May 25

Göttingen, Kopenhag ve Cambridge fizikçilerinden habersiz, Zürih’ te Erwin Schrödinger adlı bir fizikçi paketçik devinbilimini keşfetmekteydi ama başka bir biçimde.

Viyana doğumlu olan Schrödinger sağladığı başarılardan dolayı haklı olarak epeyce ünlenmişti. Avusturalya’ lı babası oldukça kültürlü bir çelebiydi; bitki bilim ve kimya dahil birçok bilimsel konuda sahibiydi; annesi İngiliz idi. Sanatçı yaradılışlıydı, açık ve kolay yazardı. Erwin, eğitimini Viyana’ da tamamladı. Birinci dünya savaşında Avusturya ordusunda çarpıştı. Arkasından çeşitli üniversitelerde çalıştı ve sonunda, anıtsal çalışmasını gerçekleştirdiği Zürih Üniversitesine yerleşti. De Broglie’ nin düşüncelerinden ve Debye ile Einstein’ın bunlara dair yaptığı yorumlardan etkilenerek, doğru dalga kuramını geliştirdi.

Başlangıçta her şeyi görelilik bakış açısıyla ele aldı ve deneyle uyuşumlu sonuçlar alamadı. Göreliliği kullanmadığında başarı elde etti. Bunun sebebi elektron bükümünü hesaba katmayışıydı.

Çalışmasını Ocak 1926’da yayımladı. (Annalen der Physik) ve ünlü denklemini yazdı.

 

2 + (x, y, z) + 8 π2 m [ E – U (x, y, z)] Ψ (x, y, z) = 0

h2

Bu denklem tüm dalga devinimleri için tipik bir denklemdir. Ses dalgaları, elektromanyetik dalgalar ve diğerleri hep Schrödinger’inkine benzer matematik denklemleriyle anılır.

Schrödinger denklemindeki 2 , Laplace işlemcisi, E sistemin enerjisi ve u(x, y, z) de sistemi tanımlayan potansiyel enerjidir. Ψ (x, y, z) fonksiyonuna Schrödinger ölçeği (=scala) denir. Schrödinger denklemi ancak E özel değerleri için “kabul edilebilir (=acceptable) çözümler” yani ∫ [Ψ (x, y, z) ]2 dx dy dz integralinin sınırlı olduğu çözümler verir. Bu çözümlere özdeğerler denir ve bu değerlerin bütünü bir tayf tanımlar. Böylece paketçiklenme ortaya çıkar.

Schrödinger’in makaleleri, Einstein’ın ve Planck’ınkiler gibi Annalen der Physik’de basıldı. “Özdeğer problemi olarak paketçiklenme” ortak başlığını taşıyorlardı ve hemen evrensel dikkat ile hayranlık uyandırdı. Schrödinger’in bu kadar çabuk evrensel oluşu matematiğinin fizikçilere tanıdık gelen bir türde oluşuydu kuşkusuz ve yönteminin tümü matematiksel açısal klasik dalga kuramından farklı değildi. Başarısının başka bir nedeni de yöntemlerinin somut pratik problemlere Heinsenberg’inkinden çok daha kolay uygulanıp, deneylerle karşılaştırılabilir olmasıydı.

Yine de büyük bir çözülmeden duruyordu. O dalga gibi yayılan gizemli ölçek Ψ nedir? Bir süre için Schrödinger gibi başkaları da bir kompleks sayı olan Ψ ‘in büyüklüğü bir bulut gibi çözünmüş elektronun yük yoğunluğu olduğunu düşünmüşlerdi. Yine de bu yorumlama epeyce kuşku yüklüydü.

Schrödinger’in kuramı Kopenhag’da hayranlık uyandırmış ama μ yorumu kabul görmemişti. Bahr, Schrödinger’i, kuramıyla ilgili sorunları tartışmak amacıyla davet etti, yoruma yönelttiği eleştiri ve itirazlarıyla onu epeyce rahatsız etti ve sonunda Schrödinger hastalanıp yatağa düştü. Ancak bu Bohr’u durdurmadı fiziğin bu denli yaşamsal bir sorunu karşısında kendini ev sahibi olmasına rağmen – kontrol edememişti.

