Amerika, Uzaya Silah Sistemleri Yerleştiriyor

ABD’nin yıllık uzay bütçesi yaklaşık 36 milyar $’dır. Uzay Güvenliği Projesi’ne göre bu miktar, dünyanın geri kalanının tamamının bu alanda yaptığı harcamaların %73’ünü oluşturmaktadır. Bu ülkeler arasında Çin, Rusya, AB, Japonya ve Hindistan da bulunmaktadır. Yakın bir gelecekte olmasa da belli bir noktada bir Washington yönetimi veya diğeri, Amerikalıları ve özellikle ülkeyi yöneten elitleri Rusya, Çin veya her ikisinin ABD hegemonyasını tehdit ettiğine ve hayatta kalmak için Büyük Amerika’nın Cennet’e yayılması gerektiğine ikna edecektir. Bu iki ülkeye karşı İkinci Soğuk Savaş devam ettiğinden beri bahane oluşturulması süreci başlamıştır.

118 . Sayımızın Manşetini Asia Times Haber Portalı’ndan Jack Smith yazdı

Jack Smith - Asia Times Haber Portalı
HİNDİSTAN, Yeni Delhi: Dış uzay, dünyanın atmosferinin son bulduğu yerdedir, dünya yüzeyinin yaklaşık 100 km. üzerindedir. ABD, dünya egemenliğini sürdürmek için dış uzayı askerileştirme kapasitesine sahip olmak istemektedir. Pentagon çoktandır uzaydan dünyayı gözleyebilmektedir. Şimdi ise uzaya askeri sistemleri yerleştirmeye ve bunları geliştirmeye çalışmaktadır. Böylece dünyada herhangi bir yeri daha büyük bir güçle vurabilme imkanı elde edecektir. ABD Savunma Bakanlığı’nın Küresel Saldırı Bütünleştirme Politikası, hem küresel alanda hem uzay alanında üstünlük sağlamayı ve bu üstünlüğü elde tutmayı; savunma amaçlı güçlü bir karşı uzay programı sürdürerek harekat alanı komutanlığına bütünleştirilmiş, tam kapsamlı bir uzay desteği vermeyi amaçlamaktadır. Bu, uzayın; izleme ve keşif uydularıyla ve uydu savarlarla, balistik füzelerle, füze önleyicileri veya kinetik önleyicilerle ve diğer gelişmiş silahlarla işgal edilmesi anlamına gelmektedir. Bu sayede ABD’nin dünyadaki askeri hegemonyasını sürdürebilmesi için Amerikan hava, deniz ve kara güçlerine destek olunacaktır. Bu ayrıca başka herhangi bir ülkenin, savunma dahil benzer amaçlarla uzayı kullanmasına gerektiğinde güç kullanarak engel olmak anlamına gelmektedir.

Pentagon’un saldırı planları için anahtar unsur haline gelen uyduların yanı sıra diğer teknolojilerin çoğunluğu araştırma ve geliştirme aşamasındadır veya Beyaz Saray’dan siyasi karmaşıklıklar nedeniyle çetrefilleşen yerleştirilme kararını beklemektedirler. George W. Bush yönetimi – özellikle Savunma Bakanlığı ve ABD Hava Güçleri (USAF) – harcamaların büyüklüğüne, dünya çapında kınamalara yol açacağı ve dış uzayda silahlanma yarışı yaratacağı gerçeğine aldırmaksızın uzayın askerileştirilmesi çalışmalarına başlamak için sabırsızlanmaktadır. Elbette bu durum yüzyılın büyük savaşlarına da davetiye çıkarmaktadır. Sağ gruplar ve neo-muhafazakarlar olası sonuçların farkında değiller, ancak ABD’nin gücü nedeniyle galip geleceğinden eminler. Yani “bu maliyete değer.”

Aşırı sağ dışındaki Amerikalıların çoğu tarafından bu düşünce tarzı paylaşılmamaktadır. Özellikle küresel hegemonya için ABD’yi tehdit etmeye yaklaşan herhangi bir ülke olmadığı sürece bu düşünceyi paylaşmamaktadırlar. Ayrıca diğer tüm ülkeler, Washington’un yakın müttefiki Kanada ve AB dahil olmak üzere, BM’de verilen oyların gösterdiği gibi uzayın silahlandırılmasına karşı çıkmaktadır. ABD, uzayın askerileştirilmesine doğru yol almaktadır, Bill Clinton yönetimi sırasında daha yavaş bir şekilde, Bush yönetiminde ise daha hızlı bir şekilde yol alsa da henüz Bush yanlılarının ve şahinlerin istediği kadar hızlı yol almamaktadır.

