<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Bilim,Bilim ve Teknoloji &#187; Genel Bilim</title>
	<atom:link href="http://www.bilimarsivi.com/kategori/genel-bilim/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.bilimarsivi.com</link>
	<description>Bilim,Bilim ve Teknoloji,Bilimsel Makaleler ve Bilim adamları ile ilgili portal !!!</description>
	<lastBuildDate>Thu, 09 Feb 2012 23:08:28 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>İnsan ve Teknoloji İlişkisi</title>
		<link>http://www.bilimarsivi.com/insan-ve-teknoloji-iliskisi/</link>
		<comments>http://www.bilimarsivi.com/insan-ve-teknoloji-iliskisi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 09 Oct 2011 17:16:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim-Teknik Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[Genel Bilim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bilimarsivi.com/?p=1636</guid>
		<description><![CDATA[Bu makalenin amaci, insan teknoloji iliskisi çevresinde gelisen kritik teorik konulara isaret etmektir. Bu konunun iki yönü bulunmaktadir. (1) zaten gelismesini tamamlamis olan teknolojiye insanin yaniti (genel ergonomi) ve (2) sistem tasarimina ergonomi prensiplerini ve bilgisini uygulama (gelismeci ergonomi). Insan-teknoloji iliskisine odaklanmayan ergonomi arastirmalari, ergonomiye çok az sey katar. Bu arastirma ayni zamanda davranissal prensiplerin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu makalenin amaci, insan teknoloji iliskisi çevresinde gelisen kritik teorik konulara isaret etmektir. Bu konunun iki yönü bulunmaktadir. (1) zaten gelismesini tamamlamis olan teknolojiye insanin yaniti (genel ergonomi) ve (2) sistem tasarimina ergonomi prensiplerini ve bilgisini uygulama (gelismeci ergonomi).<br />
Insan-teknoloji iliskisine odaklanmayan ergonomi arastirmalari, ergonomiye çok az sey katar. Bu arastirma ayni zamanda davranissal prensiplerin fiziksel esdegerlerine dönüstürme problemine de yöneltilmelidir. <span id="more-1636"></span><br />
GIRIS<br />
Bu makale, kuramsal spekülasyonun özü olan yanitlardan daha çok, sorulara neden olmaktadir. Kuram daima sorularla baslar. Bu sorularin çogu, ergonomistler tarafindan sorgulanmadan kabul edilen temel kavramlarla ilgilidir. Kabul edilmeden önce hiç sorgulanmamasi problem olabilir. Ancak, ergonominin konumunda niçin bu kavramlarin kabul edildigine dair tarihsel ve kültürel nedenler vardir (Meister 1999) ve belki de günümüzde bu tarz bir üretim, eskiden oldugundan daha karmasik bir hal almaktadir.</p>
<p>Bu sorular asagida yer almaktadir.<br />
1- Disiplinin dogasi nedir?<br />
2- Ne üzerine çalisilmalidir?<br />
3- Ergonomi bilgisi nasil tanimlanir?<br />
4- Ergonomi arastirmasi ile pratigi arasindaki iliski nedir?<br />
5- Ergonomi ölçümlerinde büyük bir rol oynayan paradigmalar hayli gelismis sistemlere de uygulanabilir mi?<br />
6- Ergonominin ugrastigi teknoloji ile ilgili karmasiklik gibi boyutlar veya temel nitelikler mevcut mudur?<br />
Bu sorular, ergonominin karsilastigi bütün kuramsal sorular degildir ancak bu sekilde ilk adimi atilacak sorulardir.<br />
Kuram olusturma bilinmeyenin kesfidir. Bu, benzer kavramlara ve objelere yeni sekillerle bakmayi gerektirir, zor bir istir ancak bir disiplinin gelismesi için sarttir.</p>
<p>Ideal olarak, kuram gelistirme süreci su sirayi izlemelidir: Spekülasyon&#8230;Soru Gelistirme&#8230;Biçimsel Kuram Gelistirme&#8230;Kuramin Testi&#8230;Kuramin Yeniden Formulasyonu&#8230; vbg. Su anda ergonomi ancak spekülasyon asamasindadir. Spekülasyon, çok çesitli türde soru ve konulari düsünen profesyonellerin isteklilik disiplini Zeitgeist’e büyük oranda baglidir. Çünkü bu disiplin, davranis (insan performansi) ile fiziksel nesneler (makinalar) arasindaki iliskileri inceler. Ergonomi hem teknolojik içerikte olmasa da insan davranisi ile ilgili olan psikolojiden hem de bu makinalari yaratmayan ancak sadece fiziksel nesneler (makinalari) ile ilgili olan mühendislikten ayridir. Eger mühendislik, makine tasarimi girisiminin davranissal bir süreç olarak var oldugu gerçegini kabul ederse sonuçta mühendisligin ergonomiden olustugu düsünülebilir ancak bu büyük olasilikla ne uzun vadede ne de su an için söz konusu degildir.</p>
<p>O halde, insan teknoloji iliskisi, eger özel olarak baglantili ise çok farkli tanim kümeleri, davranis ve fiziksel olan arasinda hareket etmesi gerekecegi için anlasilmaya çalisilmalidir. Burada sorun sudur: bu iki tanim kümesi arasindaki engel nasil kirilir? Çünkü açik bir biçimde insanlar makineleri yaptikça bu durum ortaya çikmaktadir. Dönüsüm süreci anlasilamadigi için de genelde uygun olmayan bir sekilde makineler yapilmaktadir.</p>
<p>Ilgi odaginin insan-teknoloji iliskisi oldugunu vurgulamak önemlidir. Etkilesimin bazi etkileri fizyolojik ve performans yönelimli olarak insanda görülebilir ve birileri makinalarin nasil çalistigini böylece anlayabilir. Insan performansi psikoloji ile, makine performansi ise fizik ve mühendislikle açiklanabilir. Ancak, ergonominin özü olan insan ile makine arasindaki iliski açik bir sekilde gözükmemektedir. Çünkü ergonomi, davranissal ve fiziksel olarak iki farkli tanim kümesi üzerine yaslanmaktadir. Fizyolojistler fiziksel olarak bir hücreyi çikarip içersindeki DNA’yi çalisabilirler, bununla birlikte mühendisler bir devreyi ana kartindan söküp iliskilerini denetleyebilirler oysaki bir ergonomist bunlari yapamaz. Ergonomist hiçbir zaman insan teknoloji iliskisini göremeyecek ve hissedemeyecektir ancak etkilesimlerden iliskilerinin dogasini çikarmaya çalisacak ve etkilerini ölçümleyebilecektir. Bu, kuramin nerede devreye girip, niçin ergonomide önemli oldugunu gösterir.</p>
<p>Ancak kuram, deneysel bir test olmaksizin tam degildir ve burada ergonominin zayifligi ortaya çikmaktadir. Bu satirlarin yazari (Meister 1999) 1965-1994 yillari arasinda Insan Faktörleri dergisi ile Insan Faktörleri ve Ergonomi Dernegi tebliglerinde yayinlanmis yüzlerce çalisma yapmistir. Buradaki çalismalarda bu çalismalarin ancak %1-2’sinin gerçek bir kurami test ettigini görmüstür. 1974 yilinda Van Gigch tarafindan ortaya çikarilan sistem kurami dahil bütün ergonomi kuramlari öz itibari ile psikoloji tabanli ve Yöneylem Arastirmalari gibi diger disiplinlerden çikarilmaktadir. Ergonomi kendisine özgü olarak uygulanan biçimsel kuramlari gelistirmek için su anda yeterince olgun olmamakla birlikte bunun gibi bir derginin, yeni düsünceleri canlandirmasi önemlidir.</p>
<p>ARASTIRMA VE UYGULAMA ARASINDAKI ILISKI<br />
Ergonomi bir disiplin olarak monolitik degildir. Degisik anlasilma düzeylerinde boyutlara ve çoklu özelliklere sahiptir. Bununla birlikte bu özellikler ve boyutlar etkilesim halindedir. Yüzeysel olarak raporlar, dergi makaleleri ve kitaplarda belirtilen arastirmalardan söz edilebilir. Arastirmanin benzeri, sistem gelistirmede çalisan insan faktörleri /ergonomi (HFE) tasarim uzmanlarinin yaptigi uygulamalardir. “Uygulama” terimi ile tasarim kilavuzlari formunda uygulanan arastirmalar isaret edilmektedir (Smith ve Mosier, 1986).<br />
Arastirma ve uygulama iki önemli ergonomi fonksiyonunu yerine getirmek için gereklidir:<br />
1- Teknolojiye karsi insanin davranissal ve performans yanitlarini açiklamak ve tanimlamak,<br />
2- Bu teknolojinin gelisimine davranissal prensipleri ve bilgiyi uygulamak.<br />
Çogu insan faktörleri /ergonomi profesyoneli, birinci fonksiyonu bilimsel, ikinci fonksiyonu ise mühendisliksel olarak düsünecektir. Bu satirlarin yazari bu ayrimi su kabul nedeniyle tam olarak benimsememektedir: Teknoloji gelistirmede personelin görevlerini yapma tasarimi davranisi, konu farkindaligi, dogal karar verme, ve Insan Faktörleri/Ergonomi literatüründe tanimlanan diger basliklara iliskin davranislar kadar daha çok ergonominin arastirma konusudur.<br />
Bütün kuram tam olarak, bir görüs açisi, bir çerçeve, nesnelerin görsel bir kümesi ve fiziksel-zihinsel boyuttaki olgu ile baslar. Benimsenen özel kuram, nesneleri ve olgulari kavramlastiran bir pozisyondan daha fazlasini düsünen görüs açisinin seçimine dayanir. Bu makalenin amaçlari yönünden ergonomi, bu insanlarin yarattigi fiziksel (teknolojik) nesneler ile insan arasindaki iliski seklinde tanimlanir. Burada iki görüs vardir:<br />
1- Bir kere ilginin odak noktasi, insanin teknolojiye verdigi yanittadir. Insan ilgi noktasidir. Teknoloji sadece insan performansini ortaya çikaran uyaran konumundadir.<br />
2- Ikinci olarak, ilginin odak noktasi, insanin teknolojiyi nasil yarattigi üzerinedir. Burada ilgi, teknolojinin yaratildigi süreç üzerinedir.<br />
Insanlar, her ikisi ile de ilgilidir. Ilkinde teknoloji insani etkiler, ikincisinde teknoloji insana yanit verir. Iki çerçeve de birbirini tamamlar, birbiri ile çelismez. Insan ya tek ya da her ikisi ile ilgilenebilir.</p>
<p>Iki fonksiyon arasinda farkli vurgular vardir. Ilkinde insan teknolojiden çok daha önemlidir. Teknoloji sadece bir kaynak uyarani, bir zemindir. Örnegin, Maltz ve Shinar (1999), yaslilarin bir trafik dekor resmini gözlemlerken ki görsel yanitlarini incelemistir. Çalisma, teknolojinin varliginda insanlarin nasil yanit verdigi üzerinedir; çalismada görülmeyen teknoloji ele alinmistir.<br />
Ikinci fonksiyonda, teknoloji çok daha önemlidir. Uyaran teknoloji degildir. Uyaran, teknoloji yaratmayi çözmek isteyen insanin tasarim problemidir (McCracken 1990, Moran ve Carroll 1996). Yanit mekanizmasi olan insanla (klasik olarak S-O-R paradigmasi) yanit mekanizmasi olan makine (daha dogrusu makinalari yaratan süreç) arasindaki farkliliktir.</p>
<p>Kuramsal ilgi konusu her iki fonksiyonun disina düsmektedir.<br />