Schrödinger’in sonraki yaşantısı yaşadığı dönemin aynısıdır. Berlin’de Planck’ın yerine geçti, ama 1933’de Nazizmin gelişmesiyle Almanya’dan ayrılıp Oxford’a geçti. 1936’da Hitler Avusturya’yı topraklarına kattıktan sonra, ülkesine: Graz’a adeta kovulmak için geri döndü. Roma’ya kurtarabildiği tüm eşyasını koyduğu bir sırt çantasıyla geldi. Fermi ile görüşerek, kısa bir süre için bir yurt, bir sığınak bulduğu Vatikan’a götürmesini rica etti. Oradan da 1955’e dek kalacağı Dablin’deki ileri araştırmalar enstitüsüne geçti. Biyofizikçilerde önem taşıyan “yaşam nedir!” adlı bir kitapçık yazdı. Sonra Viyana’ya döndü ve orada öldü.

Ψ nin anlamı, Max Born 1926’da elektrik değil olasılık yoğunluğu olarak yorumlayınca açıklık kazanmaya başladı; yani [Ψ (x,y,z)]2 dτ elektronunun x, y, z koordinatlarındaki dτ aralığında bulunma olasılığıdır.

Bunun sonucunda Heisenberg ve Schrödinger kuramlarının matematiksel ayrılığı fark edildi. Schrödinger denkleminin özel bir problem için nasıl çözüleceğini bilen herkes Heisenberg matrislerini hesaplayabilirdi, ya da tersi. Bu aynı problemi geometrik ve analitik yoldan çözmeye benziyordu. Yani dalga devinimi ve Matrizenmechanick aynı şeydi.

Yazan :admin

May 25

De Broglie ailesi aslen İtalyan ve Piedmant’daki Chieri kasabasındandı. Fransız tarihinde oldukça öne çıkmış bir aileydi. Lois De Broglie ciddi bir tarih eğitiminin ardından, ışığa ilgi duymaya başladı. I. Dünya savaşında Fransız ordusunda radyoyla ilintili işlerde çalıştı. Savaş sonralarında fizik çalışmaya başladı ve kurama eğildi.

De Broglie, ışığın ikili doğası üzerine düşünmeye başladı. Saçılım ve girişim üzerine yapılmış tüm deneylere göre, ışık elektromanyetik dalgalardan oluşuyordu, ama Einstein’ın ön tezine göre de tüm enerjisi maddeyle değişebilen tanecikti. Her iki tezi destekleyen deneyler vardır. Eskiler dalgayı, yeniler ise ışık paketçiğini doğruluyordu. Düşüncelerini geliştirmek için göreliliği kullandı ve bir parçacığın p=mV momentumunu parçacığa eşlik eden bir dalganın λ dalga boyuna bağlayan şu bağıntıyı buldu;

 

         h

λ = ——

       p

De Broglie’nin daha sonra vurguladığı üzere optiğin iki yüzü vardı: Geometrik optik ve dalga optiği. Geometrik optik bir yaklaşıklık olarak dalga optiğinden türetilebilirdi. Geometrik optik genellikle ışık “ışınları”nı izleyen araç yapımcıları tarafından kullanılır ve oradaki uzaklığın ışığın dalga boyuna kıyasla büyük olduğu durumlarda doğru sonuç verir.

Dalga optiğinin geometrik optiği vermesi gibi sıradan devin bilimi verecek bir kuram nasıl bulunabilirdi? De Broglienin karşı karşıya olduğu sorun buydu. Bu bakış açısıyla daha önce sözü edilen λ = h/mv bağıntısını yine bulmuştu. Ulaştığı bir başka önemli sonuç da bir yörünge üzerinde durağan dalgalar sistemi kurmak istenirse yörüngenin tam sayıda dalga boyu içermesi gerekeceği düşüncesine dayanıyordu. Burada tamsayılar ortaya çıkar ve böylece bazı durumlarda Bohr-Sommerfield paketçiklenme kuralı ile aynı sonuçları veriyordu. Dalgaboyu ve momentum arasındaki ilişki gerçekten doğruydu; ancak özel durumlarda geçerli ve daha da geliştirilmesi gerekliydi. Bu tezden sonra elektron girişim deneyleri açıklığa kavuşmuştu. Buna da elektron kırınımı terimi ortaya çıkmıştır.

De Broglie bu buluşuyla-paketçiklenme yöntemi – 1929’da Nobel ödülünü aldı. Tezinin II. bölümü ilkeldi, ancak Erwin Schrödinger için elektronun gerçek dalga denklemini bulmasına uyarı oldu.