ABD’nin yıllık uzay bütçesi yaklaşık 36 milyar $’dır. Uzay Güvenliği Projesi’ne göre bu miktar, dünyanın geri kalanının tamamının bu alanda yaptığı harcamaların %73’ünü oluşturmaktadır. Bu ülkeler arasında Çin, Rusya, AB, Japonya ve Hindistan da bulunmaktadır.

Yakın bir gelecekte olmasa da belli bir noktada bir Washington yönetimi veya diğeri, Amerikalıları ve özellikle ülkeyi yöneten elitleri Rusya, Çin veya her ikisinin ABD hegemonyasını tehdit ettiğine ve hayatta kalmak için Büyük Amerika’nın cennete yayılması gerektiğine ikna edecektir. Bu iki ülkeye karşı İkinci Soğuk Savaş devam ettiğinden beri bahane oluşturulması süreci başlamıştır.

Dış uzayı, ABD’nin savaş hazırlıklarının bir parçası olarak kullanma planı, 1980’lerdeki Sovyet karşıtı yıllarda sağ kanat tarafından önerilmiştir. Bunun sonucunda Ronald Reagan’ın “Yıldız Savaşları” füze savar programı oluşmuş ve 1982 yılında Hava Gücü Uzay Komutanlığı oluşturulmuştur. Bu komutanlığın görevi “küresel güç oluşturmak için hayati önemde olan uzay ve kıtalararası balistik füze operasyonları yoluyla Kuzey Amerika’yı savunmaktır.”

1990’lara gelindiğinde neo-muhafazakarlar ABD’nin gücünü tüm dünyaya gösterme düşüncesini geliştirdiler. Bu düşünceler arasında uzayın askerileştirilmesi de bulunmaktaydı ve bunun sonucunda Yeni Amerikan Yüzyılı Projesi tarafından 2000 yılında Amerika’nın Savunmasını Yeniden Kurmak başlıklı önemli bir belge yayınlandı. 11 Eylül 2001’de Pentagon’a ve Dünya Ticaret Merkezi’ne gerçekleştirilen saldırılardan bir yıl sonra Başkan Bush, bu düşüncelerin büyük çoğunluğunu ABD için Yeni Bir Ulusal Güvenlik Stratejisine dahil etti. Aynı dönemde Bush, ABD’yi füze savunması sistemlerinin ve uzayda kurulan sistemlerin geliştirilmesini engelleyen Anti-Balistik Füze (ABM) Antlaşması’ndan geri çekti.

Pentagon açısından bir zorluk ABD’nin 1967 Tarihli Dış Uzay Antlaşması’nın imzalayıcısı olmasıdır. Buna göre ABD, Dünya çevresindeki yörüngeye nükleer silah veya kitle imha silahı (kimyasal veya biyolojik) taşıyan herhangi bir nesneyi yerleştiremeyecek, bu tür silahları gök cisimlerine veya herhangi bir şekilde dış uzaya yerleştiremeyecektir.
Bu nedenle bu aşamada ABD’nin askeri uzay programı konvansiyonel savaşa dayanmakta, kitle imha silahlarına dayanmamaktadır. Ancak birkaç düzenlemeyle bu durum değiştirilebilir. Örneğin Irak işgalinin ilk günlerinde Pentagon’un Bağdat’a yönelik gerçekleştirdiği “şok ve dehşet” bombalamasının %70’den fazlası eşgüdümlüydü ve uzaydaki askeri uydular aracılığıyla hedeflere gönderilmişti. Bu bombalar konvansiyonel patlayıcılardı, ancak uzaydan fırlatılmadığı sürece uydular nükleer silahları da yönlendirebilirdi.

Amerikalı Bilim İnsanları Federasyonundan Hans M. Kristensen şunları söylemektedir: “Küresel Saldırı öncelikli olarak nükleer olmayan bir program olsa da programla ilgili elde edilen bulgular, nükleer silahların planlamada ve komuta yapısında önde gelen unsur olduğunu göstermektedir.”