1- insan ile sistemleri, araçlari, ve ürünleri temsil eden teknoloji arasindaki iliskinin ergonomi arastirmalarini vurgulayan temel bir bilinmeyen oldugu saptamasinda insan faktörleri / ergonomi profesyonelleri hem fikir midir?Eger böyle bir iliski yoksa nasil bir iliski vardir? Bu iliski hem gerçek dünyada hem ergonomi arastirmalarinda nasil ifade edilir?<br />
2- Ergonomi arastirmasini fizik bilimindeki arastirma gibi temel bir bilim oldugu ve insan faktörleri/ergonomi tasariminin mühendislik gibi uygulanabilir oldugunu farzetmek, ergonomi arastirmasinin tasarima neyin uygulanmis oldugunu izler mi? Eger yanit evet ise bu uygulama nasil yapilmalidir?<br />
3- Ergonomi, endüstriyel ergonomideki insan dayaniklilik çalismalarindan, makro-ergonomi çalismalarina kadar uzanan çok çesitli konu basliklarini kapsamaktadir. Bu ayri boyutlar nasil bütünlestirilmelidir?</p>
<p>4- Ergonomide arastirma ile uygulama arasindaki iliskinin kritikligi görülmektedir (Meister 1985). Meister’in (1997) yaptigi arastirmaya göre yayinlanmis ergonomi makalelerinin sadece %10’u tasarimla ilgilidir. Ergonomi uygulamasi mantiksal olarak ergonomi arastirmasina dayandirilirsa bu bosluk niçin olusmustur? Ergonominin temeli olarak ileri sürülen insan-teknoloji iliskisi aslinda su anda yapildigi sekliyle ergonomi arastirmasi ile ilgisizdir ya da bu arastirma insan faktörleri / ergonomi tasarim profesyonellerinin tanimladigi sekliyle farkli bir iliskiyi tanimlamaktadir. Bu durumda ergonomi arastirmalari tarafindan çalisilan degiskenler teknoloji uygulamalarina uygun degildir. Aslinda, yayinlanmis bu bütün ergonomi arastirmalarinin en azindan yarisi, isin her hangi bir uygulamasindan bahsetmemektedir.</p>
<p>Herhangi bir olayda, insan teknoloji iliskisine iliskin genel anlayis, açiklanabilir ve daha somut olmalidir. Arastirmacilar ve tasarim personelleri ayni konular üzerinde konusmuyor olabilirler. Ergonomi arastirmasi tarafindan vurgulanan degiskenler, tasarim problemlerinin çözümüne yardim etmek için uygun degilse bilinmesi gerekir ki bu arastirma degiskenleri degistirilebilir ya da davranissal prensipleri, tasarima uygulayan bazi diger yollar bulunabilir. Ergonomi arastirmasinin ana karakteristiklerinden biri anarsik degilse, bu arastirmaya kilavuzluk eden sistematik bir planin olmadigi durumlarda hayli kisisel özelliktedir. Meister (1999), ergonomi arastirma konularinda çok büyük degiskenligin oldugunu göstermistir ancak bu her bir degisken yüzeysel olarak incelenmistir ( sadece ayni degiskenli bir ya da iki çalisma yapilmistir).<br />
Problem ergonominin kavramlastirilabilir düzeylerinden birinde olabilir. Örnegin, çok moleküler düzeyde görsel algilama çalismalari, uçak kokpitlerindeki görüs alanlari hakkinda daha molar düzeylerdeki sorularin yanitlarina dönüstürülebilir. Bu problem, çogu ergonomi yönünün yayildigi gözüken ve henüz tam anlami ile çalisilmamis dönüsümü olabilir.</p>
<p>Bu baglamda, yazar, “insan açiklayici bilgiyi uygularsa, bu enstrumental olur seklindeki” kabullenisle, açiklayici ile enstrumental bilgi arasini ayirmaktadir. Bu her iki bilgiden her birinin kendi yarari vardir fakat bunlar farkli yarar tipleridir. Açiklayici bilgi post facto’dur. Verilen bir olgunun veya olayin nasil ve niçin oldugunu (ergonominin birinci fonksiyonu) anlatir. Enstrumental bilgi ise bu anlayistan baska bir bilgiyi bir amaca uygulamaya izin verir (ergonominin ikinci fonksiyonu).</p>
<p>Bu makalenin çogu, gelismeci ergonomi (ergonomi pratigi) ile genel ergonomi (arastirma) arasindaki iliski ile ilgili problemlerle iliskilidir. Bu iliski problemi, disiplinin erken zamanlarinda çözülmüs ve çalisilmis olmaliydi ancak bunun olamamasi anlasilabilir. Bundan baska, kuramsal sorular sik sik tekrar gözden geçirilmeli ve ortaya çikan sorular defalarca sorulmalidir. Ancak zamanla, ergonomi profesyonelleri daha karmasik olurlarsa sorulara yeni yanitlar bulabilirler.</p>
<p>ORTAK KURAMSAL SORUNLAR<br />
Bazi teorik konular, genel ve gelismeci ergonomi arasinda bir bosluk açmaktadir. Önemi artan bir konu çalisilan teknolojik nesnelerin karmasikligidir.<br />
Miller (1965) amipten baslayip Ulus Devletler ve Avrupa Birligi gibi önemli sosyal sistemlerle tamamlanan bütün yasayan sistemler arasinda bir devamlilik oldugunu ileri sürer. Amibi, Avrupa Birligi’nden ayiran bir boyut karmasikliktir. Bir amip tek hücreli bir canli iken, Avrupa Birligi milyonlarca çok hücreli insanlardan meydana gelmistir. Belli ki bir amipin davranisi ile bir insanin davranisi farklidir. Burada soru, bu farkliligi yaratan mekanizmanin ne oldugudur? Insan ile insanin yarattigi teknoloji arasindaki farkliliklar ayni zamanda karmasikligi içerir. Karmasikligin teknolojinin gelisimini nasil etkiledigi ve teknoloji karmasikliginin operatörleri ve bu teknolojiyi kullananlari nasil etkiledigi sorulabilir.<br />
Bu kritik karmasiklik niteligi farkina varilabilir ancak bugüne kadar üzerinde sistematik olarak hiç arastirma yapilmamistir. Karmasikligin her geçen gün artan durumu farkina varilmaktadir çünkü dogada her yerde görülmektedir. Dogadaki bu karmasikliga çalisilmasina ragmen, henüz teknoloji üzerinde bu çalisilmamistir. Bu belki de fizik, kimya ve biolojinin ötesinde bir sonraki sinirdir.</p>
<p>“Bir sistem belli bir karmasiklik düzeyine erismisse bazi önceden tahmin edilemeyen etkileri olmustur ya da olabilir” seklinde ifade edilen Gestalt psikologlarinin bir önerisiydi (Koffka 1935). Bunlar “Gelismekte Olanlar” olarak adlandirildi. Çünkü müjdeci olmayan de novo’nun ortaya çiktigi görüldü. Bu belki de “belli bir karmasiklik düzeyinde, sistem özelliklerini degistirir” seklindeki olasiligin bir yansimasidir. Sistem gelistirmede bu durum, yazilimin tasariminda görülmüstür. Kasten sistemi tasarimlanmayan bu yazilimlar simdilerde kullanildiktan sonra kesfedilmistir. Insan performans düzeyinde, karmasikligin etkileri, isleyen sistemin tam ve kapsamli zihinsel modelini gelistirmede insanin karsilastigi zorluklarda görülebilir. Önemli bir kuramsal soru da söyledir: teknolojide karmasikligin etkilerinden kaynaklanan ya da yönlendirilen sistematik faktörler ya da prensipler var midir?</p>
<p>Bir örnek olarak belli bir karmasiklik düzeyine ulasamayan alet ve teçhizatlarda degil ama sistemlerdeki organizasyon kavramina bakilabilir. Organizasyon, fonksiyonel dogasi (araç ve sistemin görevini basarmak için yaptigi sey) ile etkilesen kendi insan teknoloji iliski kümesine sahiptir. Organizasyon, kisiler arasi iliskilere, iletisime, karar vermeye vbg. Içerir. Son zamanlarda gelisen ergonominin makro ergonomi niteligi (Hendrick 1997) belki de karmasikligin sonucudur. Çünkü karmasiklik olmadan bir organizasyonun bir sistemde yön belirlemesine çok az ihtiyaci vardir. Sistemin organizasyonel yönlerini içeren kuramsal bir konu da organizasyonel yönler ile sistemin fonksiyonel yönleri arasinda ve ne dereceye kadar yüksek bir organizasyonel düzenin, daha çok moleküler sistem elementleri üzerinde etkilingi olduguyla ilgili iliskinin dogasidir.<br />
Buradaki ilgili kuramsal konu, makinalardaki artan karmasikligin ayni zamanda makinalarin insan gelisimi üzerinde ve makine ile ilgili insan performansi üzerinde etkiye sahip olup olmadigidir.</p>
<p>Her iki makine sorusunun cevabinin evet olmasinin, karmasikligin bu etkileri ürettigini ama etkilerin nasil olusturuldugunun bilinmedigi varsayilmaktadir (Bu deneye dayali, daha dogrusu bilimsel çalismaya dayali bir kabuldür fakat karmasikligin boyutunun bilimsel olarak çalisilsin ya da çalisilmasin yanitin evet oldugu düsünülmektedir).<br />
Insan makine iliskisinin karmasikligindaki degisikliklerin gerçekte anlamli oldugu düsünülmekte ve bu etkilerin nasil olustugu, ve neyin yol açtigi bilinmemektedir. Kuramcilar bu yüzden bu sorulari arastirmalidirlar.<br />
O zaman, karmasiklik, digerleri biraz daha az önemli olmakla birlikte, ergonomideki kuramsal konularin en basinda ve bekli de büyük olasilikla en önemli konusu olacaktir.</p>
<p>BILGISAYARLASMANIN ETKILERI<br />
Yasadigimiz bu günlerde bilgisayarlasmayi ve etkilerini düsünmedikçe teknolojiyi düsünemeyiz. Bu etkilerin bazilari , internetteki ilginin yogunlugu gibi, belliyken bazilari ise daha güç farkedilmektedir. Gelismis sistemlerde insanin rolü degismistir. Erken zamanlarda operatör bir dügmeye basarak ya da bir manivela kolunu haraket ettirerek makinanin fonksiyonlari üzerinde kontrole sahipti. Faaliyete verilen yanit, sonraki faaliyetin ne olacagi ile ilgili bir ipucu veriyordu. Insanin rolü bu yüzden prosedüreldi.<br />
Operatör performansinin kalitesi, prosedürlerde belirtilen performanslardaki sapmalarla tanimli hatalardan ölçülüyordu. Böylece hata,</p>
<p>1- prosedürel bir asamayi yapamama,<br />
2- yanlis zamanda bir asamanin yapilmasi,<br />
3- gereksiz bir asamanin yapilmasi,<br />
4- dogru asamanin yanlis tarzda yapilmasiydi.</p>
<p>Bilisayarlastirilmis sistemlerde, performans üzerindeki kontrol, sistem yazilimina geçmis ve operatörün makineyi çalistirmak için önceden tanimlanmis basma dügmelerine ihtiyaci kalmamistir. Daha dogrusu, operatörün rolü, yazilimin makineye yaptirdiklarini izlemek ve daha önceden tanimlanan parametreler içinde makinenin fonksiyonlarini kesinlestirmekti. Bu bilginin algilanmasina ve analizine vurgu yapmaktadir. Bir hekimin hastasinin sagligini teshis etmesi gibi, operatör de makinenin performansini teshis etmek için, insan-makine arakesitinden dis dünyayi gözlemler (örnegin sonar, radar, hisse senedi piyasasi) ve bu bütünlestiren, analiz eden, kiyaslayan, depolayan ve ileten bilgilerin hepsiyle bir çok fonksiyonu gerçeklestirir. Insan makine arakesiti, kesikli bir dizi göstergelerden daha çok, artik gerekli bir sekilde bütünü olusturmaktadir.</p>