Yazan :admin

May 25

Enrico Fermi 29 Eylül 1901’de Roma’da doğmuştu. Babası İtalyan demiryollarında çalışıyordu. Annesi ise ilkokul öğretmeniydi.

Roma’da büyüdü ve orada öğrenime başladı. Örnek bir öğrenciydi. Henüz çocukken matematik ve fiziğe karşı yoğun bir ilgi duyduğunu fark etti.

Fermi’nin babasının yine İtalyan demiryollarında çalışan ve teknik bilgisi epeyce yüksek bir ahbabı vardı, Adolfo Amidei. Amidei Fermi’nin sıra dışı yeteneklerini fark etti. Çocuğa matematik ve mühendislik kitaplarını verdi ve okuyup anlamasına yardımcı oldu. Böylece Fermi sağlam bir matematik eğitimi kazandı. Liseyi bitirdiğinde, Amidei onu Pisa’daki Scuola Normale Sopreiore’de parasız üniversite eğitimi görmesi için burs sınavına girmeye teşvik etti. Girdi ve birinciliği elde etti. Scuola Normale, Fermi’nin sınav giriş kağıdını hala saklamaktadır.

Sınavın konusu “Sesin özellikleriydi”. Adayın titreşen bir teli ayrıntıyla anlatması isteniyordu. Fermi, telin kısmi türevsel denklemlerini yazdı, özfonksiyonlarını ve özdeğerlerini buldu. Bu güçlükte bir sınavın altından, baştan sona ve kitaplardan yararlanmaksızın, ancak zaman, hatta günümüzün bile, bir iki doktora öğrencisi kalkabilirdi. Böylece Fermi sınavı kazanmıştı.

Scuola Normale de, kendi başına çalışmak zorundaydı; öğretmenleri kütüphanede bulunan kitaplardı. Bir yıl sonra Pisa üniversitesindeki paketçil kuram ve görelilik üzerine en üst yetke sayılmaya başlamıştı.

1922’de mezuniyetinden hemen sonra, üniversiteden fizik enstitüsü yöneticiliği çağrısı aldığı Roma’ya ailesinin yanına döndü. Bu arada Senatör O.M. Carnino ile tanıştı. Onun sağladığı burslar sayesinde Fermi Almanya ve Hollanda’ya giderek uluslar arası fizik topluluğuyla ilişkiye girdi. İtalya’ya geri dönüşünde, Floransa’da geçici bir süre öğretmenlik yaptı. Bu arada Roma üniversitesindeki ilk kuramsal fizik kadrosuna atandı ve Powilin dışında tutma (dışarılama) ilkesine uyan parçacıklar için adıyla anılan istatistiği bularak uluslar arası ün kazanmaya başladı. Bu istatistiğe uyan parçacıklara fermiyonlar denir, proton ve nötronlar fermiyon olduğu için bu istatistik çok geniş bir uygulama alanı vardır.

Roma’daki bu okul başlangıçta, ağırlıkla tayf ölçüm ve atom kuramı üzerine çalışıyordu ama Fermi ve arkadaşları yeni konuların daha umut verici ve geleceğin çekirdek fiziğinde olmasını fark etmesiyle yön değiştirdi.

Bunun üzerine Fermi ve arkadaşları yapay ışıma etkinlik (radyoaktivite) üzerine çalışmaya başladılar. Fermi’nin grubu yaptığı çalışmalarda hem deneysel, hem de kuramsal pek çok başarı sağladı. Fermi’nin yavaş nötronların çekirdek enerjisinin anahtarı oluşuna dair açıklaması ona 1938’de Nobel ödülünü kazandırdı.

Gittikçe orta faşist baskıya dayanamayarak New York’a oradan da Kolombiya Üniversitesine gitti. Bu sıra da Hitler’in zulmü son haddindeydi ve bir şeyler yapılması gerekiyordu. Fermi’nin New York’a yeni geldiği zamanlarda büyük bir buluş parçalanma Hahn ile Strassman tarafından bulunmuştu. Bölünme olgusundan zincirleme tepkiye giden yol, kağıt üstünde oldukça kısadır. Eğer bu zincirleme tepki çok hızlı ve denetimsiz gerçekleşirse bir patlama meydana getirir. Öte yandan tepkime denetim altına alınırda dengeye konursa, enerji kaynağı da elde edilebilir. Fermi, bölünmeyi deneysel yoldan araştırmaya karar verdi ve Kolombiya Üniversitesinde araştırmaya başladı. Bu sırada Fermi’de pek çok fizikçiyle birlikte atom bombasının yapılabilmesi için çalışmalara katıldı. Uranyuma dayalı olarak Plütonyumun ortaya çıkması da bu zamanlara rastlar.