Birçok ülke arasında hem Çin hem Rusya, kitle imha silahlarının yanı sıra konvansiyonel silahların da uzaya yerleştirilmesini engelleyen ve uyduların kara savaşlarında kullanmasını yasaklayan yeni bir BM anlaşması hazırlanması için girişimlerde bulunmaktadır. ABD, bu tür bir anlaşmanın planlarını bozmasına izin vermeyecektir. Bush geçen Ekim ayında ABD’nin Ulusal Uzay Politikası için 10 sayfalık gizli olmayan yeni bir belge önerdi. Bu belge Clinton yönetiminin 1996 Eylül ayına ait politikasının yerini almaktadır, ancak hükümetin gerçek niyetlerini gizlemektedir. Yeni politika, bazı alanlarda Clinton dönemi politikalarıyla benzerlik göstermektedir ancak uzayın askerileştirilmesi konusunda daha çok tek taraflı, daha küstah ve bu konuyu daha fazla destekleyicidir. Ancak dürüstçe bu niyetler açıklanmamıştır.

Ancak dikkatli okuyarak, ABD hükümetinin dış uzayı askerileştirmek ve diğer ülkelerin benzer bir stratejik avantaj sağlamasını engellemek istediğini kavramak mümkün olmaktadır. İşte bir örnek: “ABD, dış uzayın barışçıl amaçlarla ve tüm insanlık yararına bütün devletler tarafından incelenmesini ve kullanılmasını kabul etmektedir. Bu ilkeyle uyum içinde “barışçıl amaçlar”, ulusal çıkarlarını gözetirken ABD’nin savunma ve istihbarat bağlantılı faaliyetlerine imkan vermektedir.” (Anlamı: “Biz sizin barışçıl amaçlarınıza saygı duyuyoruz, siz de bizimkilere saygı duymalısınız, yani bize karışmayın.”)

Bir başka örnek: “ABD, uzayın kullanılmasını yasaklayan veya sınırlandıran yeni yasal rejimlerin veya sınırlamaların getirilmesine karşı çıkacaktır. Önerilen silahsızlanma anlaşmaları ve sınırlandırmalar, ABD’nin ulusal çıkarları için uzayda araştırma ve geliştirme faaliyetleri yürütmesine, denemeler ve operasyonlar gerçekleştirmesine veya diğer faaliyetlerine engel olmamalıdır.” (Anlamı: “ABD uzayı askerileştirmeyi amaçlamaktadır, Güvenlik Konseyi’nin önde gelen üyesi ve egemen güç olarak haklarımızı ortadan kaldıran yeni bir anlaşmaya izin vermeyeceğiz.)

Bir diğeri: “Ulusal Güvenlik Uzay Kılavuzları” başlığı altında Savunma Bakanlığının yapacakları şöyle açıklanmıştır: “Bakanlık, ABD’nin avantajını sürdürebilmesi, savunmasını ve istihbarat iletimini güçlendirmesi için uzay kapasitesini geliştirecek ve sistemlerini konuşlandıracaktır. Ulusal güvenlik amaçları için uzaya güvenilir, ulaşılabilir şekilde ve zamanında erişim sağlayacaktır. Uzay sistemlerinin çok katmanlı, bütünleştirilmiş füze savunmasını ve küresel stratejik ve taktiksel uyarı sistemini desteklemesini sağlayacaktır.Uzayda serbest hareket etmemizi sağlayan sistemleri, planları ve seçenekleri destekleyecek ve olması halinde rakiplerimizin hareket özgürlüğünü engelleyecektir.” (Anlamı: Biz geliyoruz, yolumuzdan çekilin.)
Savunma Enformasyon Merkezi’nin direktörü Theresa Hitchens şu açıklamayı yapmaktadır: “Yeni politika, şahinlerin istedikleri gibi uzayda, uzaydan ve uzay yoluyla savaşma stratejisi olmasa da bu yöndeki istekleri gizlemeye de çalışmamıştır. Kararlı bir “biz onlara karşı” söylemi, diğerlerinin ABD’nin “Yalnız Uzay Kovboyu” rolünü üstlendiği yönündeki bakış açısını güçlendirecektir.”

