Heyelan (toprak Kaymasi)

HEYELAN (TOPRAK KAYMASI)

Heyelan, toprağın üst kısmı ile birlikte alttaki ana kayanın bulunduğu yerden kayarak

yer değiştirmesidir.

Heyelanda Etkili Faktörler

1)Eğimin fazla olması.

2)Yağışların fazla olması

3)Toprak özellikleri (killi olması)

4)Tabakaların uzanış doğrultusu: Tabakalar eğime paralel ise heyelan daha fazla görülür.

5)Beşeri faktörler: Yol yapım çalışmaları ile yamaç denge profilinin bozulması.

6)Depremler

Türkiye’de heyelan olayı en fazla Karadeniz Bölgesinde Doğu Karadeniz Bölümünde

görülür. Sebepleri: Yağışın ve eğimin fazla olmasıdır. Ayrıca toprağın killi olmasıdır.

En fazla görüldüğü dönem ilkbahardır. Sebebi kar erimeleri ile toprağın suya doygun hale gelmesidir.

EROZYON

Erozyon, dış kuvvetlerin etkisiyle toprak örtüsünün aşındırılarak başka alanlara

taşınmasıdır. Akarsu ve rüzgar erozyonunun birlikte etkili olduğu yerlerin ortak özelliği

bitki örtüsü bakımından fakir olmalarıdır.

Erozyonda Etkili Faktörler

1) Arazinin çok engebeli olması,

2) Eğimli arazilerde arazinin eğime dik sürülmesi.

3) Bitki örtüsünün tahrip edilmesi: Orman yangınları, tarla açmak amacıyla ağaçların

kesilmesi, otlaklarda aşırı otlatılma yapılması, anız örtüsünün yakılması gibi.

4) Toprağın aşırı işlenmesi.

5)Yağışların sağanak yağış şeklinde olması.

6)Yağış rejiminin düzensiz olması

7)Akarsu taşkınları

Erozyonun Sonuçları

1)Toprağın verimi düşer, çölleşme olur.

2)Barajlar dolar.

3)Tarım alanları daralır.

4)Bozulan doğal dengeye bağlı olarak bir çok bitki ve hayvan türü yok olmaktadır.

Erozyonu önlemek için;

1)Mevcut bitki örtüsü korunarak ağaçlandırma yapılmalıdır.

2)Eğimli tarım alanlarında tarla eğime paralel sürülmeli ve taraça (seki) yapılmalıdır.

3)Nöbetleşe tarım yöntemi uygulanmalı (bu yöntemde asıl amaç erozyonu önlemek

değildir. Verimi artırmaktır.)

4)Otlaklarda erken ve aşırı otlatma yapılmamalıdır.