<p>Kesikli uyaran ile bilgisel iliskiler arasindaki ayrim muazzam bir öneme sahiptir, insana sahip oldugu teknoloji üzerinde çok daha fazla güç verir ve bununla birlikte yanitlanacak sorulari da sunar. Uyaran kesiklidir (discrete), bilgi ise süreklidir (paterned). Insanlar süreklilige, uyarana verdigi tepkiden daha farkli tepki verebilirler. Bu farkliliklar nelerdir ve insan performansini nasil etkiler? Bilgi, kesikli uyaran tarafindan yüklenen bilgiden daha farkli bir biçimde insan kaynaklari üzerinde talepler yükleyebilir.</p>
<p>Bilginin sürekli dogasi nedeniyle, özellikle zaman degisiklikleri etkilerinden kolayca etkilenebilir. Sistemin konumunun kaniti (veya gelisme süreci içinde olan bir konum) en iyi, yavasça, zamanla ortaya çikar. Bu yüzden ilgili soru sudur: Operatör, kesin olmayan bir ortam içinde kullandigi teknolojinin fonksiyonlarina nasil uyum saglamaktadir? Kuramsal ilgili soru ise, gelismis sistemlerce üretilen degisen bilgi tarafindan temsil edilen belirsiz bir dünya yapisi, operatörü nasil etkiler?</p>
<p>Kuramcilar ayni zamanda, insan niteliklerini teknolojik sistemlerle birlestirmeye girisebilen tasarim personelinin genisligini düsünmeyi arzu edebilirler. Bu, operatör performansini dizginleyen tasarim eksikliklerini gidermek için yapilan girisimlerle ayni degildir fakat sistem özelliklerini yönetmeyi arzu etme veya insan ihtiyaçlarini saglamak için kasitli bir çabadir. Sitemin islevselligine (operatör üzerinde asiri strese yol açmadan sistemin bir misyonunu yapabilmesi) güvenildikçe, bazi kuramcilar kullanici merkezli tasarim terimini iterler ve emin, tatmin edici, ve zevk gibi insan ihtiyaçlarina yanit veren özellikleri dahil etmek isterler. Video oyunlari gibi eglence sistemleriyle bu ihtiyaçlari saglamak mümkündür ancak bu sistemler eglence sistemleri disinda da uygulanabilir mi?</p>
<p>Teknoloji daha karmasiklastikça ve gelistikçe, bu teknolojiyi olusturan sistemler de kendi karmasiklik düzeylerine uygun yeni nitelikler gelistirmektedir. Örnegin saydamlik (transparanlik) böyle bir niteliktir ve dis dünya fonksiyonlari ile iç sistem hakkinda ne kadar bilgiye sahip olundugunu tanimlayarak, insan makine etkilesimi yoluyla operatöre yardimci olur. Bir baska nitelik ise esnekliktir (flexibility). Esneklik kritik sistem noktalarinda opearatöre sagladigi bir seri alternatif yanit seçenekleri olarak tanimlanabilir. Yine engeller (barriers) kavrami ayni sekilde önemlidir. Her bir alt sistem ya da sistem içindeki modül, bir dereceye kadar digerlerinden ayrilabilir ve bu yüzden sistem boyunca bilginin iletilmesinde bir engel (belli bir dereceye kadar geçirken) olusturur. Bu sistem özelliklerinin her birinin çok daha etrafli bir biçimde incelenmesi gerekmektedir.</p>
<p>Teknolojinin bu nosyonu ve büyük ölçekli bilgisayarlasmis sistemler ekstradan ilgili sorulara yol açar. Bir sistemi tasarimlarken, birilerinin insan kavrami üzerinde bu sistem modellenir mi? Süphesiz teknolojik sistemler fonksiyonlari ve elle idare edilen sistemlerdeki insan fonksiyonlari üzerine dayanan alt sistemleri içerir. Iletisim paraleldir ancak örnegin bir sirketin emir yapisi, bir kabile reisi ile danismanlarina benzeyen yapisi gibi baskalari da vardir. Sistemle davranissal modelleri birlestirme girisimi hangi dereceye kadardir? Daha genel olarak, davranissal sonuçlar ve bilgi fiziksel süreçlere nasil çevrilebilir? Ergonomide tekrar tekrar ortaya çikan ancak hiçbir zaman geregi gibi incelenmeyen bu dönüstürme süreci, ergonominin ya da en azindan uygulamalari teknolojinin özüdür.</p>
<p>Kullanicilara sagladiklari bilgilerin sonuçlari yönünden sistemler, daha belirsiz ya da daha olasilikli oldukça, prosedürden sapma olarak hata kavrami da degismelidir. Bilgi, zamanla dinamik bir dizide gözüktükçe bir süreklilik (patern) olarak temsil edilebilecegi ve bu sürekliligin zamanla degisebilecegi söylenebilir. Eger bir operatör, bir karara varmadan önce asiri bilgi ile yüklenirse bir hata olusabilir. Tersine, bir operatör çok az bilgi temelinde karar verirse de bir hata olabilir ya da operatör kendisi de ilgisiz konularda kendisine ulasan bilgiyi düzenleyebilir. Hata kategorilerinin, Rouse (1990) ve Meister’in (1996) belirttigi gibi gözden geçirilmesi gereklidir.</p>
<p>Yapay zeka kuraminin belli bir kesime hitap eden konularina girmeden, makinalarin operatörle is birligi modunda islev görmesi için tasarimlanabilmesi açikça görülebilmektedir. Bunun günlük yasamda çok basit örnekleri mevcuttur. Örnegin bazi otomobillerde sürücünün emniyet kemerini takmadan aracini çalistiramamasi gibi. Bu isi çok küçük bir algilayici (sensor) yapar. Bir makinanin operatörün davranislarini gözlemlemek için pragramlanmasini düsünmek ve gözlemlerine göre insanin basarisizligini kontrol etmek büyük bir hayal gücü degildir. Bu yüzden, sistemin ve yardimcilarinin birlestirici rolü üzerine çok daha genis arastirmalara yönelinmelidir.</p>
<p>Insanin bazi tercihli “bilissel örnek” olarak çagrilan kavrama modlarina sahip olma olasiligi da düsünülmelidir. Bu örnekler, motorik düzeyde var olur, örnegin, sag elini kullanmayi aliskanlik haline getiren insanlar sag elini kullanmayi tercih edecekler ve bu insanlar büyük ihtiyaçlar dogdugunda veya bir görevi yapmalari gerektiginde sol ellerini isteklice kullanamayacaklardir. Insan ile yazilimi tasarimlanan sekil arasinda bilissel bir uyum var midir? Örnegin, bazi yazilim türleri, yazilim aglarindan geçerken düzgün bir sekilde akabilecek midir? Bu nedenle, insan ile kullandigi teknoloji arasinda bilissel bir iliskinin olasiligi baska kesiflere ihtiyaci vardir.</p>
<p>GELISMECI ERGONOMININ ROLÜ<br />
Insanlarin teknolojiyi nasil yarattigi üzerine çalisan gelismeci ergonomi, ergonomide çok önemli bir yere sahiptir. Disiplin, arastirma ile ögretimin disindaki ana faaliyetleri yadsimaz. Gelismeci ergonomi var oldugu için, gelisme ile ilgili ergonomi arastirmasinin rolü düsünülmelidir. Davranissal sonuçlar ile bilgi nasil teknolojik yapimlara birlestirilebilir. Eger bir dönüsüm süreci varsa, bu dönüsüm nasil basarilir? Insan teknoloji iliskisince gerekli dönüsüm, düsünce-nesne (min-body) problemine benzer. Çok somut anlamda bugün makine bu problemde nesne seklini almistir. Düsünce-nesne iliskisi bir dereceye kadar soyutlamadir ancak bugünün teknolojik uygarliginda makinanin insanlar üzerine etkisi artik soyutlama degildir. Deneysel olarak çalisilacak ana sorun, düsünce için fiziksel nesnelerin böyle büyük gücünü yaratmanin nasil mümkün oldugudur. Düsünce (davranis) ile fiziksel olan (teknoloji) arasindaki iliski, ergonominin bütün yorumlarinin kalbidir.</p>
<p>ERGONOMI KURAMININ YANSIMALARI<br />
Kuramsal konularin sonuçlari vardir. Iste bu yüzden, her bir konu, ihtiyaç duyulan bir arastirma anlamina gelir (hiç arastirma yoksa konu basitçe bir ignenin ucunda dans eden meleklerin sayilari gibi fantezidir).<br />
Bununla birlikte, kurami, test edilebilir ölçümlere çevirmek de kolay bir sey degildir. Küçük ölçekli ve büyük ölçekli kuramlar vardir. Büyük ölçeklileri test etmek çok daha zordur. Bu makalede, hemen hemen tartisilan bütün konular büyük ölçekli kavramlari içermektedir. Belki de bu kuramlari test edilebilir varliklara nasil dönüstürülecegini açiklayan bir meta-kurama ihtiyaç duyulmaktadir.<br />
Bu makalenin amaci basitçe, disiplinin düsündügü ve gerçeklestirdigi biçimde etkileri olabilecek bir düzine fikri özetlemektir. Söylemeye gerek yok ama burada tartisilan sey, sadece buz daginin görünen bir kismidir. Digerlerinin bu çabayi daha ilerilere tasimasi gerekecektir.</p>
<p>David MEISTER<br />
1111 Wilbur Avenue, San Diego, California 92109, USA</p>
<p>KAYNAKLAR<br />
HENDRICK, H. 1997, Organization design and macroergonomics, in G. Salvendy (ed.), Handbook of Human Factors and Ergonomics (New York: Wiley), 594-630.<br />
KOFFKA, K. 1935, Principles of Gestalt Psychology (New York: Harcourt &amp; Brace).<br />
MALTZ, M. And SHINAR, D. 1999, Eye movements of younger and older drivers, Human Factors, 41, 15-25.<br />
MCCRACKEN, J.R. 1990, Questions: Assessing the Structure of Knowledge and the Use of Information in Design Problem Solving. Unpublished PhD Dissertation, ohio State University.<br />
MEISTER, D. 1985, The two worlds of Human Factors, in R.E. Eberts and C.G. Eberts (eds.), Trends in Ergonomics/Human Factors II (New York: Elsevier), 3-11.<br />
MEISTER, D. 1996, Cognitive behavior of nuclear reactor operators, Internatioal Journal of Industrial Ergonomics, 16.109-122.<br />
MEISTER, D. 1997, Studies in the history of human factors ergonomics, Proceedings of the Human factors and Ergonomics Soviety (Santa Monica: Human Factors and ergonomics society), 41, 548-550.<br />
MEISTER, D. 1999, The History of Human Factors and Ergonomics (Mahwah, NJ: Erlbaum).<br />
MILLER, J.G. 1965, Living Systems : Basic Concepts, Behavioral Science, 10, 193-237, 380-411.<br />
MORAN, T.P. and CARROLL, J.M. (eds.) 1996, Design Rationale: Concepts, Techniques and Use (mahwah, NJ: Erlbaum).<br />
ROUSE, W. B. 1990, Design for human error: concepts for error-tolerant systems, in H.R. Booher (ed.), MANPRINT: An Approach to System Integration (New York: Van Nostrand Reinhold), 237-255.<br />
SMITH, S.L., and MOSIER, J.N. 1986, Guidelines for designing user interface software, Technical Report MTRE-100 90, ESD-TR-086-278 (bedford, MA: MITRE Corporation).<br />
VAN GIGCH, J.F. 1974, Applied General System Theory (NY: Harper &amp; Row).</p>
