Haz 09

Felsefe YaŞamin Neresindedir?

“Dünya Sorunları Karşısında Felsefe”. XXI. Dünya Felsefe Kongresi, başka felsefe soruları yanında, bu soruya yanıt aramak üzere 10 Ağustos’ta İstanbul’da toplanıyor. Temelde kuramsal bir etkinlik, hem de kuramsallık düzeyi en yüksek etkinlikler arasında sayılan bir etkinlik olan felsefe, insanlığın bugün karşı karşıya kaldığı dünya sorunları karşısında ne yapabilir ki? Felsefe açlık ve yoksullukla, ekolojik felaketlerle, terörle, işkenceyle, adaletsizliklerle savaşımda ne sağlayabilir bize? Max Scheler’in tin (Geist) için söylediğini, felsefe için de söylemek ve felsefenin bu sorunlar karşısında fazla gücünün olmadığını, bu sorunlarla tek başına savaşamayacağını söylemek pek yanlış olmaz sanırım. Bugün yaşanan pek çok insan hakkı ihlalinin temelinde yatan yoksullukla felsefe nasıl savaşabilir? Adaletsizlikleri, savaşları, işkenceleri nasıl ortadan kaldırabilir felsefe? Tüm bu benzeri dünya sorunları karşısında felsefe güçsüzdür. Ama bu güçsüzlük onun bu sorunlar karşısında çaresizliği, hiçbir şey yapamayacağı anlamına da gelmez. Böyle bir sav her şeyden önce doğru değildir. Olan bitene de pek uygun düşmez. Filozofların, dünya tarihine yön vermeseler de onu hiç etkilemediklerini söylemek de doğru olmaz. Felsefe bunu ortaya koyduğu bilgilerle yapar. Aslında onun elinden gelen de budur: Sorunlara felsefeyle bakmak ve konunun izin verdiği ölçüde de doğru ve kesin bilgiler ortaya koymaya çalışmak. Felsefe, adaletin ne olduğunu, insan haklarının ne olduğunu, savaş ve barışın ne olduğunu, bunun insan olmayla ilgisini gösterebilir ancak. Bu bilgilerse kişilerin bu sorunların farkına varmasını sağlayabileceği gibi, sorunlara tutulan ışıkla sorunların çözümüne giden yolu da aydınlatabilir. Böyle olanaklar sunar insanlara. Kimi olanakların bilgisini sunar. İşte bu yazı böyle bir hareket noktasından yola çıkarak bilgi-yaşam bağlantısını, en temelde de felsefe bilgisi-yaşam bağlantısını ele alıyor. Bilginin yaşam için önemini, felsefe sorunlarının yaşamda karşılaşılan sorunlarla ilişkisini ve farkını açığa çıkarmayı amaçlıyor. Bunu da olana, felsefe bilgilerine, felsefe görüşlerine bakarak, onlardan hareketle yapmaya çalışıyor. Kurgulamadan olanı yansıtmayı, felsefe bilgilerine ayna tutmayı hedefliyor. Bilmek, bilgi edinmek, bilgili olmak – bilinen ne olursa olsun – çoğunlukla olumlu bir değer yüklenen, övülen ve istenen bir durumdur. Zaman zaman bilmenin, çok fazla şey bilmenin kişinin başını derde soktuğu söylense de, genellikle bilgili olan kimseye iyi gözle bakılır, bilgi ortaya koymaya, varolan bilgiye ulaşmak için çaba sarf eden kişilere – bu onların işi olmasa, yardım etmek hiç de üzerlerine farz olmasa da – destek olunmaya çalışılır. Neredeyse bilgi ortaya koymaya çalışana dokunulmaz dedirtecek bir genel ön yargı vardır bilgi erbabı için. Bunun bilinen tek istisnası, ortaya konulan ya da ulaşılmaya çalışılan bilgilerin, egemen ahlak ve ideolojiyle, dinsel dogmalarla, kimi zaman da iktidarda olanların çıkarlarıyla çatışma içinde olduğu durumlardır. Ama bu durumda bile, yukarıda anılan bilgiye karşı olumlu ön yargıda bir değişiklik olmaz. Bu türden durumlarda, çoğu zaman, karşı