5)Baraj gölü yamaçları ağaçlandırılmalıdır

Kategoriler : - Yazar : admin - Gün : Cuma 30 Kasım 2007- Saat : 12:06 -

ısınan hava neden yükselir

Sıcaklık terselmesi nedir, nasıl olur?
Normalde yeryüzünden yükseklere çıkıldıkça, sıcaklık her 200 metrede 1°C azalır. Ancak bazı durumlarda yerden yükseldikçe sıcaklık azalmaz, tersine artar. İşte bu olaya sıcaklık terselmesi ( inversiyon ) denir. Sıcaklık terselmesi daha çok soğuk kış mevsiminde görülür. Yeryüzünün karla örtülü olduğu, durgun ve bulutsuz kış gecelerinde yerden yansıma çok olduğundan yeryüzü çok soğur. Oysa yerden yüksek olan katmanlarda, soğuma bu kadar hızlı gerçekleşmediğinden, bu katmanlar yeryüzüne oranla sıcak kalır. Bu nedenle yukarı çıkıldıkça hava soğuyacağı yerde, belirli bir yükseltiye kadar ısınır. “İGLO” Adı Verilen Eskimo Evleri Neden Kar ve Buzdan Yapılır?
Eskimoların yaşadığı yerler kutuplara yakın bölgelerdir. Bu bölgelerde sıcaklık yıl boyunca çok düşük olduğundan, her taraf kar ve buzla kaplıdır. Dolayısıyla; ev yapımında malzeme olarak ağaç ve taş kullanma imkanı yoktur. Bu nedenle; ev yapımı için en uygun malzeme, çevrede yaygın olarak bulunan kar ve buz örtüsüdür. 180 Meridyeni Aşılınca Neden Tarih Değişir?
180’i doğuda 180’i batıda olmak üzere 360 meridyen vardır. İki meridyen arası zaman farkı 4 dakika olduğuna göre, 360 meridyen arası 360×4 =1440 dakika, yani 24 saattir. Bu nedenle 180° meridyeninin iki yanı arasında 24 saatlik yani bir günlük zaman farkı vardır. Bu durum ise tarih değişikliğine neden olur. Bu nedenle; batıdan doğuya gidilerek 180° meridyeni geçilirse tarih bir gün geri; doğudan batıya doğru gidilerek,180° meridyeni geçilirse, tarih bir gün ileri alınır.Akarsular Araziyi Neden Deniz Seviyesine Kadar Aşındırır?
Akarsuların hedefi denize ulaşabilmektir. Arazi deniz seviyesine kadar aşındırılmadığı sürece eğim olacağından, akarsu belirli bir hızla akar ve araziyi aşındırır. Oysa yatağını deniz seviyesine (sıfır metre) kadar aşındıran bir akarsu denge profiline ulaşmış olur ve derine aşındırması sona erer.Ay’da Neden Atmosfer Yoktur?
Ay’ın kütlesi dünya kütlesinin 1/6 ‘sı kadardır. Bu yüzden Ay’da çekim daha azdır ve çevresini saran gaz tabakası uzay boşluğuna kaçmıştır, dolayısıyla atmosferi yoktur.Ay’da Neden Volkanizma ve Deprem Olayları Görülmez?
Dünya ve Ay; aynı kızgın kütleden kopmalarına rağmen, Ay’ın tamamı soğuyup; katılaştığı halde, dünyanın içi sıcaktır. Çünkü Ay’ın kütlesi dünyanınkine oranla küçüktür ve tamamen soğuyup katılaşmıştır. Bu nedenle Ay’da volkanizma ve deprem gibi olaylar görülmez.Başlangıç meridyeni nasıl seçilmiştir?
Başlangıç meridyeni seçilmeden önce her ülkenin harita yapımcıları başlangıç boylamı olarak kendi ulusal gözlemevinden geçen meridyeni esas alıyorlardı ABD’liler Washington, Fransızlar Paris, İngilizler Greenwich gibi… Ancak coğrafi keşifler ve harita yapımcılığı konularında İngilizler önde olduklarından birçok ülkenin gemicileri İngiliz haritaları kullanıyordu. Bu nedenle 1884 yılında Greenwich diğer ülkelerce de başlangıç meridyeni kabul edilmiştir. Greenwich’in başlangıç meridyeni seçilmesinin diğer bir nedeni de 0° meridyeni ile tam bir çember oluşturan 180° meridyeninin dünyada tarih değişikliğine yol açmasıdır. Greenwich başlangıç kabul edildiğinde 180° meridyeni Büyük Okyanusun tam ortasından geçtiğinden birkaç küçük ada ülkesi dışında tarih değişikliğine yol açmaz. Bazı ağaçların yaprakları niçin kışın dökülmez?
Çam, köknar, servi, ladin ve ardıç gibi bazı bitkiler kış mevsiminde yaprak dökmezler; yalnızca yaprak değiştirirler Çünkü bu ağaçlarda iğne yaprak yüzeyinin küçük olması terleme yoluyla olan su kaybını azaltır. Ayrıca ağaçlar yıl boyunca yeşil kaldıklarından sürekli besin üretirler. Soğuk kış günlerinde bile besisuyu bunların yapraklarına kadar dağılabilir. Bu nedenle bu tür ağaçlar yaprak dökme ihtiyacı hissetmezler.
Bir haftada niçin 7 gün vardır?
Dünya’nın yörüngesi Ay, Dünya çevresindeki hareketini yaklaşık 28 günde tamamlar. Bu süre içinde yeniay, birinci dördün, dolunay, ikinci dördün olarak dört farklı görünüş ortaya çıkar. Dolayısıyla 28 gün 4’e bölündüğünde haftanın 7 günü bulunmuş olur. Bir haftanın 7 güne bölünmesi Keldanilerden kalma bir yöntemdir.
Bir yılda niçin 12 ay vardır?
Dünya Güneş çevresindeki turunu bir yılda; yani 365 günde tamamlar. Dünya çevresindeki bir turunu yaklaşık 28 günde tamamlayan Ay, bir yıllık sürede dünya çevresinde yaklaşık 12 kez dönmüş olur. Dolayısıyla bir aylık süre Ay’ın dünya çevresindeki bir turu, 12 ay ise bir yıllık turunun süresidir.
Bulutlar neden gökyüzünde hareket eder?
Bulutlar havada asılı su zerreciklerinden oluşurlar. Yeryüzünde hava durgun olsa bile, bulutların bulunduğu yüksek tabakalarda esen rüzgârlar bulutların yerini değiştirir. Bu nedenle yükseklerdeki bulutlar hareket etmiş olur.
Bulutsuz Kış Gecelerinde Neden Ayaz (Soğuk) Olur?
Atmosferdeki gazların varlığı ve yoğunluk,güneşten yeryüzüne gelen ve yeryüzünden yansıyan ışınların tutulmasında önemli bir etkendir. Bulutsuz kış gecelerinde havadaki su buharı az olduğundan yeryüzünde ısı birikimi azalır, yerden yansıyan ışınlar tutulamaz. Bu nedenle hava çok çabuk soğur ve ayaz olur.
Buz Matken, Kar Neden Beyazdır?
Cisimlerin renkli algılanmaları cismin göze yansıttığı ışığın rengiyle ilgilidir. Güneş ışınları kar kristalleri tarafından eşit oranda yutulduğundan yani; hiç biri diğerinden fazla yansıtılmadığından beyaz görünür. Kar da kristal yapıda olduğundan, ışığın tüm renklerini yansıtır ve bu nedenle beyaz görünür.
Buzlanmaya karşı yollara neden tuz dökülür?
Tuz buzun içine girdiğinde asetik özelliği nedeniyle onu çözer. Saf su 0°C’de donarken, çözülen tuzlu su donma noktasını düşürdüğünden sıfırın altındaki sıcaklıklarda dahi donmadan kalmasını sağlayabilir. Bu nedenle tuzlu su daha düşük bir sıcaklıkta donar. Böylece yolların buz tutması ve kayganlaşması önlenmiş olur.

