakları bulunmaktadır. Ergani bakır ve Siirt-Madenköy bakır yatakları bu kuşağın önemli cevherleşmeleridir.

3. Üçüncü metalojenik provens ise yine Kıbrıs tipi yatakların yer aldığı Batı Karadeniz Bölgesindeki Küre Bakır yatağıdır.

4. Asitik plütonizmaya bağlı hidrotermal damar ve kontakmetasomatik bakır-kurşun-çinko yataklarının bulunduğu Kuzeybatı Anadolu Bölgesi ise dördüncü metalojenik provensi oluşturur.

Dünya bakır tüketiminin büyük bir bölümünü karşılayan porfiri bakır yataklarını içerisinde barındıran kalkalkalen asidik magmatik kayaçlar ülkemizde yaygın olarak mostra vermektedir. Ancak Türkiye’de şu ana kadar belirlenen porfiri bakır yataklarının günümüz koşullarında işletilebilecek rezerv ve tenöre sahip olmadıkları görülmektedir. Kırklareli – Dereköy porfiri bakır yatagı ülkemizdeki fizibilite çalışmaları tamamlanmış bu tipteki tek yataktır.

Birinci metalojenik kuşak üzerinde gerek MTA Genel Müdürlüğü gerekse özel sektör tarafından porfiri bakıra yönelik bir çok çalışma yapılmıştır. İki ve dördüncü bakır kuşağı olarak tanımlanan Dogu Toros ve Batı Anadolu’da porfiri bakır yataklarını barındıracak kayaçlar yaygın olarak mostra vermektedir. Son yıllarda MTA Genel Müdürlüğü ve özel sektörün çalışmaları ile bu sahalarda porfiri ve benzeri bakır oluşumları belirlenmiştir. Güneydoğu Anadolu’da son 20 yılda terör olayları sebebi ile madenciliğe yönelik çalışmaların azlığı dikkat çekmektedir. Dünya bakır üretiminde ikinci büyük paya sahip olan sedimanter bakır yataklarına ülkemizden örnek gösterilebilecek potansiyel alanlar ise Çorum-Çankırı illerindeki zuhurlar ile Hazro (Diyarbakır) zuhurdur.

Sonuç ve Öneriler
Türkiye bakır üretimi talebin yaklaşık %20 sini karşılamaktadır. Bu nedenle hali hazırda aramaları tamamlanmış Siirt-Madenköy ve Artvin-Cerattepe bakır yatakları üretime geçmek üzeredir.

Türkiye bakır üretiminin büyük bir bölümünü Kıbrıs tipi ve Kuroko tipi volkanik masif sülfid yataklarından sağlamaktadır. Bu yatakların Karadeniz ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde yer aldığı görülmektedir. Bu yataklara ait ayrıntılı bilgi Çizelge. 1‘de verilmiştir. Dokuzbin senelik madencilik geçmişi olan Anadolu’da artık madenlerin bulunması zorlaşmaktadır. Bunun sonucu olarak yeni maden yataklarının bulunması için, madencilik çalışmaları daha fazla bilgi ve yatırım gerektirmektedir. Ülkemizde bakır madenciliğinin yurt içi tüketim için yeterli olabilecek düzeyde gelişmemiş olmasının ana sebebi işletilebilir tenörlü ve büyük rezerve sahip özellikle porfiri ve sedimanter tip yatakların, tespit edilememiş olmasından kaynaklanmaktadır.