<div id="crp_related"><h2>Bu yazıya Benzer yazılar :</h2><ul><li><a href="http://www.bilimarsivi.com/bilim-olarak-sosyoloji/" rel="bookmark" class="crp_title">Bilim Olarak Sosyoloji</a></li><li><a href="http://www.bilimarsivi.com/yararli-bakteriler/" rel="bookmark" class="crp_title">Yararlı Bakteriler</a></li><li><a href="http://www.bilimarsivi.com/genler/" rel="bookmark" class="crp_title">Genler</a></li><li><a href="http://www.bilimarsivi.com/doga-felsefesi/" rel="bookmark" class="crp_title">DOĞA FELSEFESİ</a></li><li><a href="http://www.bilimarsivi.com/radyasyonun-canlilara-etkisi/" rel="bookmark" class="crp_title">Radyasyonun Canlılara Etkısı</a></li><li><a href="http://www.bilimarsivi.com/buyuk-bir-kordugum-evrim-teorisi%e2%80%a6%e2%80%a6%e2%80%a6/" rel="bookmark" class="crp_title">BÜYÜK BIR KÖRDÜGÜM; EVRIM TEORISI………..</a></li><li><a href="http://www.bilimarsivi.com/teknolojinin-en-hizlilari-belli-oldu/" rel="bookmark" class="crp_title">Teknolojinin en hızlıları belli oldu</a></li><li><a href="http://www.bilimarsivi.com/teknoloji-haberleri-organik-blog/" rel="bookmark" class="crp_title">Teknoloji haberleri-Organik blog</a></li><li><a href="http://www.bilimarsivi.com/problem-cozme-yontemi/" rel="bookmark" class="crp_title">PROBLEM ÇÖZME YÖNTEMİ</a></li><li><a href="http://www.bilimarsivi.com/atom-nedir/" rel="bookmark" class="crp_title">Atom Nedir</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bilimarsivi.com/insan-ve-teknoloji-iliskisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Zaman Yolculuğu Teknoloji `sine Doğru</title>
		<link>http://www.bilimarsivi.com/zaman-yolculugu-teknoloji-sine-dogru/</link>
		<comments>http://www.bilimarsivi.com/zaman-yolculugu-teknoloji-sine-dogru/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 09 Oct 2011 16:15:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Genel Bilim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bilimarsivi.com/?p=1628</guid>
		<description><![CDATA[Bu konuların araştırmasına girmiş arkadaşlar bilmeliler ki, çalışan bir Zaman Makinesi kavramını gündeme getirebilmek için, günümüz bilim konsepti içinde bahsi geçen Warp Drive (Warp Hızı=Işık hızının üstünde bir hız) anlayışının Wormhole (Solucan Deliği) anlayışıyla tek bir kuramsal zemin altında birleştirilmesi gerekir, ki böyle bir anlayışa geçmeden önce bilimin wormhole anlayışını tam olarak bilim konsepti içinde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu konuların araştırmasına girmiş arkadaşlar bilmeliler ki, çalışan bir Zaman Makinesi kavramını gündeme getirebilmek için, günümüz bilim konsepti içinde bahsi geçen Warp Drive (Warp Hızı=Işık hızının üstünde bir hız) anlayışının Wormhole (Solucan Deliği) anlayışıyla tek bir kuramsal zemin altında birleştirilmesi gerekir, ki böyle bir anlayışa geçmeden önce bilimin wormhole anlayışını tam olarak bilim konsepti içinde ifade edebilmesi gerekir. Böyle bir ifade ise genel göreceliksel alan kuramıyla Kuantum fiziğine ait alan kuramlarının birleştirilmesi ilkesine dayanır.<span id="more-1628"></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yani &#8220;Kuantum kütleçekim teorisi?&#8220; Peki dünya akademisyenlerinin öncelikli sorunu olan bu &#8220;kuantum kütle çekimi kuramı&#8220; nedir? Bunun en kısa ve basit ifadesi kuantumsal nitelikteki vakumsal enerji alanları düzeyinde enerjideki faz değişmeleri ile uzay/zaman metriğindeki bükülmeler arasında bir korelasyonu ifade eden bir denklem ortaya koyabilmek! Sorun şu ki, bilim adamları henüz zaman, yerçekimi, boyut, kütle ve enerji arasında ortak bir parametrik değişkeninin, enerjiye ait nasıl bir ölçümsel değere karşılık geleceğini bilemiyorlar.</p>
<p>Kimileri bu parametreyi bulmak için matematiksel orantı ve ilişkilendirimlerden yararlanarak sayısal bir değer, ya da ölçümsel bir nicelik bulmanın arayışı içindeler. Kimileri de, benim gibi, aradaki düşünsel adımları bir anda atlayarak, sezgileriyle bu noktaya ulaşmaya çalışmakta. Sezgilerimle geldiğim noktada bir parametrik değişken görüyorum, ama bunun aradığım şey olduğunu ispat edebilmem için deneysel bir sistemi kurgulamam gerekir. Sonuçta, tekrar başa dönecek olursak, eğer warp drive fiziğini ve wormhole fiziğini tek bir kuramsal çatı altında ele alacak olursak, karşımıza bir Vakum Fiziği (Vacuum Physics) anlayışı ortaya çıkacaktır. Yani, sonuç olarak, çalışan bir Zaman Makinesi, vakumsal enerji alanları içinde iş görmek zorundadır. Bir açıdan, bu aracın bu vakumsal enerji alanlarını etkileyerek, bu alanla etkileşerek bir zaman boyutundan diğerine kayarak-geçip gitmesini düşünmüş olmamız lazım. Zaman ve uzay boyutları dediğimiz şey, Zaman Dalgası Kuramı`ma göre dört boyutlu çerçeveye sahip elektromanyetik bir seraptan başka bir şey değildi ve kütle denen şey, bu alanın dahilinde olan şeydi.</p>
<p>Meseleyi kısaca toparlarsak, Warp Drive ve Wormhole kuramlarının bir araya geldiği Vakumsal enerji alanları düzeyinde karşımıza, Scalar elektromanyetik alanlar anlayışından, Tesla dalgalarına (Tesla Wave), ya da elektrogravitasyonel dalgalara dek uzanan vakumsal dalga yapılanması çıkmaktadır. Öyleyse, bizim zaman boyutumuzdan geçmişteki ve gelecekti bir zaman boyutuna <span style="color: #ff0000;"><strong>doğru</strong></span> bir pencere açmaktan, ya da bir koridor açmaktan söz edeceksek eğer [ya da sonuçta kendisi de dalgalardan yapılma yoğun bir enerji kürü olan ( madde yoğunlaşmış enerjidir-E = m.c2 ) maddesel zaman makinemizi, zaman boyutları içinde kaydıracaksak] , alanların karşılıklı rezonansı ve etkilişimine dayalı bir yöntemle, vakumsal düzeyde dalga etkileşimi modelleriyle çalışacak ve kendini hareket ettirecek bir Zaman Makinesi anlayışını gündeme getirmiş olmamız lazım.</p>
<p>Bugün için bir UFO Teknolojisi olarak adlandırdığımız Alcubierrenin Çekimsel Dalga Motorları, (Gravity Wave Amplifiers Motor), zamanda yolculuk teknolojilerine dair Kip Thorne `un kuramsal wormhole fikirleri, vakumsal enerji alanlarına dek uzanan bir çerçevede bizlere teleportasyonun, antigravitasyonel sistemlerin ve Free energy denen sıfır noktası enerjisinin (serbest enerji / bedava enerji) kapılarını aralamaktadır. Ayrıca tam bu noktada bize paralel bir düzlemde, bizimle birlikte titreşen başka boyutların varlığına dair de ciddi kuramsal düşünceler kendini göstermektedir.</p>
<p>Zamanda yolcuk dendiğinde spekülatif çerçevede hep söylenegelen klasik teknolojiler karşımıza çımaktadır. Bunlar Tesla bobini, Delta T anten sistemleri (Delta T antenna), Skaler dalga vericileri (Scalar Wave Transmitter), Zero Time Reference Generator (sıfır zaman Jeneratörü), Devirli manyetik etki alanları (Scalar EM Wave), Resonant Gravity Field Coil (Çekimsel rezonans alanı bobinleri), özel sarımlı bobin sistemleri (Caduceus Coil, Smith Coil, Tesla Coil), uçan elektrogravitik diskler, kristal prizma fiziği (Crystal prism Technic)&#8230;<acronym title="vBulletin">vb</acronym>. gibi bir çok teknik düzeneklerden ve sistemlerden bahsedilmektedir. Şimdi burada dikkatimi çeken ve tüm bu sözde sistemleri olası kılan şey, tüm bu teknik sistemlerin temel mantığının ZAMAN `ın bir DALGA YAPISI olduğu kuramına dayandırılmış olmasıdır. Tüm bu bilimsellik havası verilen spekülatif teknik sistemler, Zamanın Dalga Teorisi çerçevesinde anlam kazanmakta ve bir noktaya dek geçerlilik göstermektedir. Fakat speküle edilen bu teknik donanımların hatta, Philadelphia Deneyi ve Montauk Projesi teknolojisi bünyesinde ele alınan bu teknolojik bakış açısının, doğru ya da yanlış olduğu ayrıca tartışılabilir bir konudur.</p>
<p>Genel bir çerçevede zaman yolculuğu bünyesinde speküle edilen tüm bu kavramlar, zaten bilimsel düzeyde de incelenen ve araştırılan konulardır. Fakat akademik konsept çerçevesinde bu kavramlara ya da olgulara ilişkin olarak `zaman yolculuğu` gibi bir anlayışın gündeme gelmesi, ya da bu yönde teknik sistemlerin kurgulanması henüz söz konusu değildir.</p>
<div id="crp_related"><h2>Bu yazıya Benzer yazılar :</h2><ul><li><a href="http://www.bilimarsivi.com/zamanda-yolculuk-olasiligi/" rel="bookmark" class="crp_title">Zamanda yolculuk olasılığı</a></li><li><a href="http://www.bilimarsivi.com/james-clerk-maxwell-1831-1879/" rel="bookmark" class="crp_title">James Clerk Maxwell (1831-1879)</a></li><li><a href="http://www.bilimarsivi.com/zaman-makinesi-ne-kadar-yakin/" rel="bookmark" class="crp_title">Zaman Makinesi Ne Kadar Yakin?</a></li><li><a href="http://www.bilimarsivi.com/bohr-atom-modeli-2/" rel="bookmark" class="crp_title">BOHR ATOM MODELİ</a></li><li><a href="http://www.bilimarsivi.com/kara-delikler-einstein%e2%80%99i-hakli-cikardi/" rel="bookmark" class="crp_title">Kara delikler Einstein’ı haklı çıkardı</a></li><li><a href="http://www.bilimarsivi.com/zaman-ve-genel-gorecelik-kurami/" rel="bookmark" class="crp_title">Zaman ve Genel Görecelik Kuramı</a></li><li><a href="http://www.bilimarsivi.com/max-planck/" rel="bookmark" class="crp_title">Max Planck</a></li><li><a href="http://www.bilimarsivi.com/kutlecekim-sabiti-kuantum-kuramiyla-hesapland/" rel="bookmark" class="crp_title">Kütleçekim sabiti kuantum kuramıyla hesapland</a></li><li><a href="http://www.bilimarsivi.com/tum-alan-denklemi/" rel="bookmark" class="crp_title">Tüm alan denklemi</a></li><li><a href="http://www.bilimarsivi.com/kablosuz-internet-zararli-mi/" rel="bookmark" class="crp_title">Kablosuz internet zararlı mı</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bilimarsivi.com/zaman-yolculugu-teknoloji-sine-dogru/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tüm alan denklemi</title>
		<link>http://www.bilimarsivi.com/tum-alan-denklemi/</link>
		<comments>http://www.bilimarsivi.com/tum-alan-denklemi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 09 Oct 2011 16:02:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[tüm alan denklemi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bilimarsivi.com/?p=1618</guid>