Kategoriler : - Yazar : admin - Gün : Cuma 30 Kasım 2007- Saat : 12:06 -

İklİm Elemanlari

İKLİM ELEMANLARI:Kısa sürede hava durumu uzun sürede iklimi oluşturan atmosfer koşulların “iklim elemanları” denir
Bunlar ;
1-) SICAKLIK: Maddenin içerisindeki potansiyel enerjiye
“ısı” denir. Bu enerjininin kinetik enerji olarak ortaya çıkışına ve etkilerine sıcaklık denir.
YERYÜZÜNÜN SICAKLIK KAYNAKLARI:
*Mağmadan gelen sıcaklık (jeotermal ısı)
*Güneş dışındaki gök cisimlerinden gelen sıcaklık
*Güneşten gelen sıcaklık
Yeryüzündeki ve atmosferdeki sıcaklığın ana kaynağı güneştir.
SICAKLIK DAĞILIŞINI ETKİLEYEN FAKTÖRLER:
1)GÜNEŞE BAĞLI FAKTÖRLER:Atmosferin dış sınırında ortalama
güneş enerjisi miktarı 2kalori/cm2’dir .Bu enerji miktarına “Güneş Sabitesi”
(solar konstant) denir. Güneş sabitesi, Güneşteki patlamalara bağlı olarak azalır ya da artar.
Güneş sabitesini etkileyen bir diğer durum ise dünyanın güneşe yaklaşıp uzaklaşmasıdır, Dünya güneşe yakın olduğunda güneş sabitesi artar.
(2:0,4 kal cm2)uzak olduğunda Güneş sabitesi azalır. ( 1:96kal/cm2)
*Dünya ELİPS ŞEKLİNDE bir yörüngede yıllık hareketini tamamladığında 3ocak günü güneş sabitesi en fazla 4 temmuz tarihinde en azdır.
2-)DÜNYA’NIN ŞEKLİ VE HAREKETLERİNİN ETKİSİ:
*Dünyanın şekli ve hareketleri her şeyden önce güneş ışınlarının gelme açılarını etkiler.
a)Dünyanın şekli (Enlem Etkisi):
*Güneş ışınlarının gelme açıları nedeniyle sıcaklık ekvatordan kutuplara doğru azalır.Buna ; Enlem etkisi denir. Enlem etkisine göre sıcaklık kutupla-
ra doğru azalır. Fakat bu sıcaklık azalması yer şekilleri, kara-deniz dağılışı ve
okyanus akıntılarındaki farklılıktan dolayı düzenli azalma göstermez.
b)Dünyanın günlük hareketi:
*Günün en sıcak dönemi ile en soğuk dönemi arsındaki farka “Günlük sıcaklık farkı”denir. Bu fark çöl ve karasal iklimlerde en fazla,ekvatoral ve okyanusal iklimlerde en azdır.
c)Dünyanın yıllık hareketi:
*Yer ekseninin sağa doğru 23derece-27’eğik olması dünyanın güneşe karşı konumunun değişmesine neden olur.Bu durum güneş ışınlarının gelme açılarını etkileyerek;21 Haziran’da kuzey yarımkürenin,21 Aralıkta güney yarımkürenin daha sıcak olmasını sağlar.