Fermi, öncelikle plütonyum üretimi için gereken zincirleme tepkime alanında görev almıştı. Bu alanda büyük başarı sağlamakla kalmayıp, tepkimenin kuramsal çalışmalarını da yürüttü.

ABD’nin Los Alomos’daki işliğindeki pek çok parlak fizikçinin çalışmasıyla atom bombası yapıldı ve 16 Temmuz 1945 şafağında ilk atom bombası burada patladı.

Savaşın sonuna doğru Fermi çekirdek fiziğinin bir doygunluk düzeyine erişmekte olduğunu fark ettiğinden bu konudan soğudu.

Şikago üniversitesi üç yeni enstitü oluşturmayı amaçlıyordu. Biri çok düşük sıcaklıkları, ikincisi metalleri, üçüncüsü de çekirdek tepkimeleri inceleyecekti. Böylece Şikago okulunu kurmayı başardı.

Fermi, ilgi duyduğu başlıca iki alanda deneysel araştırmalarını sürdürmek istiyordu, yüksek enerji fiziği ve bilgisayar uygulamaları Los Alomos’tan sonra elektronik hesaplayıcıların önemini kavramış ve bulabildiği her fırsatta, dünyadaki ilk bilgisayarlardan birini kullanmak üzere Los Alomos’a dönmüştü. Bu bilgisayar, sonraki modellerine kıyasla ilkeldi kuşkusuz ama onun sayesinde Fermi, istatiksel devinbilim gibi yeni oluşumlarda deneyim kazandı. Bu alanda da bir keşif yapmayı başardı: proton-piyon çarpışmasının ilk seselimi (=resonance). Bu deneylerin irdelenmesi sırasında Fermi ve arkadaşları Los Alomostaki bilgisayardan epeyce yararlandı. Şikago ivmelendiricisinin yapımında bizzat çalıştı ve yapımı bitince piyon-nükleon çarpışması üzerine çalışmaya girişti.

Bu savaştan sonra Fermi, ders vermek üzere İtalya’ya gitti. 1954’deki son ziyareti sırasında piyon fiziği üzerine dersler verdi. Bu sırada teşhisi henüz konmamış bir hastalık yüzünden acı çekmekteydi. Mide kanseri olduğu anlaşıldı. Ömrünün son anlarını huzur içinde geçirdi. 29 Kasım 1954’de 53 yaşındayken öldü. Hem deney hem de kuramsal alanlarda ağırlı sahibi olmuş fizikçilerin sonuncusuydu.

Yazan :admin

May 25

5 Kasım 1971’de Würzburg’da doğan Warner Heisenberg (1901 – 1976) babası Münih Üniversitesinde Yunanca profesörüydü. Üniversite eğitimini tamamlayıp, Arnold Sommerfield’in gözetiminde yaptığı doktora tezinin konusu su dinamiğiydi. Ne var ki henüz derecesini almadan önce atom fiziğine yönelmiş ve tayf içindeki deneysel düzenlilikleri aramış, böylelikle sayısal verilerin uzmanı olmuştu. Heisenberg Münih’te iken boş zamanlarını doğayla iç içe olabileceği başta kayak ve dağcılık olmak üzere spora ayırırdı. Birçok açıdan izci ve romantik bir ulusçuydu.

Heisenberg sadece paketçik devinbilimini başlatmış değildir, fiziğin çeşitli dallarına parlak düşüncelerde sağlamıştır. Otuz yaşına gelmeden önce Leipzıg’de bir fizik okulu kurmuş ve burada kuramsal fizik kürsüsüne atanmıştır.

1922’de henüz, Sommerfield’in öğrencisiyken, Bohr’un birkaç dersini dinlemek üzere Göttingen’e gitmişti. Bohr burada konuk öğretim üyesiydi, Heisenberg’de onunla birlikte 1924 sonbaharına dek orada kaldı.Bohr ,yeteneklerini fark eder ve onu Kopenhang Teorik Fizik Enstitüsüne katılmaya davet eder.