Ulusal Uzay Politikası nihai belgesinin onaylanması dört yıl ve üç düzine değişiklik sonucunda gerçekleşmiştir. Bu bile, dünyayı kontrol etme amacı taşıyan askeri bir planı uzay programına dönüştürmenin zorluğunu göstermektedir. Rapor, basında çıkan haberler sonucunda 15 aylık bir süre için ertelenmişti. Bu haberlerde Bush’un uzaya silah yerleştirmesine olanak verecek bir başkanlık genelgesi için USAF talebine başvuracağı ortaya konmuştur. Tartışmalar, Bush yanlılarının politik söyleminin tonunu azaltmasına yol açmıştır. Bu konuya değinmeyerek sorun çözülmüştür.

Moskova ve Pekin, yıllardır dış uzayın silahlandırılmasını uluslararası arenada engelleme çağrısı yapmaktadır. Bu silahlar arasında askeri keşif sistemleri, iletişim uyduları ve kitle imha silahlarının yanı sıra konvansiyonel silahlar bulunmaktadır. 2002 yılında Çin ve Rusya; Vietnam, Suriye, Endonezya, Belarus ve Zimbabwe’nin işbirliğiyle, BM’ye, uzayın silahtan tamamen arındırılması için “Dış Uzayın Silahlandırılmasının ve Uzay Nesnelerine Karşı Güç Kullanımının Önlenmesi” başlıklı bir anlaşma önerisi sunmuştur. ABD böyle bir anlaşma olasılığını reddetmekle kalmadı, konuyu tartışmayı bile reddetti.
Uzayda silahlanma yarışını önlemeye yönelik bir dizi başka öneri de sunulmuş ve büyük bir çoğunluk sağlanmıştır.

Örneğin 2000 yılında, Dış Uzayda Silahlanma Yarışının Önlenmesi hakkındaki bir karar 163’e karşı 0 oyla kabul edilmiş, Mikronezya, İsrail ve ABD oylamaya katılmamıştır. 2003 yılında BM’de uzayda silahsızlanma yarışını önlemeye yönelik yapılan oylamada 174’e karşı 4 karşı oy verilmiş, Marshall Adaları “Büyük Üçlüye” katılmış ve bu dört ülke hayır oyu vermiştir. Geçen yıl aynı konu hakkında yapılan oylamada 166’a karşı 1 oyla karar kabul edilmiştir. İsrail çekilmiş, ABD “hayır” oyu kullanmıştır.

Washington, 1967 Dış Uzay Antlaşması’nın ve diğer yasal önlemlerin yeni bir antlaşmayı gereksiz hale getirdiğini iddia etmektedir. Bu antlaşma, savaş alanlarına bağlantı sağlayan uydularla ve kitle imha silahlarından başka silahlar aracılığıyla ABD’nin uzayı silahlandırmasına olanak vermektedir. Dünyanın geri kalanının büyük çoğunluğu uzayın askerileştirilmesine karşı çıkmaktadır ve Washington ve İsrail, her zaman Marshall Adaları’na ve Mikronezya’ya güvenemez.

Bush yönetimi, defalarca Rusya-Çin’in antlaşma önerilerini ve diğer ülkelerin benzer girişimlerini hor gördüğünü açıklamıştır. Irak savaşının başlatılması için belki de en çok çaba harcayan neo-muhafazakar eski Savunma Sekreteri Paul Wolfowitz,, 2002 Ekim ayında şunları söylemiştir: “Uzay, sadece füze savunması için değil, birbirleriyle bağlantılı daha geniş sivil ve askeri görevler için de seçenekler sunmaktadır.”
ABD’nin BM eski büyükelçisi ve bir şahin olan John Bolton 2004 Eylül ayında Cenevre’de şu yorumu yapmıştır: “Dış uzayda sözde silahlanma yarışı konusunda görüşmede bulunmaya hazır değiliz. Zahmete değer bir girişim olarak görmüyoruz.”
Beyaz Saray, uzayın askerileştirilmesi yönündeki amacını açıkça kabul etmemektedir. Ancak USAF kendi adına oldukça açık sözlü olmuştur. 1996 yılında Uzay Komutanlığı Başkanı General Joseph W. Ashy, “Uzaydan savaşacağız, uzayda savaşacağız. İşte bu yüzden ABD, yönlendirilmiş enerji ve vur-öldür mekanizmalarının geliştirilmesi programlarına sahiptir. Bir gün karadaki hedefleri – gemiler, uçaklar, kara hedefleri – uzaydan vurabileceğiz” açıklamasını yapmıştır.