Kategoriler : - Yazar : admin - Gün : Cuma 30 Kasım 2007- Saat : 12:05 -

Atmosferin Canlilar üzerindeki Etkileri

ASİT YAĞMURLARI
GİRİŞ
İnsanoğlu, doğal çevrimi tamamlayan, hem de doğal çevreyi en çok etkileyen bir varlıktır. Sağlıklı yaşam ve sağlıklı üretimin en önemli koşullarından biri, doğal çevreye zarar vermeden; onunla uyumlu olarak yaşayabilmektir.
Ekonomik faaliyet, kıtlığa karşı yapılan bir savaştır. İnsan bu savaşta bir takım değerleri üretip- tüketirken başka bir değer olan kaliteyi ÇEVRE’yi de tüketmektedir: Hava, su, yeşil ve toprak gibi …… Biri kirlendiği zaman beraberinde, zincirleme olarak, diğerleri
ve bunlardan yararlanan insanlar da kirlenmekte ve yok olmaktadır.

ÇEVRE VE ÇEVRE KİRLİLİĞİ
En geniş anlamıyla çevre “ekosistemler” ya da “biyosfer” şeklinde açıklanabilir. Daha açık olarak çevre, insanı ve diğer canlı varlıkları doğrudan ya da dolaylı olarak etkileyen fiziksel, kimyasal, biyolojik ve toplumsal etmenlerin tümüdür.
Çevrenin doğal yapısını ve bileşiminin bozulmasını, değişmesini ve böylece insanların olumsuz yönde etkilenmesini çevre kirlenmesi olarak tanımlayabiliriz. Artık hepimizin bildiği gibi çevreden, içindeki varlıklara göre en çok yararlanan bizleriz. Çevreyi en çok kirleten yine bizleriz. Bu nedenle “Çevreyi kirletmek kendi varlığımızı yok etmeye çalışmaktır” denilebilir.
Bilinçsiz kullanılan her şey gibi temiz ve sağlıklı tutulmayan çevre de bizlere zarar verir. Bu nedenle çevre denince aklımıza önce yaşama hakkı gelmelidir. İnsanın en temel hakkı olan yaşama hakkı, canlı ya da cansız tüm varlıkları sağlıklı, temiz ve güzel tutarak dünyanın ömrünü uzatmak, gelecek kuşaklara bırakılacak en değerli mirastır.
1970′li yıllardan sonra bilincine vardığımız çevre kirliliği dayanılmaz boyutlara ulaştı. Çünkü artık temiz hava soluyamaz olduk. Ruhsal rahatlamamızı sağlayacak yeşil alanlara hasret kalmaya başladık. Yüzmek için deniz kıyısında bile yüzme havuzlarına girmek zorunda kaldık. Gürültüsüz ve sakin bir uyku uyuyamaz, midemiz bulanmadan bir akarsuya bakamaz olduk. Kısaca artık kirleteceğimiz çevre tükenmek üzeredir. 2000-3000 yıl önce bir doğa cenneti ve büyük bir kısmı otlaklarla kaplı olan Anadolu’yu günümüzde bu durumlara düşürdük.