çıkılan şeyin aslında bilgi olmadığı, hakiki bilgi olmadığı, propaganda olduğu vb. türünden bir itham ya da savunmayla karşılaşırız İyi ama, nedir bilgi? Neden iyidir bilgi sahibi olmak, bilgi ortaya koymak? Neden bilenle bilmeyen bir olnıaz? Neden severiz bilgiyi, bilgini, bilgeyi? Bu ve benzeri sorularla karşılaşmayız pek günlük yaşamda. Sormayız bilginin neden önemli olduğunu. Onun çok önemli olduğunu; insanın bilgiyle, “kültür”le insan olduğunu biliriz zaten. Öte yandan olumlu değer yüklenenin, onaylananın sorguya çekilmesi, sorgulanması da düşünülmez pek. Sorgulama yalnızca ya da çoğunlukla olumsuzluğun, rahatsızlığın, sorunların olduğu ya da görüldüğü durumlarda başlar. Sorular sorunlarda köken bulur. Sorunlardan filizlenir yeni sorular ve soruşturmalar. Yeni bilgiler de bu türden soruşturmaların, arayışların sonunda ortaya çıkar genellikle. Kısacası, görülen aykırılıklardır ye- ni bilgilerin başlangıcı. Bu aykırılıkları ya da sorunları gören kişilerin varlığını gerektirir bu da. “Bilgi nedir?” “Hangi bilgileri bilenler bilmeyenlerle bir olmaz?” soruları günlük sorunlarla boğuşan insanların, bilgi üretme peşinde olan bilim adamlarının pek sormadıkları bir sorudur. Ama felsefenin en eski sorularından biridir, “Bilgi nedir?” sonısu. Filozoflar yüzyıllar boyu bilginin ne olduğuyla, onun doğruluğu ve kesinliğiyle meşgul olmuşlar, bilgi sorunlarıyla uğraşmak- tan kendilerini alamamışlardır. Bilgi olanla olmayanı ayırmak, bilgiler arasındaki farklılıkları – bu arada ortaklıkları da – ortaya koymak, bilgileri doğruluk ve kesinlikleri açısından irdelemek, filozofların üzerinde durdukları önemli bilgi sorunları arasında yer almıştır hep. Kimi zaman buna, doğru bilgiyi yanlıştan, deneysel olanı deneysel olmayandan ya da doğrulanabilir olanı doğrulanabilir olmayandan ayıracak bir ölçüt bulma çabaları da eklenmiştir. Kimi zaman kesinlik ve genel geçerlik sorunu ötekilerinin önüne geçmiş, kimi zamansa doğrulama ve/veya yanlışlamayla, temellendirmeyle ilgili yöntem sorunları. Bilmek nedir diye sorulursa, felsefece bakışla, olandan hareketle söylenebilecek olan, bilmenin, dünyayla bağ kurmak olduğudur. Dünyaya ya da dünyayı oluşturan her türden varolana yönelmek, yönelinen şeyin özelliklerini kavramak, sonra da ortaya koymak demektir bilmek. Her bilgi dünyayla kurulan bir bağlantının sonucudur. Bilen öznenin bir varolana uzanmayla, onun hakkında saptayıp ortaya koyduğu bir tür bildirimdir her türlü bilgi. Öznenin yoktan yarattığı bir şey değil, bir varolana ilişkin dile getirdiği bir ifade ya da tümcedir her bilgi. Kuramları oluşturan da bu türden tümceler ya da ifadelerdir. Doğruluğu yanlışlığı söz konusu olan ancak bu türden ifadeler, yani dünyada varolan herhangi bir şeye, – bu şey fiziksel, maddi bir şey olabileceği gibi, bir kavram, bir değer, bir matematiksel nesne de olabilir – ilişkin, onları dillendiren ifadelerdir. Felsefe ve bilimler hep bu türden ifadeler ortaya koymaya çalışmışlardır. Onları doğrulanıp yanlışlanması mümkün olmayan dogmalardan, boş inançlardan ayıran ve üstün kılan da ürettikleri bilginin bu özelliğidir. Yanlışlanıp doğrulanabilir ya da temellendirilebilir çürütülebilir olmasıdır. Bilgiyi bilgi