		<description><![CDATA[TÜM ALAN” enerji, madde ve hiçlikten oluşan değerlerin bütünüdür. Einstein in kütlesel çekim alanından sonra tüm evreni saran kuantum alanı başlar; kuantum alanı enerjinin en küçük birimlerini yorumlar. peki kuantum alanın alt değerleri nelerdir? Bu sonsuza kadar devam edebilir mi acaba? Elbette enerjiyi parçalara ayırdığımızda duracağı bir nokta ve sınır vardır. O nokta hiçliktir. Enerjinin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>TÜM ALAN” enerji, madde ve hiçlikten oluşan değerlerin bütünüdür. Einstein in kütlesel çekim alanından sonra tüm evreni saran kuantum alanı başlar; kuantum alanı enerjinin en küçük birimlerini yorumlar. peki kuantum alanın alt değerleri nelerdir? Bu sonsuza kadar devam edebilir mi acaba? Elbette enerjiyi parçalara ayırdığımızda duracağı bir nokta ve sınır vardır. O nokta hiçliktir. Enerjinin en alt birimleri hiçlik sınırında “SENTEZ ÇİZGİ” den geçerler. ya hiçliğe doğru yada enerji ve madde evrenine doğru hareket ederler. sentez çizgi enerji ve hiçlikten oluşmuştur. <span id="more-1618"></span>Enerjinin bütünlüğünü kaybettiği ya da kazandığı yerdir. Sentez çizginin evrendeki yeri de kuantum alanının bittiği dış sınırdır. Özetle enerjiden oluşan tüm evrenin sınırlarını çevrelemiştir. Sentez çizgiden sonra hiçlik ve sonsuzluk başlar. Hiçlik ve sonsuzluk, sentez çizgi (üreteç) in tedarikçisidir. Sabit ve mutlak olan hiçlik ve sonsuzluktur. Evren geçicidir. evren yapılanırken izlediği tüm yolları, yok olacağı zamanda yapılandığı yolları geri izleyerek sonsuzluğa katılacaktır.<br />
Tüm evrende enerji ve madde zinciri vardır. Bu zincir hacimliliğin sonu olan ve sınırı olan evrenle başlar. Bunu süper galaksiler kümesi ve galaksi kümeleri takip eder, sonra galaksiler, sistemler, gezegenler, moleküller, atomlar, çekirdek, proton, guark, lepton, foton, tanecik ve sicimler, manyetik titreşim ve dalgalanma alanı ve en son bilinç alanı vardır. bu devamlılık bilmediğimiz farazi olarak enerjinin en alt birimlerine kadar devam eder.bu devamlılık sonsuzluğun sınırına kadar gelir. Bu sınır sentez çizgisi (üreteç)dir. Acaba evren bu sonsuzluğun ve hiçliğin içinde nasıl var oldu? Burada hiçlik,sentez çizgi ve enerji alanı ortaya çıkıyor. Tüm alanın mutlak üyesi sonsuzluk yani hiçlik kendi uzamında ilk olarak sentez çizgiyi yapılandırıyor; sıfır noktasında var olan sentez çizgi üretece ,sonsuzluk ve hiçlikten yoğun saf bir enerji geçişi başlıyor.<br />
Bu saf yoğun enerjiyle birlikte sentez çizgi(üreteç) bugün ki evren sınırlarından çok daha genişledi. Bu genişliliği böylede anlatabiliriz; eğer bugün ki evren sınırlarını 1 hidrojen atomunun çapına eş değer tutarsak ilk evredeki evreni de 1 hidrojen atomunun parçalanmasıyla ortaya çıkan enerjinin çapıyla eşdeğer tutmak gerekir. İlk evredeki bu yoğun saf enerjiyle atomun alt yapıları oluştukça enerji azalmaya başladı ve atomlar oluştuktan sonra evren sınırıyla evren arasındaki fark tam açıldı. Bu sırada atomların yapılandırdığı moleküller kütle çekimin etkisiyle yörüngelere oturmaya ve reaksiyonlar sonucu oluşan patlamalarla harekete geçmeye başladılar. Evren fiziki olarak ortaya çıkarken, bir yandan da durmayan devasa patlamaların etkisiyle kendi düzleminde harekete geçmeye başladı. ben bu patlamaların ilkine big bang diyorum. bu hareketlilik genişlemedir. 13.5 milyar yıl geçmesine rağmen hala genişlemeye devam ediyor. Peki bugün ki evrenin ortaya çıkmasında en büyük rolü oynayan sentez çizgi(üreteç)ne durumda? Durum şudur 13. 5 milyar yıldır daralan sentez çizgisi, genişleyen evrenle buluşmamıştır. Buluşma genişlemenin durması ve sıfır noktasına geri gelme durumudur. Peki bu sentez çizgisinin çevrelediği evren devasa sınırlarda iken neden birden boşaldı, neden sentez çizgi evreni sarma hareketi başlattı. Ya da devasa evreni dolduran yoğun saf enerji nereye gitti? İlk fotonların oluşması ile enerji yoğunluğu ve çapı yarı yarıya düştü. Fotonlar atomun alt evrelerini oluşturdu. Onlarda atomu, molekülleri ve maddeyi meydana getirdi. Yoğun enerji atomlarda kendini istifleyerek duran, bekleyen, donmuş enerji durumunu aldı. Duran donmuş bekleyen enerji “MADDE” dir. Madde enerjinin mekanıdır. sonsuzluk hiçlik içinde asılı duran evren, sonsuzluğun “AKIM TOPLARI” durumundadır. Sentez çizgi(üreteç) e bıraktığımız yerden devam edelim; tüm yönlerden daralmaya başlayın küçülen sentez çizgi evrenin merkezine doğru daralma hareketine başlamıştır. Geri dönüş başlayacak geri dönüşte dev kütlelerin birbirine çarpmasıyla yine ilk evre yoğunluğunda saf bir enerjiye ulaşılacaktır.<br />
Bu defa aklımıza evren bir döngünün içinde midir? sorusu takılabilir. Bana göre ikinci evrede yoğunlaşan saf enerji ilk oluşumdaki gibi maddeye dönüşe başlamayacaktır. Başlayacak olay enerjinin geldiği yolla sentez çizgisinden geri çekilmesidir. En son sentez çizgi yani üreteç sonsuzluğun içine çekilecektir. Evrenin var olma sebebi bilinç üstü sonsuzluk ve hiçliğin ince hesaplarında gizlidir. Bu hesap evrenin ömrünü tam bilemesek de, 50 milyar yıl (farazi ömür) enerji dondurulup bekletilecek gerektiği zamanda sonsuzluk bedenine geri çekilme hesabıdır. Bu hesapta, enerjiyi bir yerde istifleme sanatının sonuçları vardır; bu sonuçlar tüm canlıları, tüm varlıkları ve maddeyi en önemlisi onu sorgulayan aklı ortaya çıkarmıştır.<br />
Kuantum düşüncenin geldiği son nokta olan sicim kuramı bile, alt evreleri olan ve o alt evrelerden sonra mutlak sonsuzluğa bağlı bir durumdur. Yalnız sicim bağcıklar değil de, boyutsuz noktalar evrenin işleyişine, düzenine ve atomik yapısına daha yakındır. Sonsuzluktan sentez çizgiyi geçip kuantum alana giriş yapan boyutsuz noktaların alt evreleri de vardır. Bu duruma göre:<br />
-mutlak olan sonsuzluk hiçliktir.<br />
-geçici olan evren ve onun tüm değerleridir.<br />
H=HİÇLİK(SONSUZLUK)<br />
S=SENTEZ ÇİZGİ(ÜRETEÇ)<br />
K1=KUANTUM ALAN<br />
K2=KÜTLE ÇEKİM ALANI<br />
E=EVREN<br />
En=ENERJİ<br />
H=S=K1 +K2=E &gt;TÜM ALAN DENKLEMİ<br />
K1+K2=En&gt;TOPLAM ENERJİ VE MADDE EVRENİ ( son sayfada şekilsel tüm alan ve şema tüm alan vardır.)<br />
(k1+k2) evrenin madde ve enerji boyutunu (S) geçiş çizgisi ve üreteci ise (S) nin dayanağını oluşturuyor. zaman nin (E) ye tanıdığı vade içindeki tüm devinim ve hareketliliğin genel adıdır.<br />
Sonsuzluğun hiçliğin mutlak olduğunu sentez çizgisi üretecinin tedarikçisi olduğunu söylemiştim. Sonsuzluk enerjiden var olmadı, enerji sonsuzluğun hiçliğin içinde onun kural ve düzenine uygun olarak yapılanıp var oldu.sonsuzluk olmadan enerji olamaz ama enerji olmadan sonsuzluk devamlı vardır. Sonsuzluğun olmadığı yerde madde ve enerji olamaz. Çünkü üreten yapılandıran ve mekan olan hiçlik ve sonsuzluktur.</p>
<p>-SONSUZLUK HİÇLİĞİN YAPISI-<br />
1)hiçbir kütle çekim alanı yoktur.<br />
2)hiçbir madde ve alt yapısı yoktur.<br />
3)hiçbir enerji alanı ve parçacığı yoktur.<br />
4)hiçbir yaşamsal iz ve faaliyeti yoktur.<br />
5)başı, sonu, altı, üstü, sağ, sol, yan ve yön yoktur.<br />
6)algılayabileceğimiz kavramlarla, algılayamadığımız alandır;<br />
Sonsuzluğun yapı ve düzenini hiçbir bilinç açıklayamaz düzeni hiçbir meteryalle ölçülemez. “BİLİNÇ ÜSTÜ” yapıdır.<br />
-SONSUZLUĞUN HİÇLİĞİN ÖZELLİKLERİ-<br />
1)sonsuzluk, sentez çizgisini üretebilen mekandır.<br />
2)sentez çizgisine (üreteç)e tedarikçilik eden mekan dır.<br />
3)sonsuzluk, evreni yapılandıran mekan dır.<br />
4)sonsuzluk, evren veya evrenlere mekan olan mekandır.<br />
5)yapılandırdığı evren veya evrenleri yapılandırırken, izlediği tüm yolları geri takip ettirerek sonlandıran mekan dır.<br />
-SONSUZLUK HİÇLİĞİN ETKİNLİKLERİ-<br />
1)içinde gezegenimizin, galaksimizin ve yaklaşık 100 milyar galaksiyi barındıran evrenimiz.<br />
nin (E)ye tanıdığı vade, veya var oluşla yok oluş arasındaki süre zamandır. Başı ve sonu olan evrenin içinde olan her olgunun, her yaratılışın başı ve sonu olacaktır; çünkü tüm olgu ve yaratılışlar özüne sadık şekilde yapılanmıştır.<br />
Evren-ömür zamanın ta kendisidir. Evrende ne hızla gidilirse gidilsin, hareket edip ışık hızını yakalamak ya da gelecekte ışık hızını geçecek araçlar yapmak, evren-ömür saatini farklı algılamamıza sebep olmayacaktır. Zaman ayrılmaz, bölünmez, parçalanmaz bir bütündür; başı ve sonu olan evren içindeki hareketliliğin toplamıdır. 45 yıl gidilecek bir yolu, ışık hızıyla 5,5 yıla düşürmek başlangıçla varış arasında evren saatini bir saniye bile sekteye uğratmayacaktır. Çok aşırı hızdan dolayı araçta ve aletlerde ısınma mekaniklerde durgunluk oluşabilir. Bu durumlar hızlılığın farazi araç üzerindeki etkileridir. Başlangıçla varış arasındaki ölçülebilen iki saatte bir salise bile fark yaratmayacaktır. fark hızla, tüketilen enerjiyle ve aracın içindeki kişinin hızdan etkilenip insani algılamalarının farklılaşmasıyla ilgilidir. Işık hızına ulaşmak başka bir boyuta geçmeyi sağlıyorsa maddenin temeli olan enerjinin bir çeşidi olan ışıkta zamanda yolculuk edebilir demektir. Ama bu imkansız dır. eğer böyle bir şey olabilseydi evrende hiçbir ışık yol alamaz ve ışıma olmazdı. Sadece karanlıktan ibaret bir evren olurdu. Bunun anlamı şu; ışık, ışık hızını yakalıyorsa çok küçük fark ve denkliklerle her ışık başladığı noktada başka zaman boyutlarına geçiş yapardı ama zaman parçalanıp bölünmediği için böyle bir şey yoktur. Evrenin saati her yerde aynı işlemektedir. 10 milyar ışık yılı uzaktan bize ulaşan ışık ile aramızdaki fark uzaklıktır çıkış ve varış noktasını saatlerinde bir farklılık olmaz.<br />
SONUÇ OLARAK<br />
……………………………………………………………………………………………………………………… ………….<br />
1-sonsuzluk, algılayabildiğimiz kavramlarla, algılayamadığımız “BİLİNÇ ÜSTÜ ALANDIR”.<br />
2-fiziksel evren, etki alanı ve bilinç alanı sonsuzluk içindedir.<br />
3-enerji ve maddeyi sonsuzluk bedeninden var etmiştir. Nasıl mı?<br />
Algılayamadığımız kavram ve değerlerle.<br />
4-sonsuzluk hiçlik başı ve sonu olmasa bile algılayamadığımız kavramlarla oluşmuş olsa bile, bir alandır.<br />
5-sonsuzluk hiçlik alanı, evrenin bilinç alanı, etki alanı ve evrenle bir bütündür;bu bütün “TÜM ALANDIR”.<br />