Doğada kirlenmeye neden olan etmenleri, doğal etmenler ve insan faaliyetleri ile oluşan etmenler olmak üzere iki grupta inceleyebiliriz.
Doğal etmenler:depremler, volkanik patlamalar, seller gibi doğadan kaynaklanan etmenlerdir.

İnsan faaliyetlerinden kaynaklanan etmenler ise aşağıdaki gibi sıralanabilir.
¢ Evler, iş yerleri ve taşıt araçlarında; petrol, kalitesiz kömür gibi fosil yakıtların aşırı ve bilinçsiz tüketilmesi.
¢ Sanayi atıkları ve evsel atıkların çevreye gelişigüzel bırakılması.
¢ Nükleer silahlar, nükleer reaktörler ve nükleer denemeler gibi etmenlerle radyasyon yayılması.
¢ Kimyasal ve biyolojik silahların kullanılması.
¢ Bilinçsiz ve gereksiz tarım ilaçları, böcek öldürücüler, soğutucu ve spreylerde zararlı gazlar üretilip kullanılması.
¢ Orman yangınları, ağaçların kesilmesi, bilinçsiz ve zamansız avlanmalardır.

Yukarıda sayılan olumsuzlukların önlenmesiyle çevre kirliliği büyük ölçüde önlenebilir. Çevre bilimcilere göre genelde, aşağıda verilen iki çeşit kirlenme vardır.
Birinci tip kirlenme; biyolojik olarak ya da kendi kendine zararsız hale dönüşebilen maddelerin oluşturduğu kirliliktir. Hayvanların besin artıkları, dışkıları, ölüleri, bitki kalıntıları gibi maddeler birinci tip kirlenmeye neden olur. Kolayca ve kısa zamanda yok olan maddelerin meydana getirdiği kirliliğe geçici kirlilik de denir.
İkinci tip kirlenme: biyolojik olarak veya kendi kendisine yok olmayan ya da çok uzun yıllarda yok olan maddelerin oluşturduğu kirliliktir. Plastik, deterjan, tarım ilaçları, böcek öldürücüler (DDT gibi), radyasyon vb. maddeler ikinci tip kirlenmeye neden olur. Kalıcı kirlenme de denilen ikinci tip kirlenmeye neden olan maddeler bitki ve hayvanların vücutlarına katılır. Sonra besin zincirinin son halkasını oluşturan insana geçerek insanın yaşamını tehlikeye sokar. Örneğin; Marmara denizine sanayi atıkları ile cıva ve kadminyum iyonları bırakılmaktadır. Zararlı atıklar besin zincirinde alglere, balıklara ve sonunda insana geçerek önemli hastalıklara ve ani ölümlere neden olmaktadır.
Köy gibi kırsal yaşama birliklerindeki insanlar genellikle büyük kentlerde yaşayan insanlardan daha sağlıklı ve daha uzun ömürlüdür. Çünkü kırsal ekosistemler, çevre kirliliği yönünden kentsel ekosistemlerden daha iyi durumdadır. Bunu bilen kent insanı fırsat buldukça, çevre kirliliği en az olan kırlara, köylere koşmaktadır.
Günümüzde en yaygın olan kirlilik su, hava, toprak, ses ve radyasyon kirliliğidir.