Türkiye’nin mevcut bakır rezervleri ile tüketimi kıyaslandığında 2000 yıllarının ilk çeyreğinde bakır yataklarının tükeneceği görülmektedir. Yeni bir bakır yatağının bulunup işletilmeye geçmesi yaklaşık 10 yıllık bir süreyi almaktadır. İç tüketimi karşılamak ve ihracatı artırmak amacıyla bakır aramasına hız verilmelidir. Ülkemizde bugün işletilen bakır yataklarının tamamı volkanik masif sülfid tipte iken dünya bakır üretimine bakıldığında büyük bir bölümünün porfiri ve sedimanter bakır yataklarından karşılandığı görülmektedir. Oysa Türkiye’nin jeolojisi incelendiğinde gerek sedimanter gerekse porfiri tip bakır yataklanmaya olanak sağlayan birçok alanın mevcut olduğu görülmektedir. Türkiye karmaşık, fakat maden yatakları yönüyle ilginç ve potansiyel bir jeolojiye sahiptir. Aramalarda ilk önce cevherleşmeyi kontrol eden bölgesel yapı ve litolojiler ortaya konmalı, daha sonra lokal hedef sahalarda detay etüt ve aramalara geçilmelidir. Bugünkü koşul ve bilgilerimize göre bakır aramalarındaki öncelikli bölgeler aşağıdaki gibi sıralanabilir: Güneydoğu Anadolu’daki ilginç ve potansiyel jeoloji de göz önüne alınarak öncelikle porfiri bakır ve benzeri oluşumların aranmasına hız verilmelidir. Batı Anadolu da porfiri bakır aramaları için potansiyel olup, bu alanda da arama çalışmaları sürdürülmelidir. Ayrıca sedimanter bakır yataklarına yönelik olarak Çorum-Çankırı havzası ile Hazro (Diyarbakır) ve çevresinde detay etütler yapılmalıdır. Dünyada son yıllarda demir oksitlere baglı olarak gelişmiş büyük rezervli bakır ve altın yatakları bulunmuştur. MTA Genel Müdürlüğü tarafından da 2002 yılından itibaren Hekimhan-Hasançelebi (Malatya) ve çevresinde benzeri yataklar bulunmasına yönelik çalışmalar başlatılmıştır. Bunların yanı sıra Doğu Karadeniz’de mevcut işletilen volkanik masif sülfid yataklarının çevresinde gömülü yatakların aranmasına yönelik çalışmalar sürdürülmelidir.

Bakır cevherlerindeki altın-gümüş-indiyum-germanyum-selenyum-telluryum-nikel ve kobalt gibi yan ürünleri kazanmaya yönelik Ar-Ge çalışmaları yapılmalı, anot çamurlarını işleyecek tesislerin kurulması imkanları araştırılmalıdır. Ayrıca ülkemizdeki bakır cevherleşmeleri için ümitli sahalarda arama yatırımları arttırılarak sürdürülmelidir.

Tenör

İl

İlçe

Köy/Mevki

Rezerv

(Bin Ton)

Cu

(%)

Zn

(%)

Au

(g/t)

Ag

(g/t)

Bakır

(Ton)

Kuruluş

Artvin

Murgul

Damar

2,503

1.24

-

-

-

31,137

KBİ

Artvin

Murgul

Çakmakkaya

5,714

0,84

-

-

-

47,997

KBİ

Artvin

Murgul

Akerşen

582

2.24

4.70

-

219

13,000

KBİ

Artvin

Merkez

Cerattepe

3,900

5.20

-

1.23

25.3

202,800

COMINCO

Artvin

Merkez

Seyitler

2,465

1.41

-

-

-

34,752

ÖZEL

Çanakkale

Arapuçuran

1,230

1.25

-

-

-

15,375

AKOL

Elaziğ

Ergani

Anayatak

600

1.71

-

-

-

12,000

ETİ-BER-ONER

Giresun

Espiye

Lahanos + Kızılkaya

2,402

2.40

2.42

-

-

57,528

KBİ

Giresun

Tirebolu

Harköy

498

1,90

8,740

KBİ

Kastamonu

Küre

Bakibaba + Aşıköy

12,339

2.05

-

-

-

252,950

ETİ HOLDİNG

Rize

Çayeli

Madenköy

10,900

4.61

7,50

-

-

502,490

ÇAYELİ-BAKIR

Siirt

Şirvan

Madenköy

14,500

3.00

-

-

435,000

ETİ HOLDİNG

Sivas

Koyuluhisar

Kan

964

1.73

-

-

-

16,683

MENKA

Trabzon

Of

Kotarakdere

963

1.31

2.73

-

-

12,600

KBİ

Trabzon

Yomra

Kanköy

3,310

1.11

-

-

-

36,741

BER-ONER

Toplam

62,870

2.69

1,697,204

Not: Bugünkü şartlarda (2000 yılı) ekonomik olmayacak derecede tenörü %1’in altında olan porfiri tipi büyük rezervler ve işletme kurulamayacak kadar küçük rezervli muhtelif maden sahalarının rezervi toplam olarak 696,582,000 ton ve metal içeriği 2,065,035 ton’dur.

Yazan :admin

-