H=S=K1+K2=E dir.<br />
6-bilinç alanı, etki alanı ve evren sonsuzluğun enerji depolama alanıdır. K1+K2=En dir.<br />
7-sonsuzluk hiçlik sentez çizgisi (üreteç) ile varlık alanına giriş yapar,bu giriş saf enerjiyle olur.<br />
8-evrenin ilk oluşumunda yoğun saf enerjiyle maksimum genişleyen sentez çizgi, oluştuğu sıfır noktaya doğru küçülmektedir. İlk patlama ve reaksiyonların etkisiyle genişleyen evren, sentez çizginin daralmasıyla genişlemeyi durdurup, geri dönüşü ve içe çöküşü başlatacaktır.<br />
9-geri dönüş tamamlandığında çarpma ve parçalanmanın etkisiyle ortaya çıkacak saf enerji yine sentez çizgiyi maksimum boyutta büyütecektir.<br />
10-bundan sonra saf enerjiye dönüşen evren yine yapılanıp kütle çekim alanını oluşturmayacaktır. Evren misyonunu tamamlamış, enerjiyi 50 milyar yıl (farazi ömür) bedeninde tutmuş ve bu enerjiyi aldığı yere aktaracaktır.<br />
11-sentez çizgi küçülüp, ilk evredeki sıfır noktasına kadar gelip sonsuzluğa gömülecektir.<br />
12-Evren sonsuzluğun edinimidir, iktisabıdır. Bu edinim enerjinin toplanıp, bekletilip sonsuzluğa geri dönüş hesabıdır.<br />
13-Madde ya vardır ya da yoktur. Buna göre üçüncü şıkta madde geçiştedir. Madde geçişi de kendi arasında ikiye ayrılır. A)sonsuzluktan evrene geçen<br />
B) evrenden sonsuzluğa geçen<br />
14-var oluş ile yok oluş arasındaki fark zamandır. Tüm hareketliliğin evren-ömür içinde yorumlanmasıdır. Geçici varlık olan evrenin ömrünün adı “ZAMAN” dır. Evrenin her yerinde çalışan evren saati hiçbir yerde, hiçbir şekilde ne bölünme ne parçalanma nede ayrılma gösterm<!--more--><!--more-->ez.</p>
<div id="crp_related"><h2>Bu yazıya Benzer yazılar :</h2><ul><li><a href="http://www.bilimarsivi.com/farabi/" rel="bookmark" class="crp_title">Farabi</a></li><li><a href="http://www.bilimarsivi.com/137-milyar-yasinda-yildiz/" rel="bookmark" class="crp_title">13.7 milyar yaşında yıldız</a></li><li><a href="http://www.bilimarsivi.com/karanlik-maddenin-izi-bulunmus-olabilir-mi/" rel="bookmark" class="crp_title">Karanlık maddenin izi bulunmuş olabilir mi?</a></li><li><a href="http://www.bilimarsivi.com/ruslar-5-boyutu-arastiracak/" rel="bookmark" class="crp_title">Ruslar 5. boyutu araştıracak</a></li><li><a href="http://www.bilimarsivi.com/evren-ve-uzay/" rel="bookmark" class="crp_title">Evren Ve Uzay</a></li><li><a href="http://www.bilimarsivi.com/georg-wilhelm-friedrich-hegel/" rel="bookmark" class="crp_title">Georg Wilhelm Friedrich Hegel</a></li><li><a href="http://www.bilimarsivi.com/bohr-atom-modeli-2/" rel="bookmark" class="crp_title">BOHR ATOM MODELİ</a></li><li><a href="http://www.bilimarsivi.com/herakleitos/" rel="bookmark" class="crp_title">Herakleitos</a></li><li><a href="http://www.bilimarsivi.com/rasyonalizm-nedir/" rel="bookmark" class="crp_title">Rasyonalizm Nedir?</a></li><li><a href="http://www.bilimarsivi.com/termonukleer-enerji/" rel="bookmark" class="crp_title">Termonükleer Enerji</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bilimarsivi.com/tum-alan-denklemi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Epilepsi (Sara) Nedir ?</title>
		<link>http://www.bilimarsivi.com/epilepsi-sara-nedir/</link>
		<comments>http://www.bilimarsivi.com/epilepsi-sara-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 15 Aug 2011 18:48:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Genel Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[bilimsel makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[biyolojik makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[epilepsi nedir]]></category>
		<category><![CDATA[sara hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[sara nedir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bilimarsivi.com/?p=1529</guid>
		<description><![CDATA[Çocuğunuzda bir ya da birkaç kez bayılma, morarma, sıçrama, çırpınma, anlamsız bakma, dalma veya size olağandışı gelen benzeri bir rahatsızlık durumu olabilir ve bir süre sonra tamamen düzelebilir. Danışman olarak önce aile büyüklerine başvurulduğunda, sevilen toruna &#8220;hasta&#8221; damgasının vurulmaması için ve bu geçici rahatsızlıktan çocukta gözle görülür hiçbir iz de kalmadığından doktora gidilmesi gereksiz görülebilir. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Çocuğunuzda bir ya da birkaç kez bayılma, morarma, sıçrama, çırpınma, anlamsız bakma, dalma veya size olağandışı gelen benzeri bir rahatsızlık durumu olabilir ve bir süre sonra tamamen düzelebilir. Danışman olarak önce aile büyüklerine başvurulduğunda, sevilen toruna &#8220;hasta&#8221; damgasının vurulmaması için ve bu geçici rahatsızlıktan çocukta gözle görülür hiçbir iz de kalmadığından doktora gidilmesi gereksiz görülebilir. Bu bir hatadır ve erken tanıyı geciktirir.<span id="more-1529"></span></p>
<p>Çocuğunuzun doktoruna mutlaka zaman geçirmeden başvurmalı ve gerekli tetkikleri mutlaka başlatmalısınız. Bu yazıda çocuğunuzun özel durumunun teşhisi ve tedavisi yoktur. Burada doktorunuza giderken daha bilgili olmanızı sağlayacak genel bilgilere, yaşadığınız olayla ilgili hissettiklerinize, aklınıza takılan ve doktorunuza sormayı unuttuğunuz bazı konulara yer verilecektir.</p>
<p>Konu hakkında doğru bilginiz ne kadar fazla olursa çocuğunuza yardım etme imkanınız da o kadar artacaktır. Çocuğunuzun iyiliği için profesyonel yardım ve tıbbi tedavi tabi ki gerekmektedir. Ama siz, tedavideki en önemli kişilersiniz. Çünkü çocuğunuzun ileride kendine güvenen ve bağımsız bir erişkin olması için gereken sevgi ve anlayışı ona sadece sizler verebilirsiniz.</p>
<p>Epilepsi Nedir?<br />
Doktorunuz çocuğunuzda mevcut nöbet ya da nöbetlerin &#8220;epilepsi&#8221; nöbeti olduğunu söylerse ilk sorunuz epilepsinin ne anlama geldiği olacaktır. Bu sözcük halk arasında &#8220;sara&#8221; adıyla tanınır. Epilepsinin ne olduğunu anlayabilmek için beyni bir bilgisayar gibi düşünmekte yarar vardır. Beyin hücreleri de bilgisayar parçaları gibi birbirleri ile bağlantılıdır ve haberleşmek için küçük elektriksel uyaranlar kullanırlar. Bazen beyinde normal olmayan bir elektriksel aktivite oluşur ve bu olay çocuğun nöbet geçirmesine neden olur.</p>
<p>Bu olay belirli aralarla tekrarlanırsa o kişi de epilepsi var demektir. O halde nöbet, beynin kuvvetli ve hızlı bir elektrik akımı ile kaplanması sonucu oluşan kısa ve geçici bir durumdur, ruh ya da akıl hastalığı değildir ve bazı nadir durumlar dışında zeka geriliğine yol açmaz.</p>
<p>Epilepsiye yol açabilen nedenler<br />
Çoğunlukla epilepsinin bir açıklamasının bulunamaz. Çocuklarda epilepsiye en sık yol açan nedenlerişöyle özetleyebiliriz.</p>
<p>Doğuştan gelen hastalıklar: Kromozom hastalıkları, yapım maddeleri ile ilgili değişiklikler içeren metabolik hastalıklar, bazı enzim eksiklikleri gibi doğuştan gelen nedenler.<br />
Gebelikte bebeğin beyin gelişimini etkileyen mikrobik hastalıklar, annenin ilaç ve alkol alımı.<br />
Doğum sırasında meydana gelebilecek beyin zedelenmesi, kanaması ve beynin oksijensiz kalması.<br />
Doğum sonrası menenjit, beyin iltihabı.<br />
Kazalara bağlı beyin zedelenmesi.<br />
Beyin tümörleri.<br />
Uzun süren ateşli havaleler.</p>
<p>Bazen nöbetler, olaydan yıllar sonra ortaya çıkabilir. Bir çok vakada da nöbetlerin nedenlerini en modern araştırma yöntemleri ile dahi bulabilmek mümkün olmayabilir.</p>
<p>Epilepsi çocuğunuza sizden mi geçmiştir?<br />
Bir çocuğunuz daha olursa onda da epilepsi gelişme ihtimali var mıdır? Her iki soruya da verilebilecek cevap büyük oranda hayır olacaktır. Ancak hem anne hem de babanın ailesinde epilepsi olduğuna dair bulgu, ya da tek bir tarafta epilepsi hikayesi ile birlikte anne-baba akrabalığı varsa ve özel bazı epilepsi türlerine sahiplerse kalıtımın rolü olduğu söylenebilir. Bu konuda her hastanın kendi içinde değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu yüzden bu konuda daha fazla bilgi almak için doktorunuzla görüşmeniz tavsiye edilir.</p>
<p>Epilepsi nöbetleri nasıldır?<br />
Elektriksel bozukluk eğer beynin sadece bir kısmını etkilerse &#8220;parsiyel nöbet&#8221; dediğimiz nöbet tipi oluşur. Parsiyel nöbetlerin en sık görülen türü şuur kaybı ile birlikte olan &#8220;kompleks parsiyel&#8221; nöbetlerdir. Kişi sersemlemiş ve şaşkın bir haldedir, gözlerinin önünde benekler görebilir, kulakları çınlayabilir, mide bulantısı olabilir, elbiselerini çekiştirebilir, ellerini kollarını anlamsızca oynatır ve yaptıklarının farkında değildir. Genellikle nöbet geçtikten sonra da olanları hatırlamaz.</p>
<p>Başka bir parsiyel nöbette belli bir kas grubunu (örn: bir kolu veya yüz yarısını) kontrol eden beyin bölgesinin etkilenmesi ile olur. Nöbet esnasında sadece o kas grubu etkilenir ve kontrol edilemeyen hareketler yapmaya başlar, bu olaydan başka hiçbir kas grubu etkilenmez ve şuur kaybolmaz (basit parsiyel, fokal motor nöbetler).</p>
<p>Bütün beyin etkilendiğinde ise sonuç jeneralize nöbettir. Jeneralize nöbetin bir çeşidi jeneralize tonik-klonik nöbettir (grand-mal). Grand-mal nöbet geçiren bir kimse aniden şuurunu kaybeder ve yere düşer, kasları kasılır sonrada bütün vücudu sarsılmaya başlar, ağzından köpük gelebilir, dilini ısırabilir, idrar ve kakasını kaçırabilir, dudaklarında, yüzünde, ellerinde morarma olabilir. 1-5 dakika sonra çırpınma hareketi durur, arkadan bazen uyuklama veya yorgunluk dönemi başlar, bundan sonra kalkıp daha önce yaptığı işine devam eder.</p>
<p>Başka bir jeneralize nöbet tipi dalma (absans, petit-mal) nöbeti olarak bilinenidir. Bu nöbet o kadar kısadır ki, hissedilmeden geçebilir. Absans nöbeti geçirenler hayal kuruyormuşcasına çevrelerine birkaç saniye anlamsız gözlerle baktıktan sonra yaptıkları işlerine devam ederler. El kol hareketi yoktur, kişi kısa bir zaman için şuurunu yitirmiştir. Tedavisiz kalırsa bir gün içinde defalarca tekrarlayabilir. Bu tip nöbetler çok kısa süreli olduğundan aile tarafından pek önemsenmeyebilir veya farkedilmeyebilir.</p>