yapan bu ortak özelliğine karşın, bilgiler arasında ayrım yapılmış, kimi türden bilgiler ötekilerinden üstün tutulmuştur. İnsan için bunlar ötekilerden daha önemli görülmüştür. Bilge olmak, bilgelik çok şey bilenin, her şeyi bilenin değil, belli türden bilgilere sahip olanın bir özelliği olarak görülmüştür düşünce tarihinde. Antik Yunan fılozoflarından Efesos’lu Herakleitos , yaklaşık aynı dönemde yaşayan bir başka filozof için, onun çok şey bildiği söyleniyor ama, o daha geceyle gündüzün, iniş ve yokuşun bir ve aynı şey olduğunu bile bilmiyor diye alay etmiştir. Ona göre asıl önemli olan tüm olup bitenlerin olup bitmesini sağlayan şeyi, onlardaki düzeni, yasayı, logos u bilmektir. Her şeyin kendisine göre olup bittiği bu logos’u, şeylerdeki düzeni ölçüyü bilmektir, esas olan. Bugünün diliyle söylersek genel geçer ve zorunlu olanı, doğa yasasını bilmektir, rastlantısal olan unsurları, sonuçları değil. Kişiyi bilge kılan budur, çok şey bilmesi değildir sanıldığı gibi. Bu nedenle, çok bilenle, bilge kişi, fılozof aynı kişiler değildir. Çünkü filozof da bilgiye sahip olan, yani sophos değil, bilgiyi seven, onun peşinde koşandır, philosop hos ‘tur. Filozof bilgi için, hakikat için yolda olandır. Felsefenin özü bu yolda olmada, aramadadır. Aramanın, doğru soru ve yöntemle yapıldığında bilgiyle sonuçlanması da çok doğaldır. Fakat her yeni bilginin, her yeni bulmanın, yeni bir aramaya kapı araladığı, yeni kimi soruları da beraberinde getirdiği iyi bilinmektedir. Bu durum bilim ve felsefeyle uğraşanların yazgısıdır bir bakıma. Arayış hiç bitmez. Her bulma yeni bir arayışın sorusunu da birlikte getirir. Bilmek Egemen Olmaktır Yeni bilgi arayışı çağımızı ıralayan olguların başında gelmektedir. Bilim adamları, araştırmacılar kendi alanlarında, kendilerini meşgul eden sorulara yanıt bulma peşindedirler. Çağımızın bilgi idealini, 17. yüzyılın önemli fılozoflarından Francis Bacon ‘ın sloganlaştınlan “bilgi güçtür”, “bilmek egemen olmaktır” düşüncesi oluşturmaktadır. “Niçin bilgi?” sorusunun da yanıtını oluşturmaktadır, bu düşünce. Bilim yapmak doğaya egemen olmaktır. Doğayı dönüştürme, toplum yararına sunma yoludur bilim yapmak. Bilimin hedefı doğaya egemen olmanın araçlarını sağlamaktır insanoğluna. Bacon’un bu anlatımlarında somutlaşan düşünce, günümüz biliminin hareket noktasını oluşturmuştur. Üzerinde pek düşünülmese, niçin bilgi sorusu pek sorulmasa da, yapılıp edilenlere, çağın bilgisel hedeflerine bakılırsa, örtük olarak varsayılanın, araştırmacıları yönlendirenin hep bu anılan düşünce olduğu görülür. Bilimsel bilgi, bilimsel bilgiye dayanan ya da ondan hareketle geliştirilen teknoloji, insanın yapabilirlik kapasitesini artırmış, insanı doğa karşısında eskisinden çok daha güçlü kılmıştır. İnsan, bu yeni yapabilirlik kapasitesi ile atmosferin doğal yapısını değiştirecek, yeryüzünün iklimini etkileyecek, kendi yaşamını uzatacak, ama aynı zamanda yeryüzündeki tüm canlı nüfusunu yok edebilecek bir güce ulaşmıştır. Üç beş yıl önceleri tahayyül edilmesi bile mümkün olmayan teknolojiler, bugün yeni buluşlar ve teknolojik başarılar olarak karşımıza çıkmaktadır

Yazan:


Yorum Yaz

Yorum yazabilmek için lütfen Giriş Yapınız.

-