2004 yılında Hava Kuvvetleri Müsteşarı Peter B. Teets, Amerika’nın uzaydaki niyetlerini tartışırken açıkça, “21. yüzyıl savaşlarının yolunu döşemekteyiz” açıklamasını yapmıştır. 2005 Mayısında New York Times, Uzay Komutanlığı’nın diğer başkanı General Lance Lord’un şu sözlerine yer vermiştir: “Uzay üstünlüğü bizim doğuştan hakkımız değildir, ancak bizim kaderimizdir. Uzay üstünlüğü bizim günlük görevimizdir. Gelecek için vizyonumuzdur.”

Lord, uzay üstünlüğünün nasıl elde edileceğini açıklamamıştır. Ancak bunun tek bir yolu vardır, bu da egemen askeri güçtür. USAF, uzayın askerileştirilmesinin öncelikli amacı olduğunu kabul etmektedir. “Karşı Uzay Harekatları” hakkındaki Hava Kuvvetleri Doktrin Belgesi 2-2.1, 2004 Ağustos ayında yayınlanmıştır (internette mevcuttur) ve şu ifadeye yer vermektedir: “ABD Hava Güçleri’nin karşı uzay harekatları, hava gücümüzün uzay üstünlüğünü elde etmesinin ve bu üstünlüğü sürdürmesinin araçlarıdır. Uzay üstünlüğü, saldırma ve saldırılardan kaçınabilme özgürlüğü sağlamaktadır.”
2004 yılında Hava Kuvvertleri Bakanı olan General John P. Jumper, Belge 2-2.1’in önsözünde şunları yazmıştır: “Karşı uzay harekatları, modern savaşlarda başarı için büyük önem taşımaktadır.

Uzay kapasitelerinin hızla geliştirilmesi ve muhtemel durum harekatlarının gelişmesi, hava ve uzay gücümüzün etkinliği artırmıştır. Askeri komutanlar, rakiplerimiz karşısında savaş üstünlüğümüzü sürdürmek için uzay kapasitelerinden destek almaktadır. İletişim, konumlanma, zamanlama, füze uyarısı, çevre incelemesi ve keşif alanlarında uzay sistemlerinden yararlanılmaktadır. Uzay üstünlüğü, rakiplerimize aynı imkanı vermeksizin uzayda harekat özgürlüğü sağlamaktadır. Saldırı amaçlı karşı uzay kapasitelerinin geliştirilmesi komutanlarımıza yeni harekatlar için imkan sağlamaktadır.”

Peki Pentagon şimdiye kadar neler başardı? Yıldız Savaşları’ndaki İtalyan bir profesör olan Giuseppe Anzera, Güç ve Çıkar Haberleri raporunda yayımlanan “İmparatorluklar Saldırıyor” başlıklı makalede (18 Ağustos 2005) aşağıdaki ipuçlarını vermektedir: Teknolojik düzeyde Pentagon’un planları ileri bir aşamadadır: Uzayın silahlandırılmasını amaçlayan bazı projeler, bir süredir yürütülmektedir. Pentagon’un kısmen bilinen yeni planları arasında, en ilginç iki proje “Küresel Saldırı” programı ve “Tanrıdan Çubuklar” programıdır. Küresel Saldırı programı kapsamında yaklaşık 500 kilo (1,100 libre) yüksek isabetli silah (3 metreden daha az hata olasılığı olan) taşıyabilen askeri uzay uçaklarının kullanılması öngörülmektedir. Böylece düşmanın askeri üslerine saldırmak ve dünyanın herhangi bir noktasındaki tesisleri kontrol etmek ve yönetmek amaçlanmaktadır.
Askeri uzay uçaklarının başlıca özelliği, dünyadaki herhangi bir noktaya 45 dakika içinde ulaşabilmesidir. Bu oldukça kısa bir süredir, bu sayede ABD güçleri çok hızlı karşılık verme imkanına sahip olmaktadır.