<p>Nöbetlerin peşpeşe gelmeleri haline &#8220;status epileptikus&#8221; denir. Hayati tehlikesi olan bu durumda hastanın acilen hastaneye kaldırılması gerekir.</p>
<p>Her epilepsi nöbetinde şuur kaybı olmayabilir. Bazı nöbetler de sadece uykuda görülebilir. Burada anlatılanlar en sık görülen nöbet tipleridir. Epilepsinin başka tipleri de vardır.</p>
<p>Hastalığın teşhisi<br />
En ideali hastanın nöbetini doktorun görmesidir. Ancak çoğunlukla bu mümkün olamaz, bu nedenle doktorunuz önce nöbeti gören kişiler ve anne-babadan nöbetin başlangıcı, sıklığı ve özellikleri hakkında ayrıntılı bilgi alır. Ayrıca gebelik, doğum, çocuğun gelişimi ve diğer aile bireylerinde nöbet olup olmadığı konusunda bilgi isteyecektir. Ayrıntılı bir nörolojik muayeneden sonra bazı laboratuvar tetkiklerine ihtiyaç doğabilir. Bunların başında elektroensefalografi (EEG) gelir. Bunun yanısıra beyin tomografisi (CT), manyetik rezonans (MRI), uzun süreli EEG-video monitorizasyon ve çeşitli biyokimyasal ve metabolik tetkikler (kanda, idrarda ve beyin-omurilik sıvısında) gerekli olabilir. Bu tetkiklerin hiçbirisinin hasta açısından önemli bir tehlikesi yoktur. Aksine bu nöbetlerin nedenini bulmak, epileptik olmayan diğer bazı nöbetlerden ayırdedebilmek için gereklidir.</p>
<p>Doktorunuz epilepsi teşhisini kesin bazı deliller olmadan koymaz. Uzun süreli en az 4-5 yıllık, belki de ömür boyu sürecek ciddi ve zahmetli bir tedaviyi gerektirdiğinden teşhisi koyarken çok dikkatli davranmalıdır. Bu aşamada doktor aile işbirliğinin çok büyük önemi vardır.</p>
<p>Nöbet anında yapılması ve yapılmaması gerekenlere ilişkin bazı basit kurallar<br />
Büyük bayılma şeklinde nöbet geçirmekte olan çocuğunuza yapılacak şey onu olabilecek zararlardan korumak ile sınırlıdır.<br />
Sakin olun, çocuğun yanından ayrılmayın, yardım gerekiyorsa bir başkasını bu işle görevlendirin.<br />
Çocuğu yere yatırın, etrafındaki sivri maddeleri ortadan kaldırın.<br />
Çocuğu yan döndürüp tükrüğünün dışarı akması ve daha rahat nefes alıp vermesi için başını hafif yana arkaya eğin.<br />
Elbiselerini gevşetin, şayet takıyorsa gözlüklerini çıkartın, hastanın dilini ısırmasını engellemek amacıyla elle veya bir cisimle çeneyi açmaya çalışmayın, ağzına hiçbir şey koymayın. Ancak ağızdaki yiyecek maddelerinin çıkartılması yararlı olur.<br />
Üzerine su dökmeyin, zorla nefes aldırmaya çalışmayın, çocuğu sallayarak ya da yüzüne vurarak, bazı maddeler koklatarak uyandırmaya çalışmayın.<br />
Nöbet esnasında ilaç vermeye çalışmayın, doktorunuzun önerileri dışında kendi kendinize nöbetin geçmesine yönelik hiçbir şey yapmayın.<br />
Unutmayın ki nöbet sonrasında çocuk yorgun, ne yaptığını bilmez haldedir, bu aşamada elinizden geldiğince sakin bir şekilde teskin ederek bu durumun düzelmesini bekleyin, güven verici olun.<br />
Nöbetler hakkında verebileceğiniz tüm bilgiler hem çocuğunuza, hem de doktorunuza yardımcı olacağından dikkatli bir gözlem daha sonra doktorunuzun sorularını cevaplamada çok işe yarayacaktır.<br />
Akıllıca gözlemek akılsızca müdahele etmekten daha yararlı olacaktır.<br />
Nöbet 10 dakikadan uzun sürerse ya da kısa bir süre sonra tekrarlarsa doktorunuza haber verip tavsiyelerine uyun ya da en yakın sağlık merkezine başvurun.<br />
Unutulmamalıdır ki tehlikeli görünümüne rağmen epilepsi nöbeti öldürücü değildir.</p>
<p>Epilepsi tedavi edilmeli mi?<br />
Epilepsi, mutlaka doktora başvurulmasını ve doktorun gerekli gördüğü sürece kontrol altında kalınmasını gerektiren bir hastalıktır. Bu epilepsinin ömür boyu devam edeceği şeklinde algılanmamalıdır. Epilepsinin bazı türleri hasta belli yaşlara geldiğinde kendiliğinden tamamen düzelebilirler ve bunlarda ilaç tedavisine gerek duyulmabilir, ancak bu kararı doktor vermelidir. Ülkemizde maalesef epilepsi hastalığı doktor olmayan kişiler tarafından tedavi edilmeye çalışılmaktadır.<br />
Nöbetlerin tekrarlaması ve status epileptikus hali, beyinde oksijensiz kalmaya bağlı bazı etkilere yol açabilir ve her nöbet bir sonra kinin ortaya çıkmasını kolaylaştırabilir. Tedavisiz kalan küçük nöbet türlerinin bir süre sonra büyük nöbetlere dönüşmesi olasıdır ve nöbet geçirme anında hastanın maruz kalabileceği tehlikeler vardır. Bunlar, merdivenden düşme, kişi sokakta ise trafik kazası, suda boğulma, vb.dir. Yukarıda sayılan tüm bu nedenlerle epilepsi mutlaka müdahale edilmesi gereken bir durumdur.<br />
Epilepsinin en önemli tedavi şekli ilaç tedavisidir. Epilepside kullanılan ilaçlar beyin hücrelerinin aşırı uyarılma durumunu baskılayarak nöbetlerin oluşunu engeller. Epilepsi ilaçları hergün, önerilen dozda ve saatlerde çok düzgün bir şekilde kullanılmalıdır. Anne-babaların sık yaptıkları yanlışlıklar; *örneğin sabah dozu unutulduğunda akşam her iki dozun birlikte verilmesi veya *dozların çok dakik verilebilmesi amacıyla çocuğun uyku düzeninin bozulması gibidir. Bu uygulamalar hastaya yarar sağlamaz. İlacın veriliş saatlerinde yapılacak 30-60 dakikalık oynamaların zararı yoktur.<br />
Doktorunuz çocuğun yaşını, kilosunu, nöbet tipini göz önüne alarak ilaçları seçmiştir. İlaçları düzenli ve doktorunuzun tarif ettiği gibi kullanmanız çok önemlidir. Kullanılan bu ilaçların hastalığı tamamiyle geçirmediğini, ancak nöbet gelmemesini sağladığını ya da sayısını azalttığını bilmelisiniz. Bu nedenle aylardır nöbet olmuyor diye ilaç miktarını azaltmamalı ya da çocuğunuza vermekten vazgeçmemelisiniz. İlacın ne zaman kesileceğini ya da değiştirileceğini ancak doktorunuz bilir. Bazen kullanılan tek bir ilaç nöbeti kontrol altına alamayabilir. O zaman doktorunuz ikinci, bazen de üçüncü ilaç ilave edecektir. Çocuğunuzun geçirdiği nöbetlerle ve aldığı ilaçlarla ilgili kayıt tutarak doktorunuza yardımcı olabilirsiniz.</p>
<p>Epilepsi tedavisinin düzgün bir biçimde sürdürülmesi halinde de nöbetler devam edebilir. Tıbbın dev adımlarla ilerlediği dünyamızda hiçbir hekim epilepsili bir çocuğun anne-babasına tedavi ile nöbetlerin %100 kaybolacağını garanti edemez. Nitekim dünya istatistiklerine bakılacak olursa uygun tedavi şartlarında hastaların %60&#8242;ında nöbetlerin tümüyle ortadan kalktığı, %20&#8242;sinde tüm tedavi seçeneklerine rağmen nöbetlerin devam ettiği görülmektedir. Anne babanın hiç aklından çıkarmamaları gereken bir nokta, epilepsi çağdaş tıbbi tedavi yöntemleriyle yeterince kontrol altına alınamıyorsa orta çağın büyücülük yöntemleriyle hiç durdurulamaz.</p>
<p>Halen ilaçla tedaviye cevap vermeyen belli epilepsi türlerinde ülkemizde cerrahi tedavi olanakları geliştirilmektedir.</p>
<p>Epilepsi tedavisinde kullanılan ilaçların yan etkileri var mıdır?<br />
Evet, hastalıkların tedavisinde kullanılan tüm ilaçların olduğu gibi epilepsi tedavisinde kullanılan ilaçların da (özellikle uygun kullanılmadıkları zaman) hastada bazı yan etkileri olabilir. Unutulmamalıdır ki doktorunuz çocuğunuzun tedavi şemasını düzenlerken uygun gördüğü ilaçların yan etkilerini en az düzeye indirecek şekilde belirler.</p>
<p>Bazı epilepsi ilaçları tedavinin başlangıcında uyku hali, sersemlik, dengesizlik, ciltte döküntüler gibi yan etkilere neden olabilir. Doktorunuz bu tür yan etkilerin görülmememesi için ilaçları küçük dozlarda kullanmaya başlayarak zaman içinde doz artırmayı tercih edecektir. Bazen de tedavinin ilerleyen yıllarında iştah artışı, şişmanlama, saç dökülmesi, diş etlerinde kabarma, aşırı hareketlilik, kıllanma vb. gibi yan etkiler görülebilir. Doktorunuz, kullanılan ilacın çocuğunuzda yarattığı yan etkileri ve onun epileptik nöbetler üzerindeki etkisini yakından ve bilinçli olarak izleyen kişi olduğundan uygun aralıklarla muayene ve gerekli laboratuvar tetkikleri ile çocuğunuzu koruyacak önlemleri alacaktır. Bu durum &#8220;komşu çocuğuna iyi gelen ilacın&#8221; sizin çocuğunuz için kullanılmaması gerekliliğini anlatan en önemli sebeplerden biridir.</p>
<p>Epilepsi tamamen geçer mi?<br />
Bu soruya kesin bir cevap vermek imkansızdır. Çoğu vakada bu durum ergenlik çağına gelindiğinde geçebilir. Diğer vakalarda ise nöbetler maalesef hayat boyu sürer. Her bir birey için gelecekteki durumu şimdiden tahmin etmek mümkün değildir. Eğer çocuğunuzda nöbetler arka arkaya 2-4 yıl görülmezse, doktorunuz yapacağı genel bir durum değerlendirilmesinden sonra vereceği kararla ilacı 6-8 ay gibi uzun bir sürede kesebilir. Böylece olayın tekrarlanıp tekrarlanmayacağı beklenebilir. Nöbetler tekrarlamayabilir, ancak tekrarladıkları takdirde yeniden ilaç tedavisine geçilecektir.</p>
<p>Epilepsi çocuğun hayatını etkiler mi?<br />
Epilepsi kesinlikle utanılacak bir hastalık olmadığından çocuğunuzla çok sık görüşen ya da birlikte vakit geçiren insanların durumu bilmelerinde hiç bir sakınca yoktur. Önemli olan çocuğunuzun epileptik olması dışında hiçbir farkın bulunmadığının bilinmesidir. Çocuğunuzun sorumluluğunu sizlerle birlikte paylaşan öğretmeni, okul hemşiresi, servis sürücüsü, antrenörü vb. gibi büyüklerin ve çok yakın bazı arkadaşlarının da epilepsi konusunda hiç olmazsa genel bir bilgiye sahip olmaları gerekir. Ne olup bittiğini bilmeyen kişiler böyle bir nöbeti seyretmekle korkabilir ve çocuğunuza yardım edemeyebilirler.</p>
<p>Öncelikle vurgulanması gereken nokta epilepsinin ruh ve akıl hastalığı ile hiçbir ilgisi olmadığıdır. Epilepsili çocukların çoğu normal zekaya sahiptir. Bazıları okulda ortalamanın üzerine bile çıkarlar. Epilepsinin ağır beyin hasarı ile birlikte olduğu bazı durumlarda (%20) zihinsel gelişme bozulabilir.<br />