Heisenberg’in sorguladığı temel nokta şuydu; Bohr modelinde öngörüldüğü gibi elektron devindiği yörüngeyi nasıl seçmekteydi ve titreşim frekansını nasıl ayarlamaktaydı. Bohr bunu açıklamasız bırakmıştı.

1924’de, Bohr ile Kramers’in yürüttüğü ışık yayılması kuramını izleyerek Heisenberg, atomlardaki elektron yörüngelerinin gerçek resimleri gibi paketçilik kuramını çeşitli sezgisel kavramlarından kuşkulanmaya başlamıştı. Pauli, Heisenberg ile görüşmelerinde benzer kuşkular sergilemişti. Sonrasında, yörüngelerin katı ama gözlenemez, betimlemelerini bir yana bırakarak sadece paketçilik sıçramalarının geçiş olasılıkları gibi gözlenebilir niceliklerin kullanıldığı bir kuram formüle etmeye girişti.

Bu sayede, model üzerine kurulmuş sahte kavramları atıp gerçeğe yaklaşacağını umuyordu.

Bu formülasyon, el altındaki sistemin başlangıç ve son konumlarına karşılık gelen iki indeksle etkilenmiş niceliklerin kullanım zorunluluğunu getirmişti; bu nicelikler, yörüngeli modelde periyodik hareketi temsil eden koordinatların Fourier açılımıyla da ilintiliydi. Bu şemanın ürettiği cebir ise, Heisenberg’i de şaşırttığı üzere komütatif değildi; yani niceliğin çarpımı sıraya bağlı çıkıyordu. Bütün bu düşünceleri toparlayıp, 1925’de bir makale yazdı.

O günlerde Heisenberg matrislerin matematik kuramını bilmiyordu. Bu yüzden , Max Born ve Born’un bir öğrencisi Pascual Jordan, paketçilik devinbiliminin doğru sonuçlar veren bir şemasını çıkardılar. Yöntemleri, devinim değişkenlerinin betimlenmesinde kullanılan matrislerle ilintili olarak, karşılık gelme ilkesinin daha derin ve inceltilmiş yorumuna dayanıyordu. Yöntem aynı zamanda Hamilton’un klasik analitik devinbilimiyle de ilgiliydi. Ne var ki; q koordinatları ve bunların p momentumları zamanın değişkeni olan sıradan sayılar değil matrislerdi – yani, kare içine doldurulmuş kompleks sayılar- her sayının kare içindeki yeri iki indeksle belirlenir, iki sayının bulunduğu yerin satır, ikincisi de sütun numarasıdır. Özel fiziksel uygulamalarda bu indeksler, sistemin başlangıç ve son konumlarına karşılık gelir. Matris gibi matematiksel nesneler, sıradan sayılarla uğraşırken yapılan yalın kurallarla toplanıp açıklanabilirler. Ancak çarpmanın değişme özelliği yoktur ve sıra önemlidir.

Matrizenmechanik ya da Quontenmechanik adı verilen bu yeni devinbilim açık seçik olmaktan uzaktı. Heisenberg ve arkadaşları genel kuramı öğrendikten sonra özel örnekler alarak hormanik ve hormanik olmayan salımalara ve başka bazı basit problemlere uygulanmışlardı.

Quantenmechanik müthiş çekiciliği olan yeni temel düşünceler içeriyordu. Özellikle yörünge kavramını atıp sadece gözlenebilir nicelikler kullandığı için yeni ufuklar açacak gibi görünüyordu. Ama bu yöntemin de kavramları az çok bulutsuydu ve hiç değilse başlangıçta, yeni ve zor problemleri çözebilmekten uzaktı. Özetle çekiciliği sadece küçük bir önderler grubu içinde kalıyordu.

Heisenberg ve Shrödinger birbirinden bağımsız olarak ve farklı yöntemlerle aynı konu üzerinde çalışmışlardı. Zamanla kuramlarının matematiksel ayrılığı fark edilmeye başlanmıştı. Ancak matematiğin yorumlanması çok daha zor bir sorundur. Madde ve ışığın her ikisi de hem madde hem de ışığın bazı özelliklerini gösterir. Burada sözünü ettiğimiz, mikroskobik parçacık ve mikroskobik dalgadır. O zaman şunu sorabiliriz, ışık bir dalga olayımıdır, yoksa ışık parçacıklarından mı oluşmaktadır? Böyle sorular, Einstein’in 1905’de, basitmiş gibi görünen eş zamanlılık kavramının nasıl irdeleneceğini gösterdiği sırada ileri sürdüğü yöntem ve düşünce yollarına başvurmalıyız.