Tersine düşmanın etkili bir savunma örgütlemesi zorlaşacaktır. Böyle bir silahın öncelikli hedefi, ABD hava güçleri kaynaklarının belirttiklerine göre, düşmanın stratejik noktaları olacaktır. Pentagon bu projeye öncelik vermektedir. Bu kaynakların söylediklerine göre başlıca nedenlerden biri, 100 milyar dolar harcadıktan sonra Pentagon’un kendisinin Amerika’yı balistik saldırılardan koruyacak bir füze savar sistemini dünya üzerinde oluşturamadığını kabul etmesidir.

Anzera’ya göre “Tanrıdan Çubuklar” olarak adlandırılan proje, yaklaşık 6,1 metre yüksekliğinde (20 fit) ve 30 santimetre (1 fit) çapındaki metal tungsten çubuklarıyla donatılmış yörünge platformlarından oluşmaktadır. Bu çubuklar uydu güdümlü olacak ve dünyanın herhangi bir yerindeki hedeflere dakikalar içinde ulaşabilecektir çünkü çubuklar saatte 11.000 km. (6.835 mph) hızla hareket edecektir. Bu silah bir nükleer silahla aynı büyüklükte bir patlamaya yol açmak için kinetik enerjiden yararlanmakta, ancak herhangi bir radyoaktif serpintiye neden olmamaktadır. Sistem iki uydu sayesinde çalışabilecektir. Bu uydulardan biri iletişim platformu olarak işlev görecek, diğeri tungsten çubuklarından oluşan bir silah deposu olacaktır.

Pentagon’un Füze Savunma Ajansı, birkaç yılda 600 milyon $’a yaklaşan bir maliyetle deneyler için bir test yatağıyla birlikte uzaya yerleştirilmiş füze önleyicileri (SBIs) geliştirecektir. Bunun uzaydaki bir silah olacağı ortadadır, ancak Bush Yönetimi Sözcüsü Tony Snow, 18 Ekim’de bir basın konferansında sorulan bir soruyu cevaplarken “uzaydan savunma, uzayın silahlandırılmasından farklıdır” açıklamasını yaparken gülüşmelere neden olmuştur.

Pentagon’un uzay çizimleri üzerindeki veya geliştirme aşamasındaki diğer projeleri arasında saatte 5.800 km yol alabilen X-51 hipersonik güdümlü füzeler; dünyadan herhangi bir yörüngeye veya hedefe gönderilen lazer ışınlarını yeniden yönlendiren uzay aynası uyduları; radyo dalgalarını yüksek güç ve genişlikte gönderen uydular; farklı türde yüksek enerji lazerleri; herhangi bir uydunun ABD için tehdit oluşturup oluşturmadığına karar verebilecek ve böyle bir durumda nesneyi sabote edebilecek bir robot uzay uçağı; kinetik enerji önleyicileri olarak işlev görecek roketler; Ortak Hava Aracı olarak bilinen, uzaya fırlatılabilen ve hipersonik hızda hareket ederek Dünyadaki nesneleri hedef alan silahlandırılmış bir planör; deneysel uzay uçağı sistemleri ve daha fazlası bulunmaktadır.

15 Şubat’ta Amerikan Associated Press Ajansı şu açıklamayı yapmıştır: “Rusya, uzayda ABM sistemleri için Amerikan önerilerinden ve özellikle Polonya ve Çek Cumhuriyetine füze savar sistemlerin konuşlandırılmasına yönelik Washington planlarından bıkmıştır.”
Haber ajansı, Rus Genelkurmay Başkanı General Yuri Baluyevsky’nin eğer ABD, Doğu Avrupa’ya füze savunma sistemleri yerleştirirse Moskova’nın 1987 tarihli Orta Menzilli Nükleer Güçler Antlaşması’ndan çekilebileceğine yönelik sözlerine yer vermiştir. Söz konusu antlaşma, Avrupa’da orta menzilli füzelerin konuşlandırılmasını yasaklamaktadır.
Sağ kanat savaş kışkırtıcıları, uzay savaşları hazırlıklarına yönelik çalışmaların Bush ve neo-muhafazakarlar görevi bıraktıklarında hız keseceğinden korkarak, uzayın silahlandırılması kampanyalarını hızlandırmışlardır. Çeşitli düşünce kuruluşlarından muhafazakar şahinlerden oluşan bir grup, Füze Savunması, Uzay İlişkileri ve 21. Yüzyıl Hakkında Bağımsız Çalışma Grubu” adı altında geçen yıl bir araya geldiler. Bu grup, kapsamlı bir askeri uzay programını destekleyen 200 sayfadan fazla bir belge yayınladı. Atom Bilim İnsanları Dergisinde (Ocak/Şubat 2007) yazan Theresa Hitchens şunları söylemiştir: “Belge çok kışkırtıcı bir dilde yazılmış; uzayın silahlandırılmasına karşı çıkanları “silahsızlanma aşırılıkçıları, pasifistler, reel politika uygulayıcıları ve ABD’nin tek taraflı silahsızlanma söylemine yaslanarak Amerikan karşıtı olarak nitelendirmiştir.”
Sonuç olarak bu iki bölümlü makalenin başında açıklanan konuya, yani ABD’nin militarizmine dönüyoruz.