Epilepsinin çocuğunuzun hayatını bazı konularda etkileyeceğini kabul etmelisiniz. Pilot olamaz, yükseklerde çalışamaz ama üniversite dahil olmak üzere istediği okula gidebilir. Doktor, avukat, iş adamı, profesyonel sporcu, balerin, fizikçi olmaması için hiçbir neden yoktur. Epileptik insanlar evlenebilir, çocuk sahibi olabilir ve normal bir hayat yaşayabilir. Gerçekten çocuğunuzun yapamayacağı çok az şey vardır.</p>
<p>Dünyanın tarihi gidişini değiştiren nice ünlü insan epileptikti. Örneğin Julius Sezar, Büyük İskender, Napoleon Bonaparte gibi generallerin bu tür kişilerden olduğuna inanırmıydınız? Bu kişiler o dönemde günümüzün tıbbi bilgilerine sahip olunmamasına rağmen pek çok iş başarmışlardır. Ayrıca Dostoyevski, Gustave Flaubert ve Dante gibi büyük yazarlar, adına ödüller verilen Alfred Nobel, Tchaikovsky, Van Gogh, Buddha ve St. Paul de epileptikti.</p>
<p>Dikkat edilmesi gereken hususlar var mı?<br />
Epilepsili çocuğunuzun da herkes gibi dengeli beslenmeye gereksinimi vardır. Hastalığından dolayı fazladan vitamin ve mineraller almasına gerek yoktur. Kolalı ve alkollü içecekler, çikolata, boyalı şekerlemeler, çay, kahve aşırı miktarda alınmamalıdır. Işığa duyarlı epilepsi türlerinde çocukların çok yakın mesafeden karanlık odada televizyon seyretmesi, bilgisayar oyunları ile uzun süreli oynaması engellenmelidir. Diğer epilepsi türlerinde böyle bir kısıtlamaya gerek yoktur. Ayrıca aşırı uykusuzluk, ateşli hastalıklar, güneş altında uzun süre kalmak, uzun süren açlık ve kafaya gelebilecek darbeler gibi bazı durumlar nöbetin ortaya çıkmasını kolaylaştırabilir. Bunlardan kaçınılmalıdır.</p>
<p>Spor yapabilir mi?<br />
Çocuğunuzun pozitif tarafının belirgin olmasına gayret ediniz. Her insanın bir kuvvetli tarafı vardır. Çocuğunuzun o tarafını geliştirirseniz kendine güveni artar. Sporda, müzikte, resim çizmede ve benzer konularda yeteneği varsa, özendirilmelidir. Hastalığı bahane ederek, çocuğunuzun yapabileceği sporları ve işleri ihmal etmesine müsade etmeyiniz. Düzenli fizik faaliyet herkes için yararlıdır. Gerçekten de epilepsili hastalar spor faaliyetlerine katıldıkları zaman kendilerini daha iyi hissettiklerini ve daha az sayıda nöbet geçirdiklerini söylemektedir. Spor faaliyetlerine katılmakla sağlanan faydanın, yine aynı nedenle ortaya çıkabilecek tehlikelerden kat kat üstün olduğu açıktır.<br />
Tehlike herkesin hayatında şu veya bu zamanda mevcuttur. Bu tehlike epilepsi hastasında zaman zaman sıradan bir hastanınkinden daha fazla olabilir ama, hastanın normal hayattaki faaliyetlere katılmasıyla sağlanacak fayda bu tehlikenin göze alınmasına yol açacak kadar fazladır. Özellikle çocuklarda olmak üzere hastanın diğer insanlarla karşılıklı ilişkiler kurması ve onların yaptıklarını yapması, onun diğerlerine ihtiyacı olmayan, üretken bir büyük olması yolunda atılacak çok önemli bir adımdır. Nöbetleri kontrol altındaki çocuklar gerekli, mantıklı önlemler alındığı takdirde spor yapabilirler. Aletli jimnastik, ağır fiziksel efora yol açan aktiviteler ve sık kafa darbelerine açık olan sporlar epilepsisi olan çocuklarda tercih edilmemelidir. Bisiklete trafiğin yoğun olmadığı alanlarda, mutlaka kask takarak binmelidir. Yüzme ve sörf türü sporlar ancak çocuğun durumunu bilen bir erişkinin gözetiminde yapılmalıdır. Tenis ve futbol, tramplen atlamadan daha güvenli sporlardır.<br />
Araba kullanabilir mi?<br />
Epilepsililerin trafik kazası yapma ihtimali az da olsa diğer normal sürücülerden fazladır. Ancak bu risk diabet gibi kronik hastalığı olanlardan daha fazla değildir. Amerika&#8217;da yapılan bir çalışmaya göre epilepsili sürücülerin sebep olduğu trafik kazalarının %27 sinin nöbetlerden ileri geldiği, geri kalan kazaların ise alkol ve uyuşturucu kullanımına bağlı olduğu belirlenmiştir. Çocuğunuzun nöbetleri en az 2 yıldır (bu süre ülkelere göre değişmektedir) kontrol altında ise doktorunuzdan alacağınız izin ile (18 yaşını bitirmişse ve ehliyeti varsa) araba kullanmasında sakınca yoktur.</p>
<p>Anne-babalara özel not<br />
Çocuğunuzun durumunu değerlendirmede gerçekçi olmaya gayret ediniz. Çocuğunuza karşı anlayışlı olunuz. Çocuğun kendisini epileptik değil de epilepsisi olan (diabeti, hipertansiyonu, tüberkülozu olan vb.) bir kişi olarak görmesini sağlayınız.</p>
<p>Genellikle pek çok epilepsili çocuğu davranış ve kişilik açısından diğer çocuklardan ayırt etmek mümkün değildir. Epilepsi nöbetleri genellikle dış faktörlerden etkilenmezler ve ansızın ortaya çıkarlar. Çocuğun üzülmesi, isteğinin yerine getirilmemesi, iştahsızlık, çok terleme veya terli halde su içme gibi durumlar nöbetlerin oluşmasında rol oynamazlar. Bu nedenle anne-babanın kendilerini suçlamalarına ve aşırı koruyucu ve kollayıcı davranmalarına gerek yoktur. Bu tutum çocuktaki girişimciliği önler ve aşırı korunan bir çocuk toplum içinde anne-babası gibi koruyucular bulamayacağı için geçimsiz bir erişkin olmaya adaydır. Aşırı koruma epileptik çocuk için olduğu kadar, kardeşleri tarafından kıskanılmasına yol açacağından aile içi sorunlar da yaratacaktır. Epileptik çocuğunuza ilginiz, diğer çocuklarınıza olan ilginizden az veya çok olmamalıdır. Ona özel muamele yapmayın. Sevginizi, disiplin anlayışınızı, dikkat ve ihtimamınızı eşit bölüştürün. Birine bir sorumluluk verdiğiniz zaman, diğerlerine de ona benzer bir sorumluluk verin. Şüphesiz bu sorumluluklar yaşlarına ve yeteneklerine uygun olmalıdır. Epilepsisi olan çocuğunuza gereğinden fazla ilgi göstermeye gerek yoktur. Ailenin tüm fertleri bu durumu olgunlukla ve tebessümle karşılamalıdır. Çünkü koşulacak mesafe uzundur.</p>
<p>Çocuğunuz için her şeyin mükemmel olmasını isteyen sizler için epilepsi tanısı önceleri bu rüyanızı yıkan kabus gibidir. Çoğu anne-baba gibi siz de kendi kendinize &#8220;Neden benim çocuğumun epilepsisi var?&#8221; diye soruyor, bazen kızgınlık, bazen korku, bazen de suçluluk duyuyorsunuzdur. Bunları hissetmeniz gayet doğaldır. Hislerinizi yenmeye çalışmanız çocuğunuza yardım etmenizi kolaylaştıracak ve ailenin beraberce olgunlaşmasını ve yakınlaşmasını sağlayacaktır. Anne baba hislerini kendi aralarında açıkca konuşmalı ve gerekirse doktorundan yardım istemelidir.</p>
<p>Çocuğunuza karşı karşıya kaldığı sorunu anlatırken yaşını dikkate alın. Çocuğunuz nöbetlere yol açan bir hastalığı olduğunu bilmelidir. Olayın nedenlerini anlayabileceği kadar anlatın. Üç-dört yaşlarındaki çocuklar bile beynin vücudumuzun merkezi olduğunu ve değişik organlarımıza yapılmasını istediği şeyler hakkında emirler gönderdiğini anlayabilirler. Ancak bazen beynin gönderdiği acayip emre vücudumuz uymak istemese bile itaat etmek zorundadır. İşte kasılmaların nedeni budur. Ancak çocuğunuzun yaşı ne olursa olsun sorunun hem bugün hem de yarın geçmeyeceğini öğrendiği zaman hissedeceği olumsuz duygulara karşı onu rahatlatmak zorundasınız. Size &#8220;Neden ben?&#8221; diye soracaktır. Sizin olayı kabullenmedeki beceriniz, gerek kendi gerekse çocuğunuzun hislerini kontrol edebilmeniz, çocuğunuzun söz konusu duruma karşı reaksiyonunu çok etkiler. Bu aşamada kendisi gibi krizleri olan bir çocukla buluşturmanın kendisine güvenini artırması açısından büyük yararı olacaktır. Bir kez daha vurgulayalım: kızmak, suçluluk hissetmek veya gelecekten korkmak gayet doğaldır. Her sorununuzu doktorunuzla görüşünüz.</p>
<p>Epilepsi bir derttir, ancak dünyanın sonu demek değildir. Siz çocuğunuzdaki epilepsiyi yok saymaz, bundan ürkmez, bu durumu mutluluğunuzu alt üst eden bir felaket olarak görmezseniz çocuğunuzun ruhsal ve fiziksel sağlığı açısından gerekli temel koşulları oluşturabilirsiniz. Ancak bu koşullarda doktorunuz bilgi ve becerisini başarılı olarak uygulayabilir. Tıbbi durumunuzu konuşacağınız tek kişi doktorunuz olmalıdır. Her şeyi tek başınıza çözmeye çalışmak sizin için zor olacaktır. Böyle davranmak zorunda değilsiniz. Çevrenizde dostlarınız var. Ayrıca unutmayınız ki her çocuk gelecekte, toplum içinde kendi yerini alacaktır. Ona sorunu ile barışık yaşamayı öğretebilirseniz, topluma mutlu ve başarılı bir insan kazandırmış olursunuz.</p>
<p>Yazar &amp; Kaynak: Dr. Güzide Turanlı<br />
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediyatrik Nöroloji Uzmanı</p>
<p>&nbsp;</p>
<div id="crp_related"><h2>Bu yazıya Benzer yazılar :</h2><ul><li><a href="http://www.bilimarsivi.com/kromozomlar/" rel="bookmark" class="crp_title">Kromozomlar</a></li><li><a href="http://www.bilimarsivi.com/akraba-evlilikleri/" rel="bookmark" class="crp_title">Akraba Evlilikleri</a></li><li><a href="http://www.bilimarsivi.com/asiri-sicaklar-ve-insan-sagligi/" rel="bookmark" class="crp_title">Aşırı Sıcaklar ve İnsan Sağlığı</a></li><li><a href="http://www.bilimarsivi.com/arastirmacilar-karmasik-sistemleri-kontrol-etmeninyeni-bir-yolunu-buldu/" rel="bookmark" class="crp_title">Araştırmacılar Karmaşık Sistemleri Kontrol EtmeninYeni Bir Yolunu Buldu</a></li><li><a href="http://www.bilimarsivi.com/sakizseverlere-iyi-haber-sakiz-cignemek-saglikli/" rel="bookmark" class="crp_title">Sakızseverlere İyi Haber: Sakız Çiğnemek Sağlıklı!</a></li><li><a href="http://www.bilimarsivi.com/hamilelik-doneminde-beslenme-diyet-ve-lida/" rel="bookmark" class="crp_title">HAMİLELİK DÖNEMİNDE BESLENME DİYET VE LİDA</a></li><li><a href="http://www.bilimarsivi.com/dna/" rel="bookmark" class="crp_title">DNA</a></li><li><a href="http://www.bilimarsivi.com/kalp-sagligi-hakkinda-10-hurafe/" rel="bookmark" class="crp_title">Kalp sağlığı hakkında 10 hurafe</a></li><li><a href="http://www.bilimarsivi.com/ruhsal-bozukluklarda-genel-gorunun-tutum-ve-davranislar/" rel="bookmark" class="crp_title">RUHSAL BOZUKLUKLARDA GENEL GÖRÜNÜN &#8211; TUTUM VE DAVRANIŞLAR</a></li><li><a href="http://www.bilimarsivi.com/yarasa-tukrugunden-felc-ilaci/" rel="bookmark" class="crp_title">Yarasa Tükrüğünden Felç İlacı</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bilimarsivi.com/epilepsi-sara-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