HAVA KİRLİLİĞİ
Hava, içinde yaşadığımız gaz ortamı oluşturmanın yanında yaşam için temel bir gaz olan oksijeni tutar. Oksijen yanma olaylarını da sağlayan temel bir maddedir.
Temiz hava olarak nitelendirilen atmosferin alt katmanı; azot, oksijen, karbondioksit ve çok az miktarda diğer gazlardan oluşur. Ayrıca atmosferin üst katmanında bir de ozon gazının (O3) oluşturduğu tabaka vardır. Ozon, güneşten gelen zararlı ışınların çoğunu yansıtıp bir kısmını tutarak yeryüzüne ulaşmasını engeller.
Evler, iş yerleri, sanayi kuruluşları ve otomobillerin çevreye verdikleri gaz atıklar havanın bileşimini değiştirir. Havaya karışan zararlı maddelerin başlıcaları kükürt dioksit (SO3), karbon monoksit (CO), karbon dioksit (CO2), kurşun bileşikleri, karbon partikülleri (duman), toz vb. kirleticilerdir. Ayrıca deodorant, saç spreyleri ve böcek öldürücülerde kullanılan azot oksitleri, freon gazları ile süpersonik uçaklardan çıkan atıklar da havayı kirletir.
Zararlı gazların (özellikle kükürt bileşikleri); yağmur, bulut, kar gibi ıslak ya da yarı ıslak maddelerle karışmaları sonucunda asit yağmurları oluşur. Asit yağmurları da bir yandan orman alanları vb. yeşil alanları yok etmekte bir yandan da suları kirletmektedir.
Aşırı artan CO2, atmosferin üst katmanlarında birikerek ısının, atmosfer dışına çıkmasını engeller. Böylece yeryüzü giderek daha fazla ısınır. Bu da buzulların eriyerek denizlerin yükselmesine kıyıların sularla kaplanmasına neden olabilecektir. “Sera etkisi” denilen bu olay sonucu denizlerin 16 metre kadar yükselebileceği tahmin edilmektedir.
Freon, kloroflorokarbon (CFC) gibi gazların etkisiyle ozon tabakası incelmektedir. Bunun sonunda güneşin zararlı ışınları yeryüzüne ulaşarak cilt kanseri gibi hastalıklara ve ölümlere neden olmaktadır. Sonuçta, biyosferin canlı kitlesini yok etme tehlikesi vardır. Büyük yangınlar da önemli ölçüde hava kirliliği yaratır. Örneğin; orman yangınları, körfez savaşında olduğu gibi petrol yangınları vb.

Hava kirliliği aşağıda verilen uygulamalarla önlenebilir:
¢ Hava kirliliğinin en önemli nedenlerinden olan fosil yakıtlar olabildiğince az kullanılmalı. Bunun yerine doğalgaz, güneş enerjisi, jeotermal enerji vb. enerjilerin kullanımı yaygınlaştırılmalıdır.
¢ Karayolu taşımacılığı yerine demiryolu ve deniz taşımacılığına ağırlık verilmelidir. Büyük kentlerde toplu taşıma hizmetleri yaygınlaştırılmalıdır. Böylece, otomobil egzozlarının neden olduğu kirlilik azaltılabilir.
¢ Sanayi kuruluşlarının atıklarını havaya vermeleri önlenmelidir.
¢ Yeşil alanlar artırılmalı, orman yangınları önlenmelidir.
¢ Ozon tabakasına zarar veren maddeler kullanılmamalıdır.

ASİT YAĞMURLARI
Yıllardır ayrıntılı araştırma konusu olmamış konulardan birisi olan asit yağmurları, son yıllarda yurdumuzda da etkisini hissettirmeye başlayan, meteorolojik hadiselerle atmosferden yeryüzüne inen ve insanlar üzerinde olumsuz etki bırakan kirletici elementler içeren yağmurlar olarak bilinir.
Endüstriyel faaliyetler, konutlarda ısınma amaçlı olarak kullanılan fosil yakıtlar, motorlu taşıtlardan çıkan egzoz gazları ve fosil yakıtlara dayalı olarak enerji üreten termik santraller, bu faaliyetleri sonucu havayı kirletmekte ve kükürtdioksit, azotoksit, partikül madde ve hidrokarbon yaymaktadır. 2 ile 7 gün arasında havada asılı kalabilen bu kirleticiler, atmosferde çeşitli kimyasal ve fiziksel reaksiyonlara uğrayarak, zaman zaman çok uzaklara taşınabilmekte, atmosferdeki su partikülleri ve diğer bileşenlerle tepkimeye girerek sülfüroz asit (HSO), sülfürik asit (H2SO4) ve nitrik asit (HNO3) gibi kirletici maddelerin oluşumuna sebebiyet verirler. Çeşitli yanma olayları sonucu havaya karışan SO2, SO3, NOX gibi gazlar yağışla birleşip asit meydana getirebilmekte ve bunların yeryüzüne yağması ile asit yağmurları oluşmaktadır.