İmparatorluğun Acıları’nda Chalmers Johnson’ın yazdığı gibi “ABD uzun yıllardır emperyalizme ve militarizme doğru yol almaktadır. Gittiğimiz yönü gizlemek için Amerikalı liderler, dış politikalarını “yalnız süper güç”, “vazgeçilmez ulus”, “isteksiz şerif”, “insani müdahale” ve “küreselleşme” gibi edebi söylemlerle örttüler. Ancak 2001 yılında Bush yönetiminin iktidara gelmesiyle birlikte bu yalanlar, Roma İmparatorluğu’nun İkinci Doğuşu savlarına neden oldu. Bush, ABD’yi militarist bir topluma dönüştürmedi. Militarizm, o göreve başlamadan çok önce gelişmişti. En azından 1940’ların ikinci yarısında başlayan Soğuk Savaşın başlarına gelindiğinde gelişmişti. Bu dönemde Amerikalı siyasetçiler, günümüze kadar devam eden sürekli savaş durumunu başlattılar. ABD zaptedilemez bir hale geldikten ve olası düşmanların ortadan kaldırılmasından çok sonra bile bu devam etti.

Bush, ABD’yi emperyalist bir ülke haline de getirmedi. Emperyalizm, 1848 yılında Washington’un Meksika topraklarını haksız şekilde işgal etmesine neden olmuştur. 1898 yılında ABD, hegemonyasını Küba’ya, Puerto Rico’ya ve Filipinlere yaymak için İspanya’ya karşı savaşı başlattı. O günlerden bu yana emperyalizm, Sovyet sonrası dönemde ABD’nin tek yanlı jeopolitik egemenliği ve baş edilemeyen askeri gücü sayesinde daha da güçlenerek devam etmektedir.

Bush, ABD tarihindeki en tehlikeli başkandır. Haksız savaşlar başlatmış, birçok ülkeyi tehdit etmiş ve anlaşmaları ihlal etmiştir. Ancak militarizm ve emperyalizm silahları olmaksızın bunları yapamazdı. Bu politik silahlar yaklaşık 60 yıldır bir başkandan diğerine devredilmektedir.

ABD hükümetinin savaş hazırlıkları ve niyetlerinin incelenmesi konusu, basit bir şekilde bugün Irak veya Venezüella, yarın İran ve Çin meselesinde, aydınlarfın neler yapacağı sorunu değildir. Gerçek sorun, savaş hazırlıklarını ve savaş durumunu Amerikan devletinin vazgeçilmez özelliği halinde getiren militarizm ve emperyalizm konusunda neler yapılacağıdır. Bu sorun, basit bir şekilde Irak yüzünden George W Bush’tan veya Vietnam nedeniyle Lyndon Johnson’dan kurtulma sorunu değildir. Militarizm ve emperyalizmden kurtulmazsak gelecek savaşlar ve gelecek başka savaşlar için yolu açmış oluruz. (Asia Times - 10 Mart 2007)

Kategoriler : - Yazar : admin - Gün : Salı 17 Temmuz 2007- Saat : 11:35 -

Yorum yok »

Henüz Yorum Yok.

Bu yazıya yapılan yorumlar için RSS beslemeleri. TrackBack URI

Yorum Yaz

Yorum Yazabilmek için Giriş yapmanız gerekmektedir.