Heisenberg’in ünlü 1927 makalesinde ilk kez gösterdiğine benzer yöntemler kullanarak da bir parçacığın yörüngesi ya da klasik dalga kavramı gibi eski kavramların mikroskobik nesnelere uygulanmaya çalışılmasında nasıl yıkıldığını görebiliriz. Bazı özel deneyler yaparak bir dalga ile uğraştığımızı “gösterebiliriz” ama zaman bir tanecikle uğraştığımızı göstermemizi gerektirecek deneyleri aynı parçacık üzerinde yapamayız, ya da tersi. Bu ikilemin altında paketçiklenme koşulları yatmaktadır. Bir parçacığın yeri ve momentumunu aynı anda belirlemeye kalkıştığımızda, bir parçacığın ikili karakterinden –tanecik ve dalga- kaynaklanan çelişkilerle karşılaşırız. Bu zorluğu betimlemek üzere Heisenberg, bu ölçümlerin, elektron gibi bir parçacığın ikili karakteri yüzünden olanaksız olduğunu gösteren birçok deneyler tasarlanmıştı. Sonucun duyarlılığı, Heisenberg’in bulduğu ünlü belirsizlik ilkesi tarafından sınırlandırılmaktadır. Koordinat ölçümünü etkileyen kaçınılmaz hataya Δq momentum ölçümündeki türdeş hataya Δp dersek:

Δp Δq ~ h

2π elde ederiz.

Hata deyimi, kuşkusuz, kullanılan aygıtların eksikliğinden kaynaklanan yanlışlar değil, bir dalganın yarıktan saçılımı yada bir ışıma paketçiğinin geri tepmesi gibi olgulara içsel ölçülemezlikler anlamındadır.

Belirsizlik eşitliği paketçilik koşuluna (pq – qp = h / iπ) sıkı sıkıya bağlıdır. Belirsizlik ilkeleri, sadece matrisleri yer değiştiremez olan büyüklükleri bağlar. Hersenberg’in bu düşüncelere yer verdiği makalesi adeta fizikte çığır açmış ve büyük bir sevinçle karşılanmıştır.

Heisenberg, Pauli, Dirac ve paketçikdevin biliminin öteki kurucuları, kuramın gelişim sürecindeki uzunca belirleyici dönemi Bohr’un Kopenhag’daki enstitüsünde geçirdiler. Bohr ile ve kendi aralarında yaptıkları uzun tartışmalar düşünceleri arındırıp öğretinin kristalleştirilmesine yardımcı olur. Yakın temasları, üstesinden gelinen zorluklara ilişkin anılar ve ortak yaşam “Kopenhag ruhu” denilen grup ruhunu yarattı.

Bu gelişmeler olurken Einstain’da oradaydı ve yeni kuramın temellerini yıkmaya girişerek, belirsizlik ilkesine karşı örnekleri oluşturmak için her yolu denedi. Bohr’la uzun süreler bu konu hakkında konuştular, Einstein sonunda karşı örnek bulamadığını kabul etti ama Bohr’a özel bir mektupta yazdığı gibi, “Tanrı zor atmaz” inancını da kazıdı.

Naziler iktidara geldiğinde, kişisel hiçbir tehlike içinde olmayan Heisenberg, derin bir sadakatla bağlı olduğu Almanya’da almaya karar verdi . Alman bilimini her türlü olasılığa karşı koruma umudu nedenlerinden biriydi. Ama umudu çok iyimser değerlendirdiğinden kendini sık sık çözülmesi zor çatışmaları içinde buldu. Savaş sırasında başarısızlık ve sonuçlanan Alman atom bombası projesinin önderliğini yapmıştı. Savaştan sonra da Alman biliminin yeniden kurulmasında ağır çalışmalar üstlendi. Münih’e döndü, büyük bir fizik enstitüsü yönetti ama çoğu büyük fizikçinin başına geldiği üzere fizik artık onun erişemeyeceği yönlerde gelişmişti. 1976’da öldü.

Yazan :admin

-