Bunların yeryüzüne geri dönüşleri kuru ve yaş asit depolanması sonucu olur. Yaş depolamada atmosferde oluşan bütün ürünler, yağmur ve kar içinde çözünmüş halde yeryüzüne taşınırlar. Kuru depolamada ise atmosferdeki partiküllerin ve gazların yeryüzüne taşınması esnasında yağmur veya kar bulunmaz, sis içinde aerosol şeklinde bulunurlar. Bu çerçevede belirtildiği gibi, yalnız yağmur değil, diğer bütün yağış biçimleri de asidik olabilmektedir Asit yağmuru toprağın kimyasal yapısını ve biyolojik koşullarını etkilemektedir. Toprağın yapısında bulunan kalsiyum, magnezyum gibi elementleri yıkayarak taban suyuna taşımakta, toprağın zayıflamasına ve zirai verimin düşmesine neden olmaktadır. Toprağın asitleşmesine en çok katkıda bulunan maddeler, atmosferde birikme sonucu toprağa geçen kükürt bileşikleridir. Azot bileşikleri ise bitkilerin özümseyeceği miktardan fazla olduğu zaman toprağın asitleşmesinde rol oynamaktadır.
Asitleşmenin çevre üzerinde dolaylı olmakla birlikte yine çok önemli etkilerinden biri de, endüstriyel faaliyetler sonucu oluşan asit nemidir. Toprağa ya da göl yataklarına inmiş civa, kadmiyum ya da alüminyum gibi zehirli maddelerle tepkimeye girebilmekte ve normal koşullar altında çözünmez sayılan bu maddeler, asidik nemle tepkimenin sonucunda, besin zinciri ya da içme suyu yoluyla bitki, hayvan ve insana ulaşıp toksik etkiler yaratmaktadır. Ağaç köklerinin besin toplama yeteneğinin bozulmasının sorumlusu da gene asitleşme sonucunda toprakta harekete geçen alüminyumdur.
Asidik zerrecikler genellikle sülfürdioksit ve nitrikoksitlerin atmosferdeki yayılması ile oluşur. Sonuçta oluşan nitrik ve sülfürik asit diğer partiküller (toz, is, kurum, duman vs) üzerine yapışır. Bu partiküllerin direkt olarak solunması bu asidik yapıların doğrudan akciğerlere kadar gitmesine neden olmaktadır. Bu asidik yapıdaki tozlar ve gazlar nemli ve sıcak akciğer alueollerinde kimyasal olarak kana geçebilirler.
Asit yağmurlarının insanlar üzerindeki dolaylı etkileri yüzey ve içme suları, yer altı suları, toprak, ağır metaller, bitkiler ve balıklar üzerindeki etkilerine bağlı olarak bu unsurların kullanılması sonucunda uzun vadede insan bünyesinde asidik depolanmaya neden olur.
Görüldüğü gibi hava doğal ve yapay etmenlerce kirletilmektedir. Yapay etmenlerin
temelinde insan bulunmaktadır. Fabrikadan, evlerden ve araçlardan çıkan dumanlar
tarafından atmosfer durmadan kirlenmektedir
Bu kirlilik doğrudan olduğu gibi asit yağmurları yoluyla da bitkiye, insana, suya, toprağa ve taşa etki etmektedir. Termik santrallarda, ısıtmada ve endüstri kurumlarında kullanılan kömür atmosfere kül (kadmiyum, arçelik, kurşun) CO2 ve SO2 yaymaktadır Dünyada olduğu gibi Türkiye’de kömür ve petrol tüketimi giderek artmaktadır.
Artan taşıt sayısı da petrol tüketimini dolayisiyle atmosferdeki karbon monoksit gazını
yükseltmektedir.

Yanardağlar da havadaki SO2 ve CO2 gibi gazların miktarını arttırmaktadır.
Bu gazlar havadaki subuharı ile birleşirler;
H2O+SO2 ______ H2SO4 (sülfirikasit) ve
H2O+NO2 ______ HNO3 (nitrikasit) olarak yere düşerler.

Hava kirliliği, ışınların yere ulaşmasını ve atmosfere yayılmasına da engelleyerek iklim üzerinde olumsuz etki yapmaktadır. Asit yağışları yapraklardaki klorofilin bozulmasına
ve bitkinin sararıp kurumasına neden olmaktadır.
Bilindiği gibi bitkiler, fotosentez sırasında CO2 tüketir. Asit yağmurları, bitkileri kurutarak, diğer yandan atmosferdeki CO2 (karbondioksit) tutarının artması için ortam hazırlamaktadır. Başka bir anlatımla, bir olumsuzluk bir başka olumsuzluğu üretmektedir.

Kategoriler : - Yazar : admin - Gün : Cuma 30 Kasım 2007- Saat : 12:05 -

« Önceki SayfaSonraki